Vakit Doldurmak

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Orada bir kedi kıvrılmış, uyuma seansında gözlerini yarı açıp kapatıyor. Mışıl mışıl uyumuyor, her an tetikte..
Az ötede park var. Banklarda oturan yaşlı-başlı insanlar; öylesine konuşuyorlar. Gıybet, malayani sözlerinin çoğu.
Caddede trafik akmakta… O da ne; bir köpek bir sağa bir sola bakıp karşıdan karşıya geçmekte/koşmakta sonra da uzaklaşmakta.  Muhtemelen karnı aç ve nevale peşinde..
Arka sokaklarda bir yer.. Adı …. Kıraathanesi. İçinde genç-yaşlı herkes var. Çok meşguller çok. Ama kitap okumakla değil taş dizmekle… Oyunları masumane çay ısmarlanmasına sadece(!)..
Bir iş yeri.. Dar bir koridordan bekleme salonuna giriliyor. Müşterilerin oturabilmeleri için koltuklar/sandalyeler yerleştirilmiş. Ortada ki sehpada gazete ve dergiler, duvarlarda manzara resimleri, salonun baş köşesinde de büyükçe bir akvaryum. Japon ve köpek balığı, çöpcüler, kılıçkuyruk, lepistes … akvaryum sirkülasyon ve hava motorları yardımıyla sağlanan temiz/havadar bir ortamda cirit atıyorlar.  Bakanlar için seyirlik hoş bir görüntü, balıklar için gün akşam olsun.
Bastonuna yaslana yaslana bir ihtiyar vakte iki saat var ama gözüne kestirdiği caminin şadırvanına doğru yol almaktadır. Ya evden uzaklaştırıldı ya da "dır dır" dan kaçtı. Gördü ki haldaşlarından da gelenler var. O gelininden, beriki oğlundan, diğeri de eşinden dert yanıyor. Ortak noktaları kendilerinin hep haklı olmaları…
Ahmet bey, canı sağ olur da emeklilik günlerine erişirse kendisini meşgul edecek bir toprağı olsun diye bir bağ satın aldı. Bir bağda bulunması gereken ne varsa imkanları ölçüsünde hazırlamaya çalıştı/çalışıyor. Daha önceleri dikkatini karınca kümeleri çekerdi dağda, kırda, bayırda. Bir gün bağının beton girişinde karıncadan bir koridor gördü.  Diğer baştan bu başa kadar on metre boyunca ipince yol yapmışlar. Sırtlarına aldıkları her ne ise güç bela taşıdıklarını, yol boyu birilerinin üzerlerine basmasına aldırış etmeden ilerlediklerini izledi.
Evin erkeği işten eve döndü, hane halkına selam verdi. Sorunsuz bir gün geçirmişti ve an itibarıyla eşref saati olduğundan muhabbetini yaptı ve maaile yemeklerini yediler. Sıra günün yorgunluğunu atmaya geldi; TV karşısına geçtiler, çay eşliğinde haberler/dizi/film keyfi başladı bile.
Evin hanımı ertesi gün gezmelerden fırsat kalırsa TV'deki dizi, yemek, tartışma/atışma programları başında… Zira hemcinsleri arası gün toplantılarında konuşmak için malzeme lazım, dedi-kodu mu, asla(!)…
Kadın-erkek, genç-yaşlı herkesin -eskiden çocukların elinden düşmeyen oyuncaklar gibi- cep telefonları olmazsa olmazı… Saatlerce sanal alemde geziliyor. O kadar ki, karşıdakine lisanen "merhaba" deme, hal hatır sorma, bilgi paylaşımı bile whatsApp, facebook, mesajlar yoluyla daha cazip gelmektedir.
            ….
Bütün bunlar ne adına?
Vakit doldurmak…
Vakit, o kadar göreceli bir kavram ki kimisine yetmezken kimisi harcayacak yer arar; bir türlü bitiremez.
Oysa vakit/zaman akan bir nehir gibidir, onu belirli bir yerde durdurmaya gücümüz yetmez. O geçer gider. Geçerken de beraberinde pek çok şeyi alır götürür. Gençlik, bitmesini hiç istemediğimiz ile asla hatırlamak istemeyeceğimiz anlar, bazen acı tatlı olaylar gibi..
Vakti doldurmak ne mümkün?
Genellikle "doldurmak"tan maksat "öldürmek" ne yazık ki.  
Keşke "doldurmak" tan bir harf değişikliğiyle "l""yerine "n" koyarak "dondurmak" anlasaydık; bu da mümkün olsaydı.
Keşke vakti doldurabileceğimiz bir yer olsa da depolayabilseydik…
Gerektikçe alır alır kullanırdık, değil mi?
Heyhat…
Bir gün;
Haydi Abbas! Vakit tamam(doldu) denilecek…
Vesselam.