Gevreğini İçine Dürüp Yemek

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Yaz bütün hararetiyle başladı.
Beldemiz ve ülkemiz olarak Ramazan ayını havalar serin geçtiği için zorlanmadan idrak ve ihya ettik. Yani kolay/bedava oruç tuttuk.
Ramazan'dan bihaber olanlar var mıydı?
Elbette vardı..
Değişik mazeretlerin arkasına sığınarak oruç tutmayanlar oldu.
Herkesin kendi tercihi.
Tercih de kişinin bir hakkıdır.
Ancak hak, sorumluluk gerektirir. Hak ve sorumluluk, biri olmadan diğeri olmayan iki unsur. Her hakka uygun bir sorumluluk, her sorumluluğa uygun bir hak vardır.
İnsanın tercih hakkı olmasaydı kulluk sorumluluğu olur muydu?
Olmazdı.
Hak konusuna girince çıkılmıyor ama devam ederek yazımız başlığıyla bağlantı kurabileceğimiz bir noktaya geleceğiz inşallah.
Malum abid-mabud ilişkisinde iki haktan bahsedilir.
Allah hakkı, kul hakkı.
Her iki hakkın da ifası yine iki şekilde olur. Ya hak ödenir ya da hak sahibi affeder.
Mesela ibadet Allah'ın hakkı, kısas kulların hakkıdır.
Allah hakkı iki türlü kulun boynundan düşer:  Ya kulluk borcu eda edilerek, ya da hak sahibi olan Allah'ın bağışlamasıyla. Kul hakkı da aynen iki şekilde; ya hak, hak sahibine iade edilerek, ya da hak sahibi hakkından kendi rızasıyla vaz geçerek kulun boynundan düşer.
Haklar bitmez, haklılar tükenmez.
**
Ramazan bitti, yaz başladı, ertelenen özellikle düğün dernek işleri başladı.
Hafta içi, hafta sonu düğün salonları yoğun mesaide..
Allah, oğlunu-kızını evlendirenlere ve evlenen çiftlere yardım etsin. İşleri zor.
Hem maddi, hem manevi yükleri var.
Yükler omuzlara paylaştırılıyor, borçlar yapılıyor, dünürler birbirlerini sınıyor ve tanıyor, dostlar çağrılıyor nihayetinde düğünler yapılıyor.
Şimdi gençler şanslı. Gerekli ne varsa alınmış, evleri donanmış kurulu düzene oturuyorlar. Mutlu ve huzurlu bir şekilde ömür boyu yaşamak kalıyor onlara..
İşte sorun burada..
Mutlu ve huzurun devamını sağlamada…
Evlilik gerçeğe dönüşüp sorumluluk yüklenince eşler arasında başlarda ufak çaplı sonra duruma göre az veya çok büyüyen sürtüşmeler başlayabiliyor.
Cümle alem bilir ki bu doğal bir durum.
Sürtüşme ve tartışmaların istenilmeyen noktalara gelmemesi aslolan.
O nokta boşanma..
Günümüzde bir çırpıda bu noktaya getiriliyor evlilikler..
Eşler birbirlerine tahammülsüz hale geldiler. Katlanmıyorlar.
Herkes kendi hakkını ve haklılığını savunuyor.
Boşanmalar artmış durumda..
Hele muhafazakar ailelerde bile..
Duyuyoruz ki falanlar boşanmışlar; sorunları ne, hiç. İncir çekirdeğini doldurmaz şeyler..
Ne olacak şimdi..
Herkes kendi yoluna..
O yol yalnız yürünmez ki kardeşim..
Yola yalnız çıkınca daha önceki yol arkadaşının kıymeti anlaşılıyor.
Haydi geri dön; geride bıraktığın arkadaşını yanına al..
Bu sefer enaniyet devreye giriyor..
İp koptuktan sonra düğüm atmak zor oluyor zor…
**
Ramazan Bayram ziyaretinde güngörmüş bir büyüğün aralarındaki sıkıntılardan bahseden bir evli çifte yaptığı öğüde şahit oldum. Diyor ki o güngörmüş:
"Evlilikte başarı, yalnız aradığı kişiyi bulmakta değil, aynı zamanda aranan kişi olmaktadır."
"Sen kocana câriye ol ki, o da sana köle olsun. Sen ona yer ol ki, o da sana gök olsun."
"Hep karşımdaki değişsin, diye düşünmek yanlıştır. İyiye doğru karşılıklı değişmek lâzımdır. Evlilik huzur bulmak içindir, didişmek için değil."
Son cümleden hareketle bana orijinal gelen şunu da söyledi:
"Gevreğini içine dürüp yeyin, pek tatlıdır."
Yoruma gerek var mı?
Karı-koca arasında çıkan tartışmalardan sonra sakinleşip birbirlerini anladıklarında yapılan gevreğin içine dürülüp yenilmesi değil mi?
Keza tartışma ve sürtüşmelerin had safhaya gelip boşanmaya ramak kala ya kendi aralarında ya da birileri yardımıyla gevreğin içine dürülmesi sağlanınca tekrar tesis edilen ülfet ve muhabbet tadından yenmez herhalde.
Allah ağız tadımızı ve aile huzurumuzu bozmasın.
Amin..