HER ŞEY İÇİNDE

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Hırkayı iyi ki almışım yürüyüşe çıkarken.
Yoksa üşürdüm akşam yakın. Mevsim değişiyor. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum, soğuk alnıma değince.
 At kestaneleri  de meyvelerini döküyor.
Güz, yaz mevsiminin  soğuk yüzü. Çevremizi oluşturan coğrafyalarda da böyledir herhalde iklim genel olarak. Karadeniz'de sel var, heyelan tehlikesi var.
Ortadoğu sıcak, hep sıcak. 
Her şey var hayatın içinde, her şey.
Ey Allah'ım huzur ver insanlığa.
*
İnsan zamanla görüyor bazı gerçekleri. Otuz Beş Yaş şiirinde şair Cahit Sıtkı Tarancı'nın ifadesiyle ; "Taşın sert, suyun boğucu" ve ateşin de yakıcı olduğunu anlıyor insan, anlıyor ama bir zaman sonra gerçekleşiyor bu. 
Hayat bir olgunlaşma süreci bir bakıma. Yaşamak, her halde hayatın içine içine girmektir ister istemez.
*
Hava soğudu birdenbire. Gözüm görünen dağın başına ilişiyor, Kösedağ'ın başında duman yoğun. Bulutlar koyu kara, katman katman, dönüp duruyor. Serin esiyor rüzgar. Değişti, hızlı değişti gökyüzü. Havanın değişimi, gelen mevsimin yapısına uygun. Güz, kararsızdır karasal iklimde. Gün içinde bile ısınır, soğur, eser, yağar. Kırağ olur düşer gece, yakar sebzeyi. Yeşilin boynunu büker. Döker ağaçlar da yaprak yüklerini, onları toprağa verir.
Mevsimler de anlatıyor tabiatın halini, dünyanın gidişatını.
Evrendeki her şey insana söylüyor sözünü. Gözü, kulağı, dimağı giderek yorulan modern çağ insanına söylüyor her sözünü.
Hayat, içine çekiyor ademoğlunu.
Her şey hal içinde insana dair.
*
Öğreniyoruz hayattan harf harf, kelime kelime her adımımızda, her nefesimizde. Görüntüler, haberler, sesler, şarkılar, türküler, filmler, şiirler, sözler. Hayatın içinden süzülüp geliyor bunlar, insandan insana doğru bir akış bu. Hayatı tüm çeşitliliğiyle anlatmadalar tabii ki.
Evet, belki de eğiticilerin, öğreticilerin önünde hayatın kendisi var.
Yaşadıkça öğreniyoruz gerçeğin birçok boyutunu.
Genelde böyledir sanırım bilimsel konuların dışında kalan meseleri belleme sürecimiz. Okudukça, işittikçe öğrensek de, deneyimler sonucu anlayıp kavrıyoruz birçok konuyu. Akademik bilgi meselesi bir yana bırakılırsa;  birikimimizin tematik yönelimini, bakış açımızı, tavrımızı, zevklerimizi, alışkanlıklarımızı yaşamın sunumlarıyla şekillendiriyoruz.
Asıl öğrenme ise, yani anlayarak, kavrayarak öğrenme daha çok tecrübe etmeye bağlanıyor bazı yorumcularca.
Gerisi bir az sezgide kalıyor, biraz anlar gibi olmada.
Bilgide, kültürde, ahlakta daha donanımlı olmanın kazandırdıkları neler olurdu acaba modern insana?
*
İkinci tur sonunda dönüyorum yürüyüşten.
Her gün koşan gençlerin istikrarlı spor yapışları şaşırtıyor beni. Maşallah diyorum. Tebrik de ediyorum kendilerini de.
Şaşırmak! Şaşırıyoruz günde bir kaç kere.
Bu doğal bir hal.
Güncel yaşam akışının getirileri, sunumları, aktarımları, göndermeleri, çağrışımları fazlasıyla bol ve türlü çeşitli.
İnsan şaşırır. Çünkü, insanın imkanları, seçenekleri, kavrayışı, anlayışı, bilgisi, görgüsü, beklentileri, tahminleri sınırlı. Oysa hayat binbir renk, binbir çeşit.
Anlamakta zorlanıyoruz medyanın aktardığı dünya olaylarını. Barışın ancak adı var gezegenimizin birçok bölgesi için. "Çıkar dünyası,"  deyimi dilimde. O deyimin anlamını terörü, savaşı, şiddeti destekleyen tavırları gördükçe evrensel ölçekli olarak anlıyoruz. Ne var ki, gerçekler yaman bir öğretici oluyor daima. Kalıcı olarak kişiye öğretiyor dünyalık gidişatı.
*
Çelik gibi irade lazım çağ insanına. Kalp ve zihin bu iradenin beraberinde.
Doğrunun yolu doğrulur daima giderek. Yeter ki, soluğu doğruya olsun.
"Niyet hayır, akıbet hayır."  Muhtevası geniş bir kelam-ı kibar. Her şey içinde.
 Ne hoş bir anlayışı ifade ediyor bu veciz söz…