FETÖ SORUŞTURMALARI NEREYE?

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

15 Temmuz darbe girişimi püskürtüldükten sonra darbecilere karşı beklendiği gibi çok sert mukabelede bulunulmuş, darbeyle ilişiği olduğu düşünülen herkese yönelik önemli kararlar alınmıştır ki, bunların en başta geleni ise bir şekilde bu işe bulaştığı düşünülen kamu görevlilerinin açığa alınmaları, bir kısmının da memurluktan ihraç edilmeleri olmuştur. 
Devletin gösterdiği bu tepki, varlığına kastedilen her devletin göstermesi gayet normal bir tepki olmasına rağmen, memuriyetten atılanlar arasında bu yapıyla ilişkisi olmayan suçsuz kişilerin de bulunduğu şeklindeki iddiaların kamuoyunda yoğun biçimde tartışılması ve bunu doğrulayan bazı örneklerin ortaya çıkması üzerine Cumhurbaşkanı, "at izi it izine karıştı" diyerek konuya müdahale etmek zorunda kalmıştı. 
Ancak yine Cumhurbaşkanının "üstlerine üstlerine gideceğiz, acımak yok, mağduriyet yok, asıl mağdur olan şehitlerdir, şehitlerin yakınlarıdır" gibi bazı konuşmaları, vatandaşın mağduriyeti konusunda gerekli hassasiyete sahip olmayan, daha çok devletçi refleksle hareket eden veya kim bilir kasıtlı olarak at izinin it izine karışmasını isteyen yetkililerin adeta ellerindeki en önemli dayanak noktası olmuştur. 
Halbuki Cumhurbaşkanı'nın bunu derken, "Fetöcülere acımak yok, onların mağduriyet iddialarına sakın aldanmayın" demek istediğini de bilmeyen yok. Ama kimi yetkililer, yukarıda da belirttiğimiz gibi adeta bunu bir fırsat gibi görerek, bile-isteye dindar kimliği ile tanınan kişileri tasfiye ederken, kimisi de belki kendi geçmişlerinde bu yapı ile ilişkileri olduğu için, eski defterlerin karıştırılması endişesiyle Fetöye karşı amansız mücadele veren kişi görüntüsü vermeye çalışıyor. 
Kesinlikle Fetöcü olmayan ama bu yapı ile geçmişte dershanesine gitme, yurtlarında kalma veya gazete aboneliği gibi bir şekilde teması olmuş kişiler, gizli tanık denilen ama daha çok gizli iftiracıyı andıran birilerinin ihbarı sonucu rahatlıkla gözaltına alınabilmekte ve günlerce nezarette kaldıktan sonra adli kontrol adı verilen işlemle, "Fetöcü" damgası yiyerek bırakılmaktadır. Bu süre içinde eğer kamu görevlisi ise soruşturmanın selameti açısından açığa alınan memur, göreve dönebilmek için aylarca kapı kapı dolaşmak zorunda kalırken, yediği Fetöcü damgasının utancı ile yaşamaya mahkum edilmektedir. 
Gerçek şu ki, ne siyasetçinin ne bürokratın ne de sivil toplumun hiçbir şekilde inisiyatif almak istemediği zor bir dönemden geçiyoruz. Bunlardan özellikle siyasetçilerin bu konuda da en önemli mazeretleri, yukarıdan gelen ve "kimseyi korumaya çalışmayın, yürütülen soruşturmalara sakın karışmayın" şeklindeki talimatlardır. Tamam, bu şekilde ikazlar yapılmasaydı, herkes kendi yakını olan bir Fetö elemanına kimi akrabalık, kimi komşuluk, kimi arkadaşlık saikleriyle sahip çıkmaya kalkışır ve bu soruşturmalar akamete uğrardı. Bu nedenle uyarıların haklılığı konusunda hiç kuşku yok. Ama gerek Cumhurbaşkanı gerekse diğer hükümet yetkilileri bu ikazları yaparken, "suçsuzluğundan emin olduğunuz, yanlışlıkla yapıldığını düşündüğünüz bir gözaltıya da seyirci kalın" demek istemediğine adımız kadar eminiz. Yukarıda sözünü ettiğimiz at izi it izine karıştı demek zorunda kalması da bu konudaki rahatsızlığını gösteriyordu.
