Bazı Kavramlar Nedir? Ne Değildir?

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Milletler, kendilerine has kelimelerle meramını anlatır. Onlara yükledikleri anlamlarla duygularını ifade eder. Elinden o kelimeleri alıp başkalarını koyduğunuz zaman, evi soyulmuş kişilere döner.
Yakın tarihimizde sadeleştirme adı altında bin yıldır Türkçemize mal olmuş kelimeler, sırf Kur'an kültüründen geldiği için dışlanıp yerine uydurma kelimeler konulmaya çalışılmıştı. Günümüzde de İslami kelime ve kavramların manaları çarpıtılmak suretiyle yeni bir cinayet işlenmektedir.
Bir mütefekkir şöyle diyordu:
"Bir milleti değiştirmek istiyorsanız önce kelimelerini değiştirin."
Günümüzde bazı sözcükler ve kavramlar, gerçek manasından uzaklaştı. Mesela tarikat, cemaat, imam, himmet, hizmet, teslimiyet, itaat, sadakat gibi kavramlar, ciddi itibar kaybına uğradı.
Mesela tasavvuf, İslamı en hassas biçimde yaşamak, Kur'an'ı rehber, Hz. Peygamber (sav)'i önder edinmektedir. Tarikat da tasavvufun terbiye mektepleridir. Tarih boyunca gerçek mutasavvuflar, daima toplumu aydınlatan birer irşat meşalesi olmuşlardır.
Tarikatlar; din, iman, vatan, millet ve ümmetin zararına olan hiçbir olumsuz yapılanmaya göz yummuşlardır. Bilakis öyle sapık ve şer odaklarına karşı büyük mücadele vermişlerdir.
Cemaat, Allah rızası için biraraya gelen güzide topluluğu ifade eder. Mümin, mutlaka İslam cemaatinin bir mensubudur. Camide, Arafat'ta o duyguyla biraraya gelirler. Zira Müslümana daima, cemaat şuuru telkin edilir.
Bunun aksine fesat çıkarmak için biraraya gelenler, kendilerine İslami bir cemaat görüntü veriyorlarsa, elbette bunun dini anlamda hiçbir değeri yoktur.
İmam da İslami bir kavramdır. Asli manasıyla imam, başta peygamberlerin, sonra da onların izinden giderek toplumlara söz ve davranışlarıyla daima hakkı, hayrı ve doğru yolu gösteren, onları imana ve hakikata yönlendiren önderlerdir. Cami imamları da bu nitelikte görülmelidir.
İmam, örgütün mahalle veya belde sorumluları demek değildir. Bu kavramın da içi boşaltılmamalıdır.
Asli manasıyla hizmet, Allah rızası için yapılan her türlü müsbet faaliyeti ifade eder. İnsanın gayretini ve imkanlarını Allah yoluna yöneltmesi ve o uğurda çalışması, elbette en güzel hizmettir.
İslama hizmet görüntüsü altında başlayıp şeytanın ve batılın hizmetkarlığına soyunmanın dinle ilgisi yoktur.
Himmet kelimesi de asli manasında kullanılmasa gerek. Himmet talep etmek; manen üst derecede olduğuna inanılan salih kişilerden sıkıntılı durumlarda vesile olmasını istemektedir. Bu hususta nihai karar verici, sadece Allah'tır.
Salih kulların dualarından istifadeyle manevi yardımlarını ifade eden himmet kavramı da saptırılmış, teşkilata maddi yardıma dönüşmüştür. İşi maddeye dökünce bu yardımlarda gönül rızasına bakılmayıp zorla ve şantajla alınır hale gelmiştir. Bunun da İslamda yeri yoktur.
İtaat, teslimiyet ve sadakat gibi kavramlar da yerinde kullanılmalıdır. Müminler, Allah ve Resulüne, onun yolundan giden devlet ricaline itaat etmek zorundadır. Onlar Allah'ın emirlerine sımsıkı bağlı oldukları sürece onlara karşı teslimiyetle bağlıdır. Devlete sadakatten asla ayrılmazlar.
Ancak bu da körü körüne değildir. Hz. Peygamber (sav), şöyle buyuruyor:
"Müslüman bir kimsenin hoşlandığı ve hoşlanmadığı her hususta (idarecisini) dinleyip itaat etmesi gerekir. Eğer kendisine Allah'a isyanı gerektiren bir emir verilirse, bunun dinleme ve buna itaat etme yoktur."
İslam tarihinde Hz. Ebu Bekir, bunun canlı misalidir. Halife seçildiğinde diyordu ki: "Allah'a ve Resulü'ne itaat ettiğim müddetçe bana itaat ediniz. Şayet Allah'a ve Resulü’nün emirlerine riayetle kusur gösterirsem, bana itaat etmeyiniz."
Evet, dinde önder ve lider olarak görülen kişiler, Allah ve Resulü'nün çizgisinden çıktıkları anda ona itaat etmek, teslimiyet duyguyla hareket edip tam bir sadakatla, başka bir ifadeyle körü körüne bağlanmak, doğru bir hareket değildir.
Biz, İslami kavramları asli manalarıyla değerlendirmeliyiz. Çeşitli grupların ve hiziplerin çarpıttıkları manalara göre değerlendirip sapıtmaktan nefsimizi, toplumumuzu, vatan ve milletimizi korumalıyız.