Bir Çorbanın Hatırası…

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

"Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır" diye dilimizden düşmeyen bir vecizedir.
Çorba da ona benzer hatıralar taşır dünyamızda…
Anadolu bu anlamda tam bir misafirperverlik coğrafyasıdır.
Bu dinden ve örften gelen güzel bir haslettir.
Çok gezen bir kardeşiniz olarak buna çok şahit olmuşumdur.
Kazara bazı aç kaldığımız zamanları da hatırlarım…
Düzce temsilcimiz, canım kadar sevdiğim Necdet Pehlivan Çorum'dan evli olduğu için yıllarca Çorum'a gelir gider. Kendi ailesi ile bir aileden faksızız yıllardır. Geldiği zaman çevre il ve ilçelerimize beraber giderdik.
Yine bir yolculukta yıllar öncesinden Merhum Şaban Döğen kardeşimin ilçesi olan Kargı'ya doğru yola çıktık. Yol eski stabilize idi.
Kargı'ya ikindi vaktinde ulaştığımız için yemek vakti değil. Bir de o zamanlar özel vasıtamız yok durumumuz maddi yönden hiç iyi değil…
Her uğradığımız esnaf ısrar ile çay veya meşrubat ikram etmek istiyor.
Bizim de karnımız zil çalıyor…
Hele Necdet kardeşim zayıf olduğu için kıvranıyor…
Lokantaya gitsek, içkisiz lokanta da yok…
Bir de küçük yer, yabancı olduğumuz belli "bak nurcular misafirlerini lokantada doyuruyor" diyecekler diye lokantaya da gidemiyoruz.
Akşam oldu ama biraz zor olmuştu.
Hayatımızda böyle bir çok çorba olayları yaşamışızdır.
Ordu Kumru ilçesinden Fethi Dik kardeşim, Nevzat Karaağaç ile beraber 1974 yılında Çorum Öğretmen Okulu'nda yatılı okuyorlardı.
Bir vesile ile dershaneye geldiler.
Ben de o zaman vakıf olarak hizmet ediyorum.
Durumumuz çok fakir ve garibandı…
Geldiklerinde onlara en çabuk ve taze olarak tarhana çorbası yapardık.
Fakat bu tarhana çorbası öyle bildiğiniz tarhanadan değildi.
Kastamonu Tosya ilçesinde yapılan katı sıvı bir tarhana idi.
Çömlekte muhafaza edilirdi.
Merhum Baba Sadık Ağabey'in annesi bir çömleğini bize, bir çömleğini de İstanbul Kirazlı Mescid Dersanesi'ne gönderir, bize uzun zaman yeter zevkle içerdik.
Fethi kardeşimle bu çorbadan yapar içerdik.
Meğer onlar bu çorbadan içmek için sık sık gelirlermiş.
"Hadi Raşit Ağabey'in çorbasından içelim" diyerek okuldaki üç çeşit yemeğe bizim çorbayı tercih ederlermiş.
Bunu yıllar sonra değerli kardeşim İslam Yaşar'a anlatmışlar:
"Raşit abi, bir çorba ile Risale-i Nurları tanımamıza vesile oldu" diye.
İşte vesilenin mahiyeti bu kadar önemlidir.
Hakikaten baba Sadık Ağabey'in merhum annesinin yapmış olduğu tarhana çok lezzetli ve bereketli idi.
Bir yemek kaşığından bir kazan çorba olurdu.
Hala yapılır mı Tosya'da bilemiyorum?
Sonra Fethi kardeşim, hem kendi kardeş ve akrabalarına nurları tanıtmaya vesile olmuştur.
Merhum Zübeyir Ağabey dershanede en azından bir çorba bulunmasını istermiş Kirazlı Mescid Dershanesi'nde…
Ve demiş:
"Kardeşim en azından bir çorbamız olsun, çorbayı içtikten sonra kardeşimiz eve gitmekten vazgeçer derse de kalır. Eve gitse bu defa gaflet basar derse gelmekten vaz geçebilir."
Bu bakımdan dershane yemekleri ve çorbaları bu açıdan çok önemli lezzetli ve bereketlidir.
Bizler yetmişli yıllarda dershanede kalırken bir çuval nohut, bir çuval da pirincimiz olurdu, onu bir yıl boyunca yetirmeye çalışırdık.
Meğer bu yaptığımız yemekler çok lezzetli olurmuş.
Geçen yıl hakkın rahmetine uğurladığımız Turan Kaya kardeşimiz vardı. Kendisi Amerika'da ikamet ederken vefat etmişti.
O yıllarda orta okul öğrencisi idi. Merhum emekli savcı Abdullah Battal Ağabey'in oğlu Prof. Nevzat Battal vesilesi ile nurları tanımıştı.
Dershaneye sık sık gelirdi.
Ve yaptığımız yemeklerden yedirirdik.
Bu yemeklerin lezzetini annesine ballandıra ballandıra anlatırmış.
Halbuki biz bu yemekleri çok basit imkanlar ile yapıyorduk.
Sonra annesi demiş:
"Oğlum Raşit Ağabey'ine söyle bu yemeğin tarifini versin bende öyle yapayım."
Turan kardeşim geldi bana:
"Raşit Abi!
Annem dedi ki:
Yaptıkları yemeğin tarifini yazsın ben de ona göre yapayım" demiş.
Bende yazıp tarifini verdim.
Annesi bu tarif üzerine yemeği yapmış ama aynı lezzeti bulamamış.
Turan tekrar geldi:
"Raşit Abi! Annem tarif ettiğiniz gibi yemeği yaptı ama sizinki gibi lezzetli olmadı"
Bende şaka vari:
"Bak Turan biz bu yemeklere birazda ihlas katıyoruz"
Peki abi bu baharatçılarda mı satılır?"
"Yok Turan bu satılmaz, ancak yaşanarak elde edilir."
Böyle bir dershane yemeği hikayesini Çorum'da yakında buluştuğumuz İslam Yaşar Bey anlatmıştı:
"Biz dershanede öğrenci iken bir kardeşimize bir makarna yapıp ikram etmiştik, bunun lezzetini hala unutamadığını söyler, halbuki normal bakkaldan aldığımız bir makarna idi" demişti.
İşte eski hallerimiz böyle idi.
Günde 250 sahife risale okurduk…
150 sahifeye düştüğümüz zaman dengemiz bozulurdu.
Ne doğru dürüst yiyeceğimiz ne de giyeceğimiz vardı.
Ama bir şevkimiz vardı…
Bir gün caddede giderken bayılacak gibi oldum, gözlerim nerede ise görmez hale gelince olduğum yerde kalmışım beni hastaneye götürmüşler, serum falan verdikten sonra kendime gelmişim. Gözümü açtığımda doktor karşımda idi:
"Oğlum sen nasıl yaşıyorsun, bir şey yeyip içmiyor musun, kendine iyi bak, gıdasızlıktan bir deri bir kemik kalmışsın?" demişti.
Şimdi kendime bakıyorum da utanıyorum.
Yirmi dört saatimiz hizmetler ile geçerdi.
Çok şükür bir çok kardeşimizin nurları tanımasına vesile olundu.
Onların o güzel gayretlerine bakıp iftihar ediyoruz.
Bu açıdan çorbayı ihmal etmeyelim.
Dershanelerde en azından bir çorbamız bulunsun.
Biz de Bursa Çarşı Dershanesi'nde çorbamızı mutlaka bulunduruyoruz Mevlüt Abi…
Bu adeti devam ettiriyoruz.