İki Cami Bir Anıt

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Geçen hafta bir vesile ile Ankara'daydım. Damadım Yaşar Uzun, seni bir yerlere götüreyim, dedi. Önce Diyanet İşleri Başkanlığı yanındaki Ahmet Hamdi Akseki Camii'ne gittik. Akşam namazını orda kıldık.
Cami, tek kelimeyle muhteşem. Dört minareli. Her minare tek şerefeli. Merkezde tek kubbe var. Caminin her tarafı çok güzel dekore edilmiş. Hattın her çeşit örneği mevcut. İmamı  da, müezzini de seçme insanlar. Alt katında çok zengin bir kitabevi, lokal, dinlenme salonları ve sergiler yer alıyor. Caminin manevi havası, insanı sarıyor. Huzurla ibadet edilebiliyor. Oturup uzun süre caminin içini seyrederek tefekküre dalınabiliyor.
Akşam namazını oradan kıldıktan sonra Bilkent'in girişindeki Doğramacızade Camii'ne gidelim dedi. Çok modern bir cami imiş. İhsan Doğramacı'nın yaptırdığı bir mekan. Ama gitmedik. Gitseydik hemen yanında yer alan kiliseyi ve havrayı da görecekmişiz. Rektör Doğramacı'nın bütün dinlere hoşgörüyle bakan tavrını da görebilecekmişiz.
Ben, Akseki Camii'nden çıkınca bu hızla Millet Camii'ne gidelim. Yatsı namazını orada kılalım dedim. Damadım da arabayı o yöne çevirdi. Namaz vaktinden çok önce Millet Camii'ne vardık. Güvenlikten geçerek caminin avlusuna vardık.
Cami, dört minaresi ve mimarisiyle Selimiye Camii'ni andırıyor. Avlusunda oturup dinlenecek yerler var. Biz de orada dinlendik.
Bizim gibi pek çok insan gelmiş. Hepsi de camiyi ve çevreyi inceliyor. Herkes, hatıra fotoğraf çektirme derdinde.
Cami, Külliye/Saray'ın hemen yanında olduğu için kenarında konferans ve toplantı salonlarına geçilen yerler var. Ama o saatlerde oralar kapalı olduğu için göremedik.
Vakit gelince ezan okunmaya başladı. Selatin camilerinden okunan ezanlar gibi. Bir bakıma 15 Temmuz 2016 gecesi okunan salalar gibi yüreğimize bir başka dokundu.
Camiye girdik, kendimizi Selimiye ve Süleymaniye Camii'nde hissettik. Gelen aileler, çocuklarını da getirmişlerdi. Onlar için de caminin bir köşesinde oyuncaklarla donatılmış bir mekan vardı. Çocukların camiye alıştırılması bakımından çok iyi bir giriş olarak değerlendirdim. Ancak namaza başladığımız sırada oyuncaklarla oynayan çocukların safların arasında dolaşıp babalarının kucağına oturmalarını pek doğru bulmadım. İmamın lahuti kıraatini dinlemeye ve namazın manevi feyzini tam almaya pek imkan vermiyor diye düşünüyorum. Çocukların camiye gelmeleri sağlamalarını takdir ediyorum ama namaz esnasında onların sûkunetini sağlamak için bir eğitimcinin görevlendirilmesinin de mümkün olabileceğini düşünüyorum.
Yatsı namazını imamın ve müezzinin güzel kıraatiyle kıldıktan sonra camiden çıktık. Buaraya kadar gelmişken Cumhubaşkanlığı Sarayı’nı da görelim dedik. Bir süre yürüdükten  sonra 15 Temmuz 2016 tarihindeki hain kalkışma olayında şehit düşen insanlarımız için yapılmış olan Şehitler Anıtı'na vardık. Televizyonlarda izlediğimizden daha yüksek ve daha görkemli bir anıtla karşılaştık. Orada bizim gibi yüzlerce ziyaretçi vardı.
Tabandan dört yaprakla başlayan anıtın zirvesinde ay-yıldızı omuzlamış askerlerimiz var. Dört yaprağın her birinde Cumhurbaşkanımızın dilinden düşürmediği dört ilke (Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan) yazılı. Dört yaprağın içinde şehitlerimizin her birinin adı ve fotoğrafları bulunmaktadır.
Birisinde, ay-yıldıza omuz veren şehitlerimizi simgeleyen heykeller, diğerinde de yurdun nerelerinden gelip şehit olduklarını ifade eden şehir isimleri yer almıştı. Anıt çok anlamlı ve düşündürücüydü. Orayı seyrederken 15 Temmuz 2016'da Ankara'da yaşadığım o korkunç ve iğrenç gece gözlerimin önünden bir şerit gibi geçti. O anları nefret ve ibretle tekrar hatırladım. Bunca şehide rağmen o gecenin düzmece, ya da kontrollü darbe olduğunu söyleyebilenlere orada bir daha lanet ettim. Bize o işkence ve zulmü reva gören haine de lanet ettim.
Cumhurbaşkanımız da o anıtı her gün seyretmektedir. Onun da bu hıyaneti unutacağını hiç sanmıyorum.
İki camiden sonra görmüş olduğumuz anıt, hem hafızamıza hem de tarihimize kazınmış bir tarihi belge niteliğindeydi.