Kitap ve İnsan

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Kitap ve insan. 
Kitap, yazılı kültürün sandığı. Uygarlığın da taşıyıcılarından.
*
Kitap sahibi olmak ne güzel! Pencereler adıyla ikinci öykü kitabım yayınlandı. Mutluyum. Yazmak gerek. Üretmek gerek. Düşünceyi, duyarlılığı estetik biçimde edebi olarak okura sunmak sosyal sorumluluk faaliyeti. Kitap, yazanın sorumluluğunu artırıyor. Herkese karşı sorumlusun. Çünkü, kitap daima dolaşımdadır. İlk kitabım Şehir Kuşları dört yıldır okunuyor.
Edebiyatın etkisinin azaldığı ileri sürülüyor. Ekran çok etkin günümüzde tüm görsel imkanlarıyla.
*
Sigara ve insan ilişkisini merak ediyorum. Tütün dumanıyla hangi dönemde girdi acaba insanın ciğerlerine? Modern dönem sanırım insanın sigarayı en fazla kullandığı dönemdir.
 Sigarayı bıraktım çok şükür. İki yıldan fazla oluyor. Bazan o başbelasından kurtulabildiğime inanamıyorum. İrademin hakkını da teslim ediyorum  sigarasızlığa alıştıkça. Onu bırakmanın,  onu içmeden normal hayata devam etmenin- tabii bir tiryaki için- farklı anlamları vardır sanırım. Konuyu derinlemesine düşünmek lazım. Kimi durumlarda alışkanlıklarımızla sınırlıyoruz hayatımızı.
 Sigara arabesk bir duyarlılık halinin somut göstergesiydi yaşamımızda. Yürüyüşe başladım sigarayı bırakınca. Bunlar bir birini tamamlayan unsurlar.
*
Kalem kullanmak, metanetli olmayı gerektiriyor. Yazan için bu gerekli özellikle. Telaşsız, kontrollü bir heyecanla, akıl ve  mantığı kullanarak yazmak. Edebi eserin ölçülü, tutarlı, bütünlüklü, etkin ve estetik olma özellikleri ancak böyle sağlanabilir.
Şairimiz Behçet Necatigil'in bu bağlamdaki sanatkarlık tutumunu takdir ediyorum. Modern şiirimizin köşe taşlarından biri o. 
Düşünürken ve olup biteni anlamaya çalışırken  metanetli olmak.
Metanetli olmak insana güç verir. Dayanıklığını artırır. Sabır ve irade bir bütün. İnsan iradesini sabırla, planlı programlı olarak, çalışarak ortaya koyabilir. Buna çok ihtiyacımız var insan olarak.
*
Kişisel yaşamıma bakarak geçtiğim yolları anlamaya çalışıyorum. Günlük yazmak düşünmeye davet ediyor kişiyi. İrdeliyorsun, tercihlerinin sebep ve sonuçlarını tartışıyorsun. Edebi eser çalışmamı azalttım. Sanırım tembelleşiyorum.
*
Dünyanın gidişatı çarpıcı. Coşup taşan bir ırmak misali akıyor. Sükunet devri bitiyor küresel alemde. Dalgalanmalar derin. Modern dönüşümün tüm sıkıntıları artarak devam ediyor gezegenimizde. Sanat yönü ağır basan entellektüel verimlilik, çeşitlilik ve etki  de azalıyor dünyada. Bu durum  insanlığın demokratik kültürünün geleceği adına önemli bir uyarıdır gelişim-ilerleme açısından. Dünyadaki yeni eserlere genel hatlarıyla bakıldığında söz konusu entellektüel daralış  kendini hemen  belli ediyor.
*
Seyir halinde insan. Bir yandan yaşıyorsun, bir yandan seyrediyorsun bir mesafeden dünyayı. Hızlı değişim bana çok çarpıcı geliyor. İnsan yaşadıkça ne çok şeyi tecrübe ediyor! Hayat, bir bakıma düşe kalka yürümekmiş! Köy, çiftçilik, tarım toplumu, gecekondu, sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş, okumak ve edebi-estetik değerde eser yazmak, edebi eleştiriye yönelmek.. Hayat yolumun bazı nitelikleri.
Her şey ne kadar da değişti! Eşyalar, imkanlar, yollar, araçlar, sofralar, giysiler, insan ilişkileri, hedefler, evler, köyler, kasabalar, şehirler, eğlenceler, düşünceler, beklentiler..
*
Edebiyat ve eğitim. Daha doğrusu edebiyat ve insanın eğitilmesi. Sanatın vazgeçilmez konularından biri. Şiirde, hikayede, romanda, masalda, tiyatroda, sinemada.. Hep insan eğitimiyle de ele alınmış. Bütün medeniyetler eğitim-öğretimi öncelemiş. Modernitenin düşünürleri bunu biraz da rekabetin merkezine alıyor. Küresel rekabet insanın hayatını derinden etkiliyor. Ancak bu bazı yeniliklerin de kapısını açıyor.
*
Eğitim ve terbiye. Aynı anlama geliyor mu? Bir ölçüde. Eğitimsizlik ayrı, terbiye olmamışlık ayrı elbette.
İnsan kendini eğitebilir mi? Daha başka türlü soralım soruyu. Kendini hangi ölçüde eğitebilir insan? Toplumların terbiye-eğitim kültürü farklılıklar gösteriyor. Dünyada  bir kültürün eğitim boyutu  çağdaş  bilimsel imkanlarla ne ölçüde buluşuyor? Uygarlıkla, ilerlemeyle eğitim öğretim kültürü arasında güçlü bir bağ var evrensel düzeyde.
Kültürel ortamları tanımak için gezegenin farklı bölgelerindeki tipik coğrafyaları rahat rahat gezmek isterdim. Çok durgun bir yaşamım var. Kalemim bundan fazlasıyla etkileniyor. Gezenin, görenin, farklılıkları yaşayanın, bunları  fark edenin, anlayıp kavrayanın düşünce ve hassasiyetleri de gelişir, zenginleşir.
*
Hayat sanıldığından da fazla toplumsal bir özellik taşır. İnsan, toplumun içindedir her koşulda. 
Hava soğuk, ayaz. Boş vakitlerimde fazla dışarı çıkamıyorum üşüyüp hastalanma korkusuyla. Lapa lapa kar yağsa; gidip gezip dolaştıktan sonra yeni bir kitap için güzel bir hikaye yazmaya başlasam. Ya nasip!