Altmışlı Yıllarda Talebe Olmak

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

O dönemde İmam Hatip Okulu’nda sınıf geçmek kolay değildi. Tek ders bile zayıf olsa sınıfta kalınıyordu. Orta kısmı 4 yıl, lise kısmı 3 yıldı. Orta son sınıfta ve lise son sınıfta bütün derslerimizden başarılı olsak da bitirme sınavlarına girmek zorundaydık. Son sınıfın tüm müfredatında sorumluyduk. Bitirme sınavlarında başarısız olan öğrenci bütünlemeye kalırdı. Bütünlemede geçebilirse diploma almaya hak kazanırdı.
Ben 1961-62 öğretim yılında İmam-Hatip Okulu'na başladım. O zaman 300 öğrenci vardı. Müdürümüz, merhum Necmi Şamlı Beydi. Meslek derslerine imamlar geliyordu. Bir tek İngilizce dersimize branş öğretmeni gelmişti. Türkçe, Matematik, Tarih, Coğrafya, Yurttaşlık Bilgisi derslerine hep ilkokul öğretmenleri giriyordu. Tabiat Bilgisi'ne ise bir baytar geliyordu. Kültür derslerinde ortaokul kitaplarını okuyorduk. Ama meslek derslerinde hocalarımız derslerin özetini yazdırmaya çalışıyorlardı. Bazıları not vermeyi bilmiyorlardı. Bazıları da 7'den fazla not vermiyordu.
O yıllarda ortaokul ve liselerde erkek öğrencilere şapka mecburiyeti vardı. İmam Hatip Okulu'nun şapkasının şeridi beyaz, lisenin sarı, sanat okulunun yeşil, öğretmen okulunun eflatundu. Hocalarımız bize, şapkanın şeridinin beyaz oluşumunu hatırlatarak "Ona leke kondurmayın" diye tembih ederlerdi. Şapkasız dışarı çıkılmazdı. 
Yolda öğretmenlerimize rastladığımızda asker gibi şapka ile selam verirdik. Hatta bizden bir sınıf yukarıda olanlara da şapkayla selam verirdik.
Altmışlı yıllarda televizyon olmadığı için insanların evlerde vakit geçirmeleri zordu. Bizde hemen her hafta bir sınıf gecesi yapıyorduk. Salonumuz yoktu ama yemekhanemizin masalarını bir araya getirerek sahne oluşturuyorduk. Tabureler de seyirci koltuğu sayılıyordu.
3. sınıfta bir sınıf gecesi yapıyorduk. Program yarısında salonun ortalarında bir kargaşa oldu. Meğer bir öğrenci bayılmış. Onu derhal dışarı çıkartıyorlar. Hastaneye götürmek istiyorlar. Ama bir türlü araba bulamıyorlar. O yıllarda Çorum'da ancak on tane araba vardı. Tesadüfen seyirciler arasında okulumuzun dernek başkanı Mehmet Balaban vardı. Onun arabasıyla hastaneye götürmüşler. Doktor, çocuğu muayene ederken sormuş, akşamleyin ne yedin, diye. O da bir şey yemedim, su içtim deyince, peş peşe öğleyin ne yedin, sabahleyin ne yedin diye sormuş. Çocuk da sabahleyin biraz çorba içtim deyince Mehmet Balaban'a dönüp, "Bunu al, götür, karnını doyur. Çocuğun hiçbir hastalığı yok. Açlıktan bayılmış" diyor.
Bunun üzerine M.Balaban, çocuğu alıp bir lokantaya götürüyor, karnını doyurduktan sonra evine bırakmak istiyor. Evinin önüne varınca bir içeri girip evine bakmak istiyor. Bakıyor ki bir odalı harap bir ev. Yiyecek hiçbir şey yok. Yakacak odun, kömür de yok. Gelip durumu müdüre anlatıyor. Çocuğu parasız yatılıya almaya karar veriyorlar.
Aslında bu olay, tek örnek değildi. Ama her birinin yokluğu farklı yönlerdeydi. Mesela bir arkadaşımız, ders notlarını yazmak için defter alamıyordu. Çimento kağıtlarından defter yapıp onu kullanıyordu. Ama hayatından memnundu. Okuluna bağlıydı. Derslerinde başarılıydı. Okudu ve mezun olduğu fakülteye hoca oldu.
Okulumuzun öğrencilerinin genelinin ailesi, ya çok fakirdi, ya da orta halliydi. Çoğu köylerden geliyordu. Talebinin yarısı da Karadeniz Bölgesi'ndendi. Samsun'dan Giresun'a kadar farklı illerin köylerinden geliyorlardı. Şubat tatilinde memleketlerine gidebilseler de çoğu Bayramlara gidemiyorlardı. Çorum’un içinde kalan talebeler, memleketlerine gidemeyen arkadaşlarını alıp evde Bayram yemeğine götürürlerdi. O öğrenciler, halen o günleri tatlı bir hatıra olarak anlatmaktalar.
İmam Hatip Okulu'nun orta kısmı dört yıldı. Dördüncü sınıfta Hitabet Dersi'nden sınıf geçebilmenin temel şartı, bir camide Cuma hutbesini okuyup namaz kıldırmaktı.
Ben de ilk defa Kulaksız Camii'nde hutbeye çıkmıştım. Sonra beş-altı camide daha çıktım. Mecitözü'nde hutbe okudum, Merzifon'da vaaz ettim. Son sınıfta iken Ulu Camii'de iki kere vaaz etmek nasip oldu. Bu etkinliklerin öğrencilerin özgüven kazanmasındaki rolünü inkar etmek mümkün değil.
O yıllarda okullar arası münazaralar, bilgi yarışmaları yapılırdı. Pek de istenmediği halde İmam Hatip Okulu münazara ve bilgi yarışmalarında hep birinci olurdu.
Sporda da İmam Hatip Okulu, adını duyuruyordu. Mesela Voleybol ve Basketbolda şampiyondu. Güreş konusunda ise Çorum'da rakibi yoktu. Ama Futbolda iddialı değildi.
Mevlana ihtifallerini Çorum'da yapabilen tek okuldu. Mehter takımımız, milli bayramların vaz geçilmeziydi. Okul müdürümüz merhum Necmi  Şamlı Bey, zaten tüm bayramların kadim sunucusuydu.