En Uzun Gece

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

25 yıl kadar önce mübarek bir gecenin ilk saatlerinde Amerikalı Haçlı Ordusu, Bağdat’ı bombalamaya başlamıştı. Bütün dünya; film gibi, maç gibi, konser gibi naklen yayınla bombalamayı izlemişti.
Sözde dünyanın en kanlı diktatörü Saddam’ın devrilişini gerçekte ise bir zamanlar İslam dünyasının başkenti rüyalar şehri Bağdat’ın harabeye dönüşünü seyrediyordu. O gece sabaha kadar biz de Bağdat’ın Coniler tarafından bombalanışını izlemiştik. Hiç unutamam.
Evet, hiç unutamayacağım bir gece de 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı başlayan geceydi. Bu, ötekinden farklı idi. Zira bir vesile ile Ankara’da bulunduğum döneme rastladı.
Gece on civarında savaş uçakları havalanmaya başladı. Alçaktan uçuşla korku salıyorlardı. Üçü beşi uçtu gitti, onları diğerleri izledi. Sayamadık kaç uçak havalandı. Bir tur attılar, apartmanların üzerinden geçerek belli bir istikamette yollarına devam ettiler. Sonra güzergâh netleşmeye başladı. Televizyonlar da darbe girişimi diye naklen yaymaya başladılar. Bağdat’ın bombalanışını seyreder gibi Başkent Ankara’nın bombalanışını seyre koyulduk. Ama bu farklıydı. Sadece televizyonda canlı yayında darbe seyretmekle kalmıyorduk. Uçakların ses duvarını zorlayan, kulakları sağır edecek kadar gürültüyle alçaktan uçuşunu da izliyorduk. Kendimizi Şam veya Halep’te Beşar Esad’ın pilotlarının bombardımanında gibi hissediyorduk. Bulunduğumuz yer, Beştepe Külliyesi ile Meclis binasının tam ortasıydı. Oralara atılan bombaların şiddetinden altı derecelik depremle sarsılır gibi binalar sallanıyor, kapılar pencereler birbirine çarpıyordu. Yüksek katlı binalarda oturanlar ne yaşadılar, bilemiyorum. Ancak bu gürültüden korkmayan, yüreği hoplamayan kimse yoktu.
Kalp hastalarından kaçı bu vesileyle rahmetlik oldu, hamilelerden kaçı düşük yaptı, bilinmiyor yada hiç kimse bunların derdinde değil.
Bu kargaşa ortamında Başbakan’ın “Ordu içindeki bir grup vatan haininin darbe girişimidir. Ancak biz görevimizin başındayız. Bu hainlere gereken en ağır ceza verilecektir.” Tarzındaki açıklamasıyla iyi bir ışık görüldü. Devletin vaziyete hâkim olduğu, darbenin başarıya ulaşamayacağı anlaşıldı. Onu diğer bakanların açıklaması izledi. Eski Başbakan Davutoğlu’nun ve eski Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamaları yüreğimize su serpti.
Bir yandan bunları izliyoruz, bir yandan da üzerimizden geçen savaş uçaklarının dehşetini yaşıyorduk. Alçaktan uçuş nedeniyle ses bombası gibi seslerle sokakları ve evleri inletiyordu. Meclise atılan bombalar, sokağın başına düşmüş gibi hissediliyordu. Her bomba sesinde çocuklar büyüklere sarılıyor, evcil hayvanlar sahiplerine sokuluyor, adeta beni koru dercesine imdat istiyordu.
Kimdi bu hainler? Amerika’dan gelmiş Caniler miydi? Yoksa Rusya’dan havalanan Putin’in fedaileri mi? İşgal kuvvetleri miydi?
TRT’nin işgali sonucu zorla okutulduğu anlaşılan “Yurtta Sulh Konseyi’nin bildirisinden anlaşıldı ki bunlar, bizdenmiş. Yani dışarıdan gelmiş işgal kuvvetleri değil, içimizden çıkmış hainlermiş. Ordudan kaçırdıkları uçaklarla, tanklarla Türk halkına savaş açacak kadar alçalmış bir avuç satılmışlarmış.
Hem de devletin ve milletin parasıyla yetişip devletine, meclisine, ordusuna ve milletine kurşun atacak bomba sallayacak kadar gözü dönmüş hainlermiş. Hasan Sabbah’ın fedaileri gibi sapkın kişilermiş.
Bunların yetişmesinde fitre ve zekâtını vererek destekleyenler, bilmem ne düşünüyorlar? Daha önce pek çok şeyi iftira deyip geçiştirenler, bu olaylar karşısında ne diyorlar? Hala aynı safta mı yer alıyorlar?
Verdikleri kurban etleriyle semizleşmiş olan hainleri, gizli gizli alkışlayabiliyorlar mı? Yazık oldu bizimkilere deyip ağıt mı döküyorlar? Yeniden diriliş için gün saymayı mı düşünüyorlar? Yoksa mahkeme önlerinde yine Cevşen okumayı mı planlıyorlar?
Biz o gece hiç uyumadık. Gün doğana kadar canlı yayınla birlikte uçakların intihar dalışlarını izledik. Gece yarısı okyanus ötesinden bir yolcunun gelme ihtimalinden söz edilmeye başlandı. Humeyni’nin Tahran’a dönüşü gibi Mehdi/Mesih’in Ankara’ya geleceği konuşuluyordu. İlerleyen saatlerde ihtilalcilerin başarısız oldukları anlaşılınca bu ihtimal de ortadan kayboldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkı sokağa ve direnişe çağırması, bütün oyunu bozdu. Sokaklardaki tanklar, teker teker kaçmaya başladı. Darbeci subaylar tutuklanmaya, pek çoğu görevden uzaklaştırılmaya başlayınca jetlerin hızı kesildi. Günün ağırmasıyla birlikte sis bulutları yavaş yavaş kayboldu.
Bu konuda iktidar gereken dirayeti gösterdi. Asıl gayreti gösterenler onlardı ama CHP, MHP ve hatta HDP’nin bile darbeye karşı çıkışı, her türlü takdirin üstündedir. Hepsi de vatan hainlerine karşı tek yumruk oldular.
Her musibetten bir nasihat çıkartmak lazım. Umarım gaflet uykusunda olanlar uyanırlar da hainleri alkışlamaktan vazgeçerler. Bunu iktidarın bir düzmecesi gibi göstermeye çalışan bazı sosyal medya çılgınları da bu hainlikten vazgeçerler. En azından Başkent ve İstanbul halkının yaşadıklarını dostlarından öğrenip tavırlarını bir daha gözden geçirirler.
O gecenin ne kadar uzun olduğunu yaşayarak bilenlerdenim. Yüce Rabbim, o hainlerden ve mürşidinden bu milleti korudu. Ne kadar hamd etsek azdır. Dokuz yaşındaki torunumun da dediği gibi Allah, bir daha böyle bir gece göstermesin.