Din Eğitimi Kurumları ve Öğretmenler

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Din eğitiminin temelini teşkil eden okullar ve fakülteler, artık toplumda genel kabul görmüş eğitim kurumlarıdır. Çok sarsıntılı ve sancılı dönemler geçirmiş olmasına rağmen günümüzde bina, araç ve gereçleri ile öğretmen ve öğretim elemanları açısından önemli bir sıkıntıları kalmamıştır.
Artık bu okulların idareci, öğretmen ve öğrencilerinin köy köy dolaşıp ekin toplayarak bina yaptırmalarına, erzak toplayarak pansiyondaki öğrencilerin ihtiyaçlarını giderme derdine düşmelerine, halktan zekat toplayarak fakir öğrencilere yardımcı olma çabasında bulunmaya fazlaca zaruret duyulmayacağını sanıyorum. Şunu da iyi biliyorum ki bu okulları tercih edenler, genellikle yine yoksul ve orta gelirli aile çocuklarıdır. Onun için elbette halkın yardım ve desteğine muhtaç öğrenciler yine bulunacaktır. Fakat geçmişe oranla bir ferahlama olduğuna işaret ediyorum. Yine de halkımız bu kurumlara ve öğrencilerine desteğini esirgemeyecektir.
Bu okulların alt yapı sorunları büyük ölçüde çözüldüğüne göre, bir mazeretleri kalmamıştır, artık önündeki işine bakmaları gerekiyor. Öğrencilerin her konuda kendilerini iyi yetiştirmek için büyük çaba içinde olmaları lazım. Zira hayat, büyük bir yarış. Bu yarışta kazanabilmek için geceyi gündüze katmak gerek. Derslerde, üniversite hazırlıkta, sosyal etkinlikte, medyada, sporda velhasıl her konuda rakiplerinden bir adım önde olmak gerek ki ipi göğüsleyen siz olabilesiniz.
Bu kadar imkana rağmen gevşeklik gösterirseniz, size beslenilen umutları başa çıkartırsınız. Bunun vebali büyüktür. Bunu her biriniz tek tek çekersiniz ama en önemlisi, gelecek nesillere de büyük bir enkaz bırakmış olursunuz. Onun tarihi vebali ve sorumluluğu çok daha büyük ve derin olacaktır. Bunu hatırlatmayı bir vicdan borcu olarak görüyorum.
Konuyu bitirmeden önce bu konuda hizmet veren öğretmenlere de bir çift sözüm var.
Gerek genel liselerde dini derslere giren ve gerekse İmam Hatip Liseleri'nde meslek derslerine giren öğretmenlerin amacı, dini sevdirmek ve öğretmek olmalıdır. Korkutmak, sindirmek, azarlamak olmamalıdır. Notu baskı aracı olarak asla görmemelidirler. En azından Afrika'da Hıristiyanlık propagandası yapan misyonerler kadar hoşgörülü ve sabırlı olmalılar.
Ayrıca öğretmen, öncelikle konusuna hakim olmalıdır. Sınıfı susturmak için zor kullanmak yerine onlara sevgiyle, bilgiyle yaklaşmalı ve onların dertlerine ortak olmayı bilmelidir. Yerine göre öğrenci, hocasını kendisine öylesine yakın bulmalı ki ondan harçlık isteyebilmeli, bazı sorunlarını ona açabilmeli, akıl danışabilmelidir.
Öğretmen, monoton biçimde ders işleyen bir robot gibi hareket etmemelidir. Öğrencinin dikkatinin dağıldığını fark ettiği anda küçük espiriler, şakalar veya konuyla da bağlantılı fıkralarla öğrencileri tekrar sınıfa, derse çekmesini bilmelidir. Şahsen ben, bu dediklerimi meslek hayatımda hep uyguladım.