Kayıp Kitabeler ve Tarihi Çeşmelerimiz

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Zamanın su gibi akıp gittiği bir gerçek.  Lakin insan olarak bu akıp giden zamanın çoğu zaman farkında değiliz.  İçinde yaşadığımız bu zamanı hiç bitmeyecekmiş gibi tabii buluyoruz. Öyle bir an oluyor ki, (taşın sert olduğunu, suyun boğduğunu, ateşin yaktığını) şiirinde işleyen şair gibi biz de geç de olsa  bir son günümüzün olduğunu anlıyoruz.
Nereden çıktı bu fanilik konusu diyenler olacaktır. Açıklayacağım. Yüzyıl önce Ulu Mezarın etrafına duvar yaptırılmış. Zamanın eli kalem tutanlarından birine de;  hadi bakalım yaz bir kitabe denilmiş. Meçhul şair bir taş üstüne; 
"Şu duvara yazı yazdım bir hat kala yadigâr
Bir gün ola ne hat kala ne ben kalam ne duvar" Sene 1330 diye yazmış. 
Bu taşa yazılmış yazı Ulu mezarlığın kuzey kapısının doğu kısmındaki duvara, halkın göreceği şekilde yerleştirilmiş. Okuma bilen okumuş. Her okuyan herhalde bu sözlerin anlamını düşünmüştür. Şu gün o yazıyı aramayınız. Çünkü o yazıyı tutan duvar yıkıldı. Yenilendi. Kitabe de yok. 
Sen nereden biliyorsun diyenlere şu açıklamayı yapmam gerekir.
1948 yılında Çorum'da "eski eserleri tespit" yolunda iki hafta süren bir tarama yapılmış ve bir dosya hazırlanmış. İşte o dosyanın bir örneği güzel bir tesadüfle elime geçti. Bir bir yapılan tespitleri okurken Ulu Mezar hakkındaki bilgilerin bulunduğu sayfada yukardaki satırlara rastladım. 
Bu iki satırı okuyunca beynimde çağrışımlar yumağı açıldı. "Avazeyi bu aleme Davut gibi sal/ Baki kalan bir hoş seda imiş / diyen şair Baki'den "Bir namazlık saltanatın olacak" diyen Tarancı'ya ve "Her nefis ölümü tadacaktır" ayetine ve "bu dünyada kendini bir ağaç dibinde konaklayıp yürüyen bir yolcu bil" mübarek sözüne uzanan çağrışımların yansımaları ışıklandı. Mezarlık duvarına kitabe yazan meçhul şair ne güzel ifade etmiş. Bir mezarlık duvarına yakışacak sözleri ne güzel bir araya getirmiş. Açık, sade, çıplak ve uyumlu. Ve ne kadar gerçek. Bugün, ne o yazı var ortada ne şair ne de o kitabe konulan duvar. Hiç biri yok. Zaman hepsini silip götürmüş. Lakin şairin "bir hat kala yadigâr" diye anlattığı, hayatta iken bir iz bırakmak kaygısı hedefine ulaşmış olmalı ki, yüz yıl sonra biz onun sözlerini tekrar yâd ediyoruz.
Söz uçar yazı kalır, derler ya çok doğru. Hayatta iken zamana bir iz bırakmak, ölümden sonra hatırlanmaya da vesile oluyor. Şanslı iseniz izinizi yok olmaktan koruyanlar, gelecek nesillere aktaran hayırlı eller sizi yaşatıyor. 
Kent içinde yapılan her türlü imar faaliyetinde eski eserlerin korunması bir ölçüde de o devri yaşayanları yaşatmak olduğunu akıldan çıkarmamalı. Tarih belgeleri yok edilmemeli. Şehrimizde birkaç eski eser üzerinde kalmış olan kitabeler ve onları taşıyan eski eserlerin bakımları onarımları yapılarak ömürleri uzatılmalı. Bu arada şunu hatırlatmayı da kendime bir vazife biliyorum. 
Şehrimizde ayakta kalmış bazısı kitabeli bazısında bir tarih yazısı bulunan iki elin parmakları sayısından az eski Çeşmeler var. Hepsi de bakım ve onarım bekliyorlar. Koruyucu ellerin kendilerine uzanmasını bekliyorlar.