Bâğî kim? Âsî kim?

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Bâğî, sözlükte azgın, haktan ayrılan, haddi aşan, Allah'a karşı gelen, dinin çizdiği sınırları aşan, saldırıya yeltenen, hakkına razı olmayarak başkasının malına, canına kasteden anlamlarındadır.
Fıkhî bir terim olarak bâğî; meşru devlet başkanına silahla karşı koyan, isyan eden anlamındadır.
Kur'an-ı Kerim'de bâğî ile ilgili ayette şöyle buyuruluyor:
"Müminlerden iki taraf vuruşacak olursa aralarını bulup barıştırın. İçlerinden biri ötekine tecavüz ederse mütecavizlere karşı, bunlar Allah'ın emrine dönünceye kadar vuruşun. Tecavüz eden taraf Allah'ın emrine dönerse iki tarafın arasını adaleti riayet ederek uzlaştırın. Hak ve adaletten ayrılmayın. Allah, adalet ve insaf sahiplerini sever." (Hucurat-9)
Hayrettin Karaman, "Mukayeseli İslam Hukuku" adlı eserinde şöyle diyor:
"Bu ayet, Müslümanlardan haksız olarak başkalarına sataşan ve tecavüz edenler olursa bunları yola getirmek için devletin harekete geçmesi ve gerektiğinde savaşta onları yola getirmesi gerektiğini ifade eder."
“Hz. Peygamber de hadislerinde "Kendisinden sonra görünüşte sıkı Müslüman ve ehl-i Kur'an oldukları halde imanları sathi kişilerin ortaya çıkacağını, bunların ok yaydan fırladığı gibi dinden çıkacaklarını, Müslümanların bunlarla savaşması gerektiğini ifade buyurmuştur. Sahabe, haricilere ve Cemel ile Sıffın savaşlarında bâğîlere karşı savaşmanın gerektiğini bu naslardan çıkarmıştır."
Bütün fıkıh kitaplarında geçen ortak bilgiye göre bâğî suçu sabit olunca isyancılarla savaşmak ve bu sırada onları öldürmek helal kabul edilmiştir. Müslüman olmaları dikkate alınarak sadece zaruret halinde ve isyanı bastıracak ölçüde bir şiddete izin verilmiştir.
Ebü Hanife'ye göre isyancılardan kaçanların diğer isyancılarla birleşmesi ve yeni bir isyana yol açacaksa onların takip edilip yakalanması ve cezalandırılması gerekir. 
Bütün mezheplerin ortak görüşüne karşı bâğî suçunun birinci unsuru, isyanın meşru bir devlet başkanına veya devlet düzenine göre yapılmış olmasıdır.
Hanefi hukukçularına göre bâğyin birinci unsuru, meşru devlet başkanına karşı gayrimeşru ayaklanmadır. İkinci unsuru da isyanda kuvvet kullanılmasıdır.
İslam hukukçularına göre asiler hazırlık yapmakta ve isyan edeceklerine muhakkak nazarıyla bakılmakta ise onlara karşı savaşa başlamak için fiilen isyan etmeleri beklenmez. Çünkü bu durum, fitnenin büyümesine sebep olur.
Abdullah b. Ömer, Hz. Peygamber (sav)in "Her kim bize karşı silah taşırsa (harbetmeye kalkışırsa) bizden değildir." Dediğini rivayet etmiştir.
İslam hukukunda (bâğî) kavramına yakın bir anlam taşıyan (âsi) kelimesi vardır. Asi, sözlükte isyan eden, karşı gelen, haydut, bâğî ve günahkar anlamlarındadır. Istılahta ise silahlı gasb, soygun ve isyanı, yol kesme suçuna kalkışan muharip ve haramiyi ifa eder. Konu ile ilgili ayet şöyledir:
"Allah ve Peygamberine karşı harp eden ve yeryüzünde fesat çıkaranların cezası öldürmek, asılmak, çaprazvari el ve ayakları kesilmek yahut da yerlerinden sürülmektir. Onlara ahirette büyük bir azap vardır. Yalnız ellerinize düşmeden (yakalayıp teslim alınmadan) tevbe edenler müstesnadır." (Maide-33-34)
Bu ayeti Ebül-Âlâ el-Mevhudi, "Tefhimü'l-Kur'an" adlı tefsirinde şöyle yorumluyor: "Burada yeryüzünden (arz'dan) kastedilen kanun ve düzenin devamının, İslamın sorumluluğunun altında bulunduğu ve "Allah'a ve Resulü'ne harp açmanın" İslamın haklı ve meşru yönetim sistemine karşı savaşmak olduğu ülke ve bölgedir. İslam beldesindeki nizamı bozmaya çalışmak, gerçekten Allah ve Resulüne karşı bir savaştır."
Prof.Dr.Abdülkerim Zeydan, "İslam Hukukuna Giriş" adlı eserinde (kara, deniz ve hava yolu, köprü ve kavşaklar dahil) yol kesmenin cezası konusunda şöyle diyor:
"Yol kesenin cezası; adam öldürür ve mal alırsa öldürmek ve asmaktır. Adam öldürür, mal almazsa asmaksızın öldürülür. Mal alır, adam öldürmezse el ve ayakları çaprazvari kesilir. Mal almaz, adam öldürmez de yalnız yol keser, yol emniyetini ihlal ederse sürgün edilir. Sürgünden maksat; suçluyu memleketin haricinde bir yerde hapsetmektir."
Görüldüğü üzere İslam beldesinde nizamı bozan, devlet başkanını devirmeyi hedefleyen bâğî ve âsîler için çok ayrıntılı hükümler vardır. İslamda her fiilin bir karşılığı, her suçun bir cezası mutlaka bulunmaktadır.