İşi Ehline Vermek

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Herkes, bildiği işi yapmalı. Her işi biliyorum diye ortaya çıkmamalıdır. Yaşantısını sürüdürecek kadar bir şeyler bilmek, insanı her konuda uzman yapmaz. Bir kimse, çiftçilerin sobetini dinlemekle çiftçi olamaz. Eczanelerde çalışıp pek çok ilacın ismini öğrenenler doktor olamaz. Camide vaaz dinlemekle, şadıvanda oturmakla hoca olamaz. İnşaatlarda çalışan dülger veya betoncu da mühendis olamaz. Bu zatlar, bilgilerinin sınırını bilerek, daha doğrusu haddini bilerek hareket etmelidir.
Toplumda herkesin ilmine, tecrübesine, uzmanlık alanına dikkat ederek ona göre iş vermeli, ona göre bazı vazifeler tevdi edilmelidir. Bir hukukçuya mali işlerde, bir iktisatçıya imar konusunda sorumluluk yüklemek mantıklı bir yol değildir. Bu Demirel döneminin mantığıydı. Milli Eğitim’e hukukçu birisini, Bayındırlık Bakanlığı’na iktisatçıyı, Sağlık Bakanlığı’na bir eğitimciyi bakan yapmak o dönemin mantığıydı. Bakanlar üzerinde kolay otorite kuabilmek için izlenmiş bir yöntemdi. Hele de akçeli işlere mafyayla işbirliği yapabilecek karekterdeki insanları getirmek, hırsıza hazineyi teslim etmekten farksızdır.
Devlet işeri, kamu yönetimi milletin emanetidir. Emaneti korumak, en önce devlet yöneticilerine, il veya ilçe yöneticilerine yani vali, kaymakam ve belediye başkanlarına düşer. Milletin malını ve devletin yönetimini ilahi emanet olarak düşünüp ona göre yaşamaları gerekir. Dicle kenarında köprüden geçerken ayağı kırılan koyunun hesabını Allah benden sorar diyen Hz. Ömer’in duyduğu sorumluluğu hiç aklaından çıkartmaması gerekir.
Zaman zaman devlet adamları, bu bilinçle devrinin alimlerinden yardım istemiştir. Bazıları tavsiyelerini uzun bir mektupla bildirmiş, bazıları da uyması gereken kuralları ihtiva eden kitaplar yazmışlardır. İmam Ebu Yusuf’un mali konularda uyulması gereken kuralları içeren “Kitabü’l-Haraç” isimli eseri böyle ortaya çıkmıştır.
Ömer b. Abdülaziz de halife olunca İslam ilkelerini önce nefsinde yaşamak istemiştir. Lüks elbiselerini, eşyalarını, eşinin altın ziynetlerini hazineye devretmiş ve tam bir derviş hayatı yaşamıştır. Buna rağmen hataya düşmemek için sık sık devrin alimlerine danışmış, çevresine hep bilge kişileri toplamıştır.
Yakınlarında bulunmayanlardan da sık sık tavsiye almaya çalışmıştır. Devrinin alimlerinden Tavus b. Keysan’a mektup yazarak kendisine nasihat etmesini istemiştir. O da uzun mektubunun bir bölümünde önemli bir nasihatta bulunmuştur:
“Yaptığın işlerin hayırlı olmasını istiyorsan hayır eli olan insanları iş başına getir.”
Ömer b. Abdülaziz, iki buçuk yıllık halifelik döneminde bu tavsiyeyi hiç aklından çıkartmamıştır. Zalim valileri, haksızlık yapan kadıları derhal görevinden uzaklaştırıp dürüst insanları iş başına getirmiştir. İşi ehline verince Çin Setti’nden, Atlas Okyanusu’na kadar uzanan İslam coğrafyasında fakir kalmamış, zekat verilecek kimseler aranır hale gelmiştir.
Buradan günümüze de ders çıkartmak gerek. Özellikle milletin emanetini taşıyanlar, Tavus b. Keysan’ın mektubunu iyi okumalı ve icraatında düstur edinmelidir. Devlet, ciddiyet ister.
Devlette görevlendirecekleri elemanları daha dikkatli incelemeliler. Hırsızları ve hainleri devlete yaklaştırmamalılar. Devlete sadakati tam olanları, amirlerinden başka kimseden talimat almayacak kimseleri iş başına getirmeliler.