Kararımız Ne Olmalı? Niçin?

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Milletçe referanduma yöneldiğimiz şu günlerde bazı şeyleri hatırlamak zorundayız.
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Başkanı ve Cumhurbaşkanı idi. O dönemde valiler de partili idi. İnönü döneminde de durum aynıydı. Cumhurbaşkanının partili olması, cumhuriyet rejimine aykırı görülmüyordu.
O günün mecburiyetleriyle çok partili sisteme geçildiği ilk serbest seçimlerde millet Demokrat Parti'yi güçlü bir biçimde iktidara getirdi. Bu sayede ezan, asli şekilde okunabildi. Din eğitimine ruhsat verilerek İmam Hatip Okulları açıldı. Devletle millet barışmaya başladı. Yine cumhurbaşkanı partili idi. Yine rejim, cumhuriyetti. Ama cumhuriyeti kurmakla övünen parti, bir türlü iktidar olamıyordu.
Çare ihtilaldi. Albaylar cuntası, bir orgeneral bulup başa geçirerek 27 Mayıs 1960 ihtilalini yaptı. "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" vecizesi meclisin duvarında yine kaldı ama hakimiyet, devlet kurumları arasında taksim edildi. En güçlü muhalefet görevi, Anayasa Mahkemesi'ne verilmişti. Muhalefetin hoşuna gitmeyen her kanun, bu mahkemeden geri dönüyordu. Yargıtay ve Danıştay'da bürokrasinin tepesinde Demokles'in kılıcı gibi duruyordu.
Anayasada yazılı olmasa da bağımsız cumhurbaşkanı ancak genelkurmay başkanlarından olabilir anlayışı, adeta bir dayatma gibi duruyordu. Formalite icabı sabahleyin emekliye ayrılan genelkurmay başkanı, öğleye doğru cumhurbaşkanı adayı oluyordu. Meclis, ya onu seçecek ya da seçecekti. Seçmezse ardından bir ihtilal daha gelecekti.
Asker kökenli cumhurbaşkanlarının hiç biri tarafsız değildi. Ana muhalefet partisinin demeçlerini takip ediyor, ona göre meclisten gelen kanunları veto ediyorlardı. Yani tarafsız olacağı beklenen cumhurbaşkanları, aşırı taraf oldular.
Şu andaki anayasa değişikliğinde en çok itiraz edilen konuyu, tarihi seyir içinde böylece açıklamış olduk.
Bugün anayasa değişikliği konusunda ne oy vermemiz gerektiği konusunu, yine tarihi bir örnekle açıklayalım.
Sultan II. Abdülhamit, önemli bir konuda karar vermeden önce Rus sefirini, İngiliz sefirini ve Alman sefirini ayrı ayrı saraya davet edip görüşürmüş. Sonunda onların tavsiyelerinin tersini işlermiş. Düşmanın arzusu hilafına karar vermek, ümmetimizin lehine olacaktır dermiş.
Ben de bakıyorum; bu anayasa değişikliğine başta Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa, İsviçre, Avusturya olmak üzere dış düşmanlar karşı çıkıyor. Bizdeki değişiklik, onları niçin rencide ediyor anlamak mümkün değil. Abdülhamit Han gibi değerlendirmemiz gerekiyor.
Onların yerli maşaları PKK, DHKPC, DEAŞ ve 15 Temmuz 2016'da dişini ve gerçek yüzünü gösteren hain örgütler, bu anayasa değişikliğine karşı çıkıyor.
Öyleyse onların dediklerinin, arzularının tersini yaparak EVET demek lazım.
Başkanlık Sistemi, Milli Nizam Partisi döneminden itibaren Necmettin Erbakan'ın, Başbuğ Alparslan Türkeş'in temel görüşüydü. İstikrarı  yakalayabilmek için Turgut Özal ve Süleyman Demirel de Başkanlık Sistemi'nin savunucuları idi.
Hal böyleyken 15 Temmuz darbe girişimine tiyatro ve kontrollü darbe diyen ana muhalefetin ille de muhalefet olsun diye başlattığı olumsuz kampanyaya rağmen memleket lehine olan değişikliği engellemek doğru olmaz. Hem bu değişiklikle cumhuriyetimizin kuruluş dönemine dönmüş olacağız. Bunun sakıncasını anlamak mümkün değil.
Sonuç olarak vatandaşlarımızı, memleketimizin ufkunu açacak, günün şartlarına hızlı çözüm bulunmasına imkan verecek anayasa değişikliğine EVET demeye çağırıyorum.