Bu konuda en fazla sorumluluk taşıyan kişilerin, "ileride biri çıkar da beni de Fetöyü savunmakla suçlar, ikbalime, istikbalime engel olur, ne yapayım, masumsa aklansın çıksın" şeklinde düşünerek inisiyatif almadıkları için, soruşturmalar son zamanlarda daha da uç noktalara kaymaya başladı. O kadar ki, kendi halinde yaşayan insanlar bile bu yapının bir terör örgütü olduğunun kimse tarafından bilinmediği yıllarda bir derneğe üye olduğu, gazete aboneliği veya yıllar önce bir dershaneye gittiği için soruşturma kapsamına alınabilmekte ve yukarıda sözünü ettiğimiz süreci yaşamak zorunda bırakılabilmektedir. İnsanın aklına kripto Fetöcülerin, uyuyan hücrelerin işi olduğu kanaati uyandıran bu işlerin AK Parti'ye de, memlekete de çok büyük zararlar verdiği kesin. 
İleride "ne olur ne olmaz burada da bir fotoğrafım bulunsun" diyerek Pensilvanya'ya gidip arzı hürmet gösteren adamlar partinin çatısında tünemiş otururken, kimilerinin nasıl ve ne için yapıldığı her türlü ispatlanabilen birkaç kez yurt dışı gezisinden dolayı Fetöcülükten tutuklanmaları müthiş kırgınlık ve öfkeye yol açıyor. O kadar ki, her balkon konuşmasına dükkânını, tezgâhını kapatıp 4-5 saatlik yol kat ederek Ankara'ya gidecek kadar "Tayyip fanatiği" olan kişiler Fetöcü damgası yemekten kurtulamıyorlarsa, bu iş Fetö soruşturmasından çıkıp Fetönün istediği soruşturmaya dönüşüyor demektir. 
Bu durum ister istemez insanın aklına, çok yakın bir tarihte Ergenekon-Balyoz davalarının nasıl akamete uğratıldığını getiriyor ki, bu soruşturmalar da eğer böyle bir sona evrilirse bunun sorumluluğundan kimse kendisini kurtaramaz.
Bu arada kimse söylediklerimizi de çarpıtmaya kalkmasın. Bu yapı içinde bulunmaktan dolayı hiçbir pişmanlık göstermeyen, Türkiye'nin Suriye olmasının kıyısından dönüldüğü bu ihanet kalkışmasından hala F. Gülen'in hiçbir şekilde sorumlu olmadığını söyleyebilen, olan bitenden dolayı hala pişkin pişkin Tayyip Erdoğan'ı suçlamaya devam eden, en fazla "kim darbeci ise Allah onun belasını versin" diyerek, çok büyük ihtimalle kendi yaptıklarının değil, milletin yaptığının darbe olduğuna inandırılmış aklını, izanını, vicdanını Pensilvanya'ya teslim etmiş robotlara en ufak bir acıma, bir merhamet gösterilmemelidir. 
Ama bu insanlarla hasbelkader birilerinin hatırına, komşuluk, akrabalık gereği ilişki kurmuş veya bu yapıyı dini bir cemaat olarak gördüğü için kıyısında kenarında bulunmuş, özellikle 17-25 Aralık sonrası hiçbir ilişkisi kalmamış, aksine geçmişte gösterdiği iyi niyetli yaklaşımlardan dolayı büyük pişmanlık duyan insanları Fetöcü olarak görmek dahi yanlışken, bu yapı ile hayatı boyunca yolu hiç kesişmemiş insanlardan bile gizli tanıklar marifetiyle mağdur üretiliyor ki, asıl dikkat çekmeye çalıştığımız budur. 
15 Temmuz'dan bu güne hemen her ortamda konu bu. Birebir konuşulduğunda bu şekilde düşünen birçok kişi, hele bu kişi bir kurumun başında ise bu yapıya karşı pasif kalma ve yeterince kararlı davranmama suçlamasına maruz kalmamak için sertlikte adeta yarışıyor. AK Parti, bugüne kadar hiç hata yapmadığı, hep doğru işler yaptığı için iktidarda kalmadı. Asıl mazlumların, mağdurların sesine kulak verdiği için, onların duaları sayesinde hem de büyüyerek ayakta kaldı, içeriden dışarıdan kendisine kurulan sayısız tuzağı atlattı. Dileriz ki bu defa kendisi yeni mağduriyetlere neden olmasın. 
Ne Avrupa Parlamentosu'nun müzakereleri durdurma kararı, ne Suriyeli mülteciler ve Fırat Kalkanı Operasyonu, ne de Irak ile yaşanan sorunlar; hiçbirisi 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ortaya çıkan krizin iyi yönetilememesi kadar tehlike değil. Önümüzdeki süreçte bizi bekleyen en büyük sorun budur.