Mevlana'dan Bediüzzaman'a

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

İşte asırlar böyle nurlanmıştı…
Artık başka bir Peygamber gelmeyecekti.
Hatemül Enbiya (asm) gelmiş, Peygamberlik makamı kapanmıştı.
Onun saltanatı bakiyesi kıyamete kadar devam edecekti.
"Benden sonra bir Peygamber gelmeyecek, ancak her asırda bir müceddid gönderilecek" demişti iki cihan Serveri (asm).
Ondan sonra her asrı aydınlatan bu Peygamber varisleri bir bir gelip İslam alemine rehberlik ettiler.
Bu müceddidlerin sayısı on üç adet olacaktı…
Bu müceddidlerin birisi de Mevlana Celaddin-i Rumi hazretleri idi.
Anadolu'da o yıllarda Selçuklu saltanatı hakimdi.
Ehli imanın sevgiye, muhabbete en çok lazım olduğu zamanlardı.
İnsanların kardeşliğe ve sevgiye şiddetle ihtiyaçları vardı.
"Gel" dedi Mevlana…
"Kim olursan ol gel, bin defa tövbeni bozsan da yine gel,
Bizim dergahımız ümitsizlik kapısı değildir" demişti.
İnsanlar ona koştular.
Kendi dünyalarında bulamadıklarını onda buldular.
Mesnevi yazdılar, Mesnevi okudular…
Ve asılarca okunur hale geldi.
Bu zamanda olduğu gibi o zaman da Mevlana'nın düşmanları vardı.
Mecusilerden birisi mevlevihanenin dış bahçesinden içeri baktı. Mevlevihaneye bir zarar vermek istiyordu.
O gece rüyasında mahşer kurulmuş, iki zebani kollarından tutup götürürlerken, Mevlana önlerine geçer ve:
"Bunun kafası bize aittir, bunun başı bizim dergahımıza bakmıştır, bu başa cehennem haramdır" der ve Mecusi ter için de uyanır ve Müslüman olur ve Mevlevi hanenin önemli şahıslarından olur.
İşte ikinci Mevlana Halidi Bağdadi dünya çapında elli milyon talebesi ile on ikinci asrın müceddidi olarak vazifesini ifa etmiştir.
1877'de Rus orduları İstanbul Yeşilköy'e kadar geldiklerinde Mevlana Halidi hazretlerinin talebeleri Rusları durdurmuş, ondan bir asır sonrasında, yani 1977'de komünizm tehlikesini Bediüzzaman’ın ifadesi ile, birinci şuanın, 28 ayetin tefsirinde mehdinin talebelerinin Rus'un taarruzunu durduracağını dile getirmiştir.
Ve aynen bu olay tarihe geçerek, araştırmalarda 285 milletvekili alması beklenen parti, genel seçimlerde 213 milletvekili almış, sukutu hayale uğramışlardı.
Çünkü söz konusu parti iktidara gelse komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hakim olacaktı diyen Bediüzzamanın ifadesi ile, bu tehlikeyi atlatmak için Sungur abi dahil bir çok nur talebesi bu seçimde şehir şehir, köy köy gezerek bu müjdenin tahakkukuna vesile olmuşlardır.
İşte Bediüzzaman, Türkiye'de dönen bu çarkın tersine dönmesine vesile olmuşlardır.
Payitahta 13 kilometre ile durdurulan Ruslar, bir asır sorma 13 milletvekili noksan  olarak durdurulmuşlardır.
Çünkü güven oyu 226 milletvekili ile alınıyordu.
Bedizzaman tek başına bu ejdarhayla mücadele vermiştir.
Bir kişinin burnu kanamadan, bir kişi sille yemeden…
Onun fedakar talebeleri binlere ve milyonlara ulaşmış, bu asrın yüzünü ak etmişlerdir.
Mevlana ile Bediüzzaman’ın zamanları arasında bir fark yoktur. 
İkisinin kaynağı da Kur'andır, sünneti seniyedir.
Bediüzzaman:
"Ben Mevlana zamanında gelse idim mesneviyi yazardım, o benim zamanımda gelse idi Risale-i Nurları yazardı" diyerek bu kuvvetli bağa işaret ediyordu.
İşte nurlar bu vatanın manevi bir halaskarı olmuştur.
Bu nurlar yalnız ülkemizde kalmamış, elliyi aşan lisana tercüme edilmiştir.
Mevlanadan- Bediüzzaman’a silsile böyle devam etmiştir.