Ateist de Allah Der

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Ateizm, felsefe tarihinde tanrı tanımazlık olarak bilinir. Allah'ın varlığını yani âlemde deruni ve üstün bir sebebi/varlığı inkar eden felsefi meslektir. Allah'ı, ruhu, hayatı inkar ederken âlemin tesadüfen bir takım kombinezonları ile meydana geldiğini iddia eden bir ekoldür.

Onun için tabiat olaylarının izahında hiçbir neden tanımazlar. Ateistler; dine, dindarlara, yüksek inançlara karşıdır. Bu nedenle materyalizmle özdeşleşirler.

Ateistler, eski Yunan'dan beri aktiftirler. İslam felsefecilerini uğraştıran Dehriler de birer ateisttir. Pozitif ilimlerin güçlenmesiyle insan ve toplum hayatından Tanrı ve din kavramlarını çıkartmak için kendilerinde daha fazla cesaret görmüşlerdir. Niçe'nin "Tanrı ölmüştür" sloganıyla kiliseye karşı isyanı, Marks'ın "Din afyondur" söylemi aslında aynı fikri temele dayanır.

Materyalistler de madde âleminin ötesinde herhangi bir varlık tanımazlar. Her şeyin maddeden ibaret olduğunu, maddeye yön veren fizik ötesi bir gücün olmadığını savunurlar. Bu konuda o kadar ileri giderler ki Tanrı fikrini hatta Tanrı'yı da insanlar yarattı derler.

Bu akım, Tanzimatla birlikte Osmanlı topraklarında da yayılma hızına kavuşmuştur. Hatta bir tanzimat şairi, Tanrı fikrini izah ederken "İnsan kendi putunu kendi yapar, kendi tapar" diyebilmiştir.

Altmışlı yıllarda bir Danıştay Başkanımız "Tavuk mu yumurtadan çıktı? Yumurta mı tavuktan çıktı?" diyerek başladığı sözlerini "Allah mı insanları yarattı yoksa insanlar mı Allah fikrini yarattı?" gibi mantık oyunlarıyla inkarcılık akımının adeta sözcülüğünü yapmıştı.

Dünyada ateizm ve materyalizm akımı, uzun yıllar hatta yüzyıllar boyunca teorik boyutta kalmıştır. Marksizmin devlet nizamına hakim olduğu ülkelerde dine ait ne varsa yasaklanmıştır. Kiliseler, camiler, her türlü mabet kapatılmıştır. Kimisi yıkılmış, kimi de amacı dışında kullanılmıştır. Bunu bilmeyen yoktur.

Yıllarca insanlarda din duygusu bastırılmıştır. Din eğitimi yerine Ateizm Dersleri okutulmuştur. Buna rağmen kominizmin baskısının kalktığı ülkelerde inanç tarlası tekrar yeşermeye başlamıştır.

O yılların tahribatının silinmesi, pek kolay olmayacaktır. Ama imana susayan gönüllere suyu ne kadar çabuk yetiştirirsek bu beladan o kadar kısa sürede tamamen kurtulacağız.

Aslında "Ben Allah'a inanmıyorum" diyen herkesin kalbinde yine de Allah inancına açılacak bir kapı her zaman vardır. Onlar, darda kaldıkları zaman, kimsenin yardımından yarar gelmeyeceğini gördükleri an, gayri ihtiyari olarak ellerini semaya kaldırarak "Allah" dediklerine hepimiz şahit olmuşuzdur. İşte o andan itibaren Allah inancına açılan kapıdan girilip dostluk kurulabilir.

Konuyu Şükrü Kızılot'un "Kaynana Vergisi" adlı eserinden aldığımız bir anekdot ile bitirmek istiyorum:

Ateistliğiyle övünen biri, bir gün ormanda tabiatın ihtişamını hayranlıkla seyrederek dolaşırken, ağaçların arasından koskoca bir ayı çıkmış, başlamış adamı kovalamaya.

Adam hızla kaçıyor, ayı da oldukça yaklaşıyormuş. Derken adamın ayağı yerdeki bir kütüğe takılmış ve ayı da adamın üstüne düşmüş. Ayı pençelerini kaldırınca ateistliğiyle övünen adam;

-Aman Allahım, diye bağırmış.

Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki ırmak bile akmaz olmuş. O anda gökyüzünden nurani bir ışık vurmuş adamın yüzüne. Çok derinden gelen ilahi bir ses, adama:

-Yıllarca bana inanmadın. Yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın. Şimdi ise benden yardım istiyorsun. Seni artık sevgili kullarımdan biri sayabilir miyim?

Adam, mahcup vaziyette:

-Bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık olur. Ama belki ayıyı dindar yapabilirsiniz, demiş.

O ilahi ses:

-Peki demiş ve kaybolmuş.

Irmak tekrar akmaya başlamış, her şey eski haline dönmüş.

Ayı, iki pençesini de göğe kaldırmış ve konuşmaya başlamış:

-Ey benim Yüce Rabbim, senin rızkınla orucumu açıyorum. Hamdolsun verdiğin nimetlere.

Kaynak: Kaynana Vergisi: Şükrü Kızılot (9. Baskı) Sh: 73 2010-Ankara