BİR BEDDUA VE FATURASI

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Okulların açıldığı haftadayız.
Bir anlamda yaz tatili bitti, tekrar yoğun bir mesai günleri bizi bekliyor. "Bizi" kelimesi içerisine sadece eğitim camiası değil cümle alem giriyor.
Öyle ya; ilk okuldan üniversiteye tüm eğitim kurumları açıldığına göre ya öğrenci, ya eğitimci, ya veli, ya öğrenci yakını, ya esnaf … olma durumu söz konusu.
Ne yazık ki bu sene eğitim-öğretim yılını buruk karşılıyoruz.
Kurban Bayramı'nı buruk idrak ettik.
Sebep malum/bilindik:
Ülkemizi birkaç yönden çepeçevre saran terör eylemleri yüzünden.
Nice evlere ateş düştü; can kaybı/şehitler vererek ve ekonomik/geçim sıkıntısıyla karşı karşıya gelerek.
O evlerin çocukları var, okula gidecekler…
**
Abdullah bin Mübârek Hazretleri'ne evlâdından şikâyet eden bir adam, çocuğunun itaatsizliğinden dert yanıyordu. Büyük velî:
"Sen, dedi, evlâdına hiç bedduâ ettin mi?"
Adam:
" Evet", dedi. "Sık sık beddua ederim. Canım yanınca mecbur kalıyorum!"
" O zaman, dedi İbn-i Mübârek Hazretleri, kimseye şikâyet hakkın yok. Oğlunu kendin bozmuş, böyle kötü hale sen sokmuşsun. Bedduânın eserinin başka nasıl görüleceğini sanıyorsun? İşte bu gördüğün bedduânın eseridir..."
Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:
"Nefisleriniz aleyhinde dua etmeyin, çocuklarınız aleyhinde de dua etmeyin, hizmetçileriniz aleyhinde de dua etmeyin. Mallarınız aleyhinde de dua etmeyin. Ola ki Allah'ın duaları kabul ettiği saate rast gelir de, istediğiniz kabul oluverir." (Ebu Davud, Salat 362)
"Aleyhe dua" dan maksat dilimizde "beddua" dediğimiz şeydir, yani kendimiz ya da birileri hakkında "kötü temenni"de bulunmaktır.
Evliyaullah darıldıkları kimselere beddua değil, dua ederler, kendilerini kızdıracak hallerinden kurtulmaları niyazında bulunurlar, dillerini bedduaya alıştırmak istemezlerdi.
Maruf-u Kerhî Hazretleri, bir gün Dicle kenarında otururken bir takım gençlerin bir sandal içinde eğlenerek kürek çektiklerini gördü. Gençlerin toplanıp şarkı, türkü söylediklerine kızan bazıları, "Zamane gençliğine Allah lânet etsin, bunlar böyle işte!" diyerek bedduâ ederken, Maruf-u Kerhî Hazretleri ellerini kaldırıp şöyle dua etti:
"Yâ Rab, bu gençleri burada nasıl neş'eli, zevkli bulunduruyorsan, mahşerde de böyle  neş'eli ve zevkli bulundur, şu kusurlarına bakıp da azaba mâruz bırakma."
Çevresindekiler Maruf'a itiraz ettiler:
"Bunlar sandalda günah olan işler yapıyor, şarkı, türkü söyleyip eğleniyorlar. Biz de onun için beddua etmiş bulunuyoruz. Sen ise dua ediyor, azaba uğramamalarını diliyorsun."
Şöyle cevap verdi büyük velî:
"Bunların âhirette azaba uğramamaları burada tevbe etmelerine bağlı değil mi? Demek ki, ben aynı zamanda tevbe etmelerini de dilemiş oluyorum. Netice yine doğru oluyor. Dilimi de bedduaya  alıştırmıyorum."
Bedduayı yapmaktan çekinmek gerektiği gibi, bedduaya hedef olacak fiil ve hareketlerden de uzak durmak gerekir. Zira başkasının bize beddua eden dili bizim hakkımızda günahsız olduğundan beddua ekseriyetle kabul olur, te'sirini gösterir. Ancak bedduayı hak etmediği halde dilimize geleni söyler açar ağzımızı yumarsak gözümüzü beddua geri bize döner.
Zenginin biri yolda yalvaran dilenciye tek kuruş vermeden geçiyor. Gören biri de, Allah böyle zenginin belâsını versin, adam tek kuruş vermeden Cehennem olup gitti, diye ta'n ediyor. Bunu duyan zengin geri dönüp adama şöyle karşılık veriyor:
"Ben bu dilenciye uzun zaman yardım ettim. Pek yakına kadar da yardımımı devam ettiriyordum. Geçenlerde öğrendim ki, benden aldığı sadakayla, hemen içki alıp virânesinde içki içiyor. Bunu duyunca içki parası vermekten vazgeçtim. Sadaka vermeyişim, içki parası vermek istemeyişimdendir. Sen yaptığın bedduanı geri al, yoksa ben buna lâyık olmadığımdan beddua geri dönüp sana gelir, kendine beddua etmiş olursun!..
**
Yukarda belirttiğimiz üzere, lânet okunan, beddua edilen kimsenin gerçekte buna lâyık olup olmadığını iyi kestirmek lâzımdır. Bizim bilmediğimiz sebeplerden dolayı lâyık değilse bedduamız  bize döner, kendimizi yakıp yıkar.
Hadis-i Şerifte öyle buyrulur:
"Kul herhangi bir şeyi lânetleyince, lânet semaya çıkar, ama önünde sema kapılarını kapanmış bularak geri döner, arza iner. Sağa sola gider, gidecek bir yer bulamazsa lânet edilene uğrar. O buna ehilse mesele yok; değilse, laneti yapana döner." (Ebu Davud, Kütüb-i Sitte)
Malum şahsiyet birkaç yıl önce müleane yaptığını söyleyerek yaptığı lanette üç şeyi köpürerek ifade etmişti:
- Evlerine ateşler sal!
- Zırvasından zirvesine kadar yerin dibine batır!
- Kahr u perişan eyle!
Oysa;
Mısır'da Müslümanlar demokratik hakları hiçe sayılırken ve Rabia meydanında üzerlerine silah sıkılırken, Suriye'de Müslüman kardeşlerimizin üzerine bomba yağdırılırken, Filistin'de günahsız çocukları, yaşlı genç, kadın erkek demeden katledilirken, Mavi Marmara Gemisinde 9 müslüman hunharca şehit edilirken sesi çıkmamıştı.
Bedduanın faturası ağır oldu ağır..
Ülkemize ve insanlarımıza hele de mütedeyyin camiaya..