Negatif seleksiyon

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nin efsanevi Alman hocalarından Profesör Fritz Neumark burada senelerdir ders verdikten sonra ülkesine dönerken kendisine yöneltilen “Türkiye için iki kelime ile ne söylersiniz?” sorusuna “Negatif seleksiyon” demiş.

Yani Türkiye bilindik durumda;  Saldım çayıra Mevla kayıra…

Ülke yakından da uzaktan da iyi görünmüyor.                                             

Sıkıntı var, boğuntu var, tedirginlik var, çirkinlik, yalan, her şey var.

Bir hikâye var, bazı şeylerin geri alınamazