"En"ler" ve "Ben"ler

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

En çok olardan çekeriz.
"Ben"ler,
"En" ler…
Yaptıklarımızı yer bitirirler.
Amellerimizi küsufa tuttururlar.
Nice kardeş kavgaları…
Nice ordu komutanları,
nice millete hamiyet davası güdenler…
Dönen çarka çomak sokanlar…
Bunları yeryüzü hep yaşayarak geldi.
Peygamberlere asi olan evlat ve eşler,
Padişahların başlarına bela olan öz kardeşleri…
Saymak ile bitmeyen benlikler ve enlikler.
"Bunlar "ben bilirim" anlayışının yaşanmış tarihi hadiseleridir.
Baba ve annelerine asi olan gençler,
evlatlarına despot olan anne ve babalar.
Bunlar her benliğin hayata yansımalarıdır.
Bunu Cenab-ı Hakk dağlara yüklemişti de, dağlar kabul etmemişti.
İnsan sahip çıktı bu benliğe…
Buna "enaniyet" dendi.
Bu hal insanın başına ondan sonra bela oldu.
Bu benliği Hak yolunda kullananlar bahtiyar oldu.
Bu hasleti şer cihetinde istimal edenler ise hayatı azaba çevirdi.
Yıldırım'ı Ankara'da mağlup ettiren, ordu komutanlarından bazılarının Timur'un tarafına geçmesidir.
Şeyh Şamili üzen, komutanlarından bazılarının Çar’ın yararına çalışmasıdır.
İki cin serverinin (asm) karşısına çıkan müşrik ve münafıkların halleri hep bu benliği yakıcı "En"lerden kaynaklanıyordu.
Onun için Bediüzzaman hazretleri sıkça talebelerine bu hallere muhatap olmamalarını titizlikle ihtar emişti.
"Sakın sakın dünya cereyanları ve bilhassa harice  bakan siyaset cereyanları siz tefrikaya atmasın" derken bu açmazlarımızı nazara veriyordu.
Korktuklarımz hep başımıza geldi.
Yüzyıllık hareketimiz içinde nice benlik ve enlikler ile ciğerimiz dağlandı.
İhlas risaleleri işte  her on beş günde okunması ve hayatımıza ışık tutması bunun içindi.
"İnsanlar helak olur, ama bilenler müestesna, bilenler de helak olur ama bildiği ile amel edenler müstesna, bildiği ile amel edenler de helak olur ancak ihlaslı olanlar müstesna, ihlaslı olanlar da onu her an kaybetmek ile karşı karşıyadır." 
Bunu insanlığın medarı iftiharı Peygamberimiz (asm) söylemişti.
İşte ihlaslı olanlar sahili selamete ulaştı…
Ami, okur yazarlığı dahi olmayan Bediüzzaman’ın ilk talebelerinden Adilcevazlı Kürt Bekir Ağa çercicilik (seyyar satıcı, merkep ve at üzerinde malzeme satan) yaparken gördüğü her insana risaleleri okutturmak ile, Hüsrev, Refet, Konyalı Vehbi Efendi gibi bir çok insana risaleleri tanıtmıştı.
"Ami ama alimlerin işini gören" diye vasıflandırmıştı Bediüzzaman Bekir Ağayı.
İşte o benlik bir çok insanları alayı illiğine çıkardığı gibi, bir kısmınıda yerin en alçaklarına düşürdü.
Bunun ismine "Meylüt tefavvuk"ta denildi.
Kendini üstte görme sevdalıları...
Alttakileri "çakıl taşları" görenler…
"Said toprak gibi mahviyet içinde bulunmalıdır" diyen Bediüzzaman, bizlerin de öyle olmasını emrediyordu.
Ama, hizmet maksadı ile gösterilen yüksek tavırlar kesinlikle kibir ve benlik olmamalı. Meğer o insan bunu istismar eder o başka mesele.
İşte dalalet vadilerinde koşan insanlık bu halleri ile insanlığı perişan ettiler ve ediyorlar.
"Avrupa kafir zalimleri ve Asya münafıkları ya çalar veya gasbeder" hakikati günümüzde yaşanan acı hayat hallerinin hicranlı tezahürleridir.
İşte o benlikler,
işte o en likler…
Aramanıza gerek yoktur, bu haller her alanda yaşanıyor ve kıyamete kadar yaşanacak…