Ekonomi ve turizm alanı iktisadi açıdan ele alındığında, para emeğin karşılığı olarak kazanıldığında veya ülkeye sokulduğunda toplumsal kazanım sağlanır ve ülkeye katma değer kazandırır. Ancak, emeğin karşılığı olmayan paranın ekonomik ve psikolojik kabullere dayanarak dolaşıma sokulması ciddi ekonomik sorunlara yolaçmaktadır. Kanunen meşru kabul edilip vergilendirilen bir sektör olsa bile, ödediği vergi haricinde kalan kısmı ülkeye zarar vermektedir. Gelen dövizin %80'i zarardır verginin %20 olduğu düşünüldüğünde, bu zarar milli servete bölündüğünde kişi başına düşen ekonomik kayıp ortaya çıkmaktadır. Millî paranın değer kaybetmesindeki en büyük etken, ülke içi ihtiyaç ve isteklerin karşılanamamasıdır. Eğer yabancı para girişi üretimde karşılığını bulamazsa, girdiği ülkenin ekonomik gücünü miktarınca azaltır (ancak dövizi getiren kişi veya firma bundan zarar görmez). Güçlü ekonomilerde para homojenliğe yaklaştıkça refah yaygınlaşır, ancak dengesiz döviz girişi para dağılımında dengesizlik oluşturmaktadır. İhracatta ise ülkeye zarar gelmemesi için, üretim fazlasının ihraç edilmesi gerekmektedir. İç piyasa talepleri tam olarak karşılanmadan yapılan ihracat, ülkeye yine zarar getirmektedir.
Turizm sektöründe elde edilen gelirin doğrudan turizm şirketi sahibine gitmesi makro ekonomide üç önemli soruna neden olur:
1. Döviz Girişinin Bireyselleşmesi: Döviz girişi devlete değil, şahıslara ulaşır. Bu durum, ilgili bireyler dışındaki herkesin parasının değer kaybetmesine yol açar.
2. Ekonomik Denge ve Görünmez Kast Sistemi: Turizmden elde edilen gelir, ekonomik dengeleri bozar ve dolayısıyla toplum içinde görünmez ekonomik kast sisteminin güçlenmesine neden olur.
3. Milli Değerlerin Kaybı: Milli değerler, ekonomi yoluyla değil zamanla yeniden kazanılan bir toplumsal kültür olduğundan tekrar kazanılması nesillere mal olabilir bu çok uzun konu olmasından dolayı önceki makalelerimi okumanızı tavsiye ediyorum.
Bir ülkenin parasının değer kaybetmesinin en büyük nedeni, iç piyasadaki ihtiyaçları ve talepleri kendi bünyesinde karşılayamamasındandır. Yabancı para girişi, üretimde bir karşılık bulamıyorsa, o ülkenin ekonomik gücünü azaltır. Dövizi getiren kişi veya kurum kazanırken, ülke genelinde parasal dengesizlikler artar. Güçlü bir ekonomide, para homojen bir dağılıma yaklaştıkça refah yaygınlaşır; ancak kontrolsüz döviz girişi, gelir dağılımında dengesizliklere yol açar ve enflasyonu körükler. Üretim fazlasının ihracatı hariç, ekonomiye dışarıdan gelen paranın sürdürülebilir bir karşılığı olmalıdır.
Turizm, yalnızca yabancı döviz girdisi sağlayan bir sektör olarak görülmemelidir. Asıl işlevi, kültürel yayılımı sağlamak, ülkeyi tanıtmak ve gelecek nesillere milli şuur kazandırmaktır. Turizmi yalnızca bir ekonomik araç olarak görmek, yozlaşmayı hızlandırır.Eğer turizmin getirisi, sahil kenarında insanların güneşlenmesine bağlanıyorsa ve bu durum bir ekonomik kazanç olarak yorumlanıyorsa, aslında giren paranın %80 oranında zarar ediliyor demektir. Devletin ekonomiyi sadece para üzerinden değerlendirmesi, hükümet organizasyonunun ekonomi yönetimindeki yetersizliğini gösterir. Turizmin, sadece turizm şirketlerine gelir sağlama amacıyla yönetilmesi vizyonsuz bir yaklaşımdır.
Üretime dayanmayan bir kazanç modeli olarak turizmden elde edilen gelir, esasen ülke ekonomisine katkı sağlamaz. Kumda yatmanın doğrudan ekonomik bir üretim karşılığı olmaması nedeniyle, turizm sektörünün elde ettiği gelirin %80'i enflasyon şeklinde ülkeye geri dönecektir; %20'lik kısmı ise vergi olarak millete yansıyacağından zarar olarak değerlendirilemez. Şirket sahibi, yüksek miktarda kar elde ederken, bu kar halkın parasının değer kaybı üzerinden sağlanmış olur. Bu nedenle, turizm devletin stratejik bir kurumu haline gelmeli ve büyük devlet anlayışıyla ele alınmalıdır. Turizmden gelen dövizin her koşulda tüm halka kazanç sağlaması için, ülke içindeki üretimin iç piyasayı tam olarak karşılaması gerekmektedir.
Ekonomiyi yalnızca para akışı üzerinden değerlendirmek, sürdürülebilir kalkınma açısından büyük bir hatadır. Devlet, ekonomiyi yalnızca bir para hareketi olarak değil, bir sistem olarak düşünmeli ve yönetmelidir. Turizm politikası da bu sistemin bir parçası olarak, yalnızca döviz getiren bir sektör değil, kültürel, sosyal ve ekonomik kalkınmayı destekleyen stratejik bir alan olarak ele alınmalıdır.