Lise Dengi Olmak

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

İmam Hatip Okulları, adı üstünde okuldu. Lise ile denk değildi. Yani lise mezunlarının girmiş olduğu üniversite sınavlarına giremiyor, fakültelerde okuma hakkına sahip olamıyordu. Bu haksızlığı gidermek, kimsenin aklından geçmiyordu.
İmam Hatip Okullarında liselerin edebiyat kolundaki bütün dersler okutuluyordu. Hem de aynı kitaplar takip ediliyordu. Bunlara ilave olarak meslek derslerimiz vardı: Kur'an-ı Kerim, Arapça, Fıkıh, Hadis, Tefsir, Kelam, Siyer, İslam Tarihi, Dinler Tarihi, Din Felsefesi, Din Sosyolojisi… Dolayısıyla bizim yükümüz ağırdı. Ama lise dengi sayılmıyorduk. Mezunlarımız sadece Yüksek İslam Enstitüleri'ne gidebiliyordu. Eğer başka fakültelere gitmek istersek Lise Fark Dersleri'nden imtihana girmek zorundaydık. Başka bir ifadeyle İmam Hatip Okulu'nda okuduğumuz Edebiyat, Tarih, Fizik, Coğrafya, Felsefe ve İnkılap Tarihi'nden tekrar sınava girdik. Onlardan da geçtiğimiz için benim iki tane lise diplomam vardı. Birisiyle Konya Yüksek İslam Enstitüsü'ne, diğeriyle Bursa İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'ne gittim. İkisini de birden bitirmek nasip oldu. Benim durumumda pek çok arkadaşım vardı.
1973 yılında kurulan koalisyon hükümetiyle İmam Hatip Okulları'nın adı, İmam Hatip Lisesi olarak değiştirildi ve sayısı 76 iken 300'ü aştı. Bu durum, elbette bazılarını rahatsız ediyordu.
İmam Hatip Okulu'nda öğrenci iken hedefim, mezun olduğum okula öğretmen olmaktı. Onun için mesela Arapça, İngilizce, Edebiyat gibi temel derslerde birinci sınıftan son sınıfa kadar tutmuş olduğum bütün defterleri saklıyordum. Onların bir kısmı hâlâ mevcuttur.
Yüksek okulların eğitim değil, öğretim kurumları olduğunu ilk girişte anladık. Lise dönemimize göre aşırı serbestlikle tanıştık. Ama İmam Hatip Okulu'nda almış olduğumuz eğitim, bizi bir çok şeyden korudu diyebilirim.
1973 yılında Konya Yüksek İslam Enstitüsü'nden mezun oldum. Mezuniyet tarihim 30 Haziran idi. O zaman KPSS falan yoktu. Listeler, Milli Eğitim Bakanlığı Din Eğitimi Genel Müdürlüğü'ne gidiyor, onlar da görev yerleriyle ilgili kura törenine bizleri çağırıyordu. 7 Temmuz 1973 tarihinde Ankara'da kura çekildi. Onbeş gün içinde göreve başlamamız duyuruldu.
İlk görev yerim, Kırklareli Atatürk Lisesi Din Bilgisi öğretmenliğiydi. Ama ben orada Din Bilgisi'nin yanı sıra İngilizce ve Psikoloji derslerine de giriyordum. Hatta ilk girdiğim ders, 5. sınıfın Psikoloji dersiydi. Heyecan dorukta. Sınıfa girdim, yoklamayı yaptım. Kendimi tanıttım. Doğru derse başladım. Psikolojinin tanımı, alanı falan derken ben, konferans gibi ders işliyordum. Kimse soru sormasın diye hiç ara vermiyordum. Zil çaldı. Çıkacağım sıra bir öğrenci, el kaldırıp "Hocam bu derste 17 sayfa işlediniz. Her ders böyle işlersek kitap bir ayda biter" demesi üzerine "Bundan sonra her derste en fazla bir sayfa işleriz" diye cevap verdim ve öyle de uyguladım.
Kırklareli Atatürk Lisesi'nde gayet huzurluydum. Öğrencilerin ve öğretmenlerin ilgi odağıydım. Ama benim yetişme tarzım ve arzum İmam Hatip Lisesi öğretmenliğiydi. İlk fırsatta Çorum Osmancık İmam Hatip Lisesi'ne, oradan da Çorum İmam Hatip Lisesi'ne atamamı aldırdım. Artık mezun olduğum okula öğretmen olmuştum. Büyük bir heyecanla derslere girmeye başladım.
İnşaatında kiremit taşıdığım, yemekhanesinde piyes sahnelediğim binalarda derse giriyordum. Yapımında köylerden ekin topladığım camide namaz kılıyor, öğrencilere uygulama yaptırıyordum.
O yıllarda gerek İmam Hatip Okullarını, gerekse Yüksek İslam Enstitüleri'ni devlet açıyor ama millet yaşatıyordu. Binalarını halk yapıyordu. Para, ağaç, malzeme ve işçilik olarak inşaatlara katkı sağlıyordu. Devlet ise öğretmenini ve onların maaşlarını veriyordu. Mezunlardan ihtiyacı kadarını da camilerde, mihraplada, kürsülerde, okullarda istihdam ediyordu.
Aslında veliler, çocuklarını buraya gönderirken onların yalnız camide imam olmasını beklemiyorlardı. Dinini bilen, Allah'tan korkan, vatanına ve milletine bağlı bir hukukçu, doktor, vali, hakim, öğretmen, mühendis olmasını arzu ediyorlardı. İmam Hatip Liselerine talebin artmasındaki gerçek neden bu idi.