Tepki fiile mi, failemi olmalı -2-

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Bir önceki yazımızda olumsuz davranışlar sergileyenleri anlamaya yönelik düşüncelerimize yer vermiştik.
Bu yazımızda söz konusu davranışları ıslah ve imha derdinde olanları anlamaya ve karşı tarafa anlatmaya çalışacağız.
Birkaç gün önce basında çıkan habere bakınız:
Sakarya'nın Erenler İlçesi'nde, Kuran kursunda küçük yaştaki çocuğu terlikle döverken görüntüleri sosyal medyada yayınlanması üzerine gözaltına alınan 55 yaşındaki Şükrü Yılmaz ifadesinde, "Ders yapmadığı için dövdüm, hata ettim" dedi. Mağdur A.P'nin (13) ise emniyetteki ifadesinde, Ş.Y'nin değişik tarihlerde derslerini veremediği için terlik ve bazen tokatla vücudunun çeşitli yerlerine vurmak suretiyle 10-15 kez kendisini dövdüğünü söyledi. (15.01.2017 - Basın Yayın Gazeteler)
Bu tür haberlere konu ve aracı olmak kimin yararına Allah aşkına!
Günümüzde eğitimci olmak da, öğrenci olmak da zor.
Ebeveyn olmak da keza..
Toplumumuzun eğitim refleksleri eskisi gibi değil, çok kırılgan ve değişken.. Eti senin kemiği benim diye okula teslim edenle, öğrencisine yan gözle bakan öğretmene dünyayı dar eden veliler var.
Bir öğrenci velisinden dinlemiştim:
Ortaokul öğrencisi kızımın okuluna gittim. Kimi görmüşsem hocalardan, beni tebrik ettiler, terbiye ve çalışkanlığı yüzünden. Kimsenin görmediği bir yere çekildim ve ağladım sevinçten. Zira tersi de olabilirdi.
Ne yazık ki, göğsü gerile gerile okula gidemeyen çocuklarının durumunu soramayan veliler de az değil. Veli toplantılarına bakılırsa okullarda, katılanların ekserisi öğrencisiyle takdir ve taltif toplayanlar.
Adı üzerinde eğitim-öğretim iki ayaklı.
Eğitimsiz öğretim olmadığı gibi öğretimsiz eğitim de olmaz.
Birincisi bilgi hamallığı, ikincisi ise cehalet.
Bir özdeyişte denildiği üzere "öğretimsiz eğitim topal, eğitimsiz öğretim kördür."
Bir din görevlisi anlatıyor:
Yaz Kur'an Kursları'nda dersine çalışmayan, ilgisiz, haylaz bir öğrencim vardı. Öğretmen emeklisi olan babası "durumu nasıl?" diye sordu. Ben de "üzgünüm ama çalışmıyor, şımarık hareketleri var, bir arpa boyu yol alamadık"  dedim.
Ertesi gün baba, öğrencilerle ders yaptığımız esnada, elinde kalın bir sopa ve yanında eşi olduğu halde içeri girdiler. O günden sonra o çocuk, derslerini aksatmadı, şımarıklık yapmadı ve en başarılılardan birisi oldu. Ortada hiçbir şiddet yoktu ama taraflarca mesaj alınmış-verilmişti.
Enes b. Malik r.a. yanında 10 yıl kaldığı Peygamber Efendimizin eğitim modelini bir cümlede şöyle özetler:
"Ne dövdü, ne sövdü, ne azarladı ne de suratını astı.."
Bir defasında ona Efendimiz;
"Evladım, kalbinde hiç kimseye karşı kötülük düşünme!" (Tirmizî, Edeb: 63) tavsiyesinde bulundu.
Zira O, gönüle girme metodunu uyguluyordu.
Mevcut eğitim-öğretim yılının 1. dönemi bitmek üzere. Karnesi iyi olan/olmayan öğrenciler olacak.
Öğrenciler velileri ile karşı karşıya gelecekler. Genel kanaattir, iyi notu öğrenci alır, kötü notu öğretmen verir. Ebeveyn de kötü nottan hiç hoşlanmaz.
Oysa öğretmenin kötü notu da velinin hoşlanmadığı da öğrencinin bizatihi kendisi değildir; çalışmama, tembellik/haylazlık fiilleridir.
Genel olarak insan için de aynı değil midir?
Kişinin yapıp-ettikleri onu alçaltır ya da yüceltir.
Evliya da yapan, eşkıya da yapan fiilleridir.
Tepki faile değil, fiile olmalıdır.
Mevlana'ya kulak verelim:
"…o cefa sana değildir ki ey oğul!.. Sendeki kötü huylaradır.
Sopayla kilime vuran, kilimi dövmez, tozlarını silker!
Kızıp atı döven, hakikatte atı dövmez, aksak yürüyüşünü döver.
Bu yürüyüşü bıraksın da iyi yürüsün, rahvanlaşsın der."
"Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin?..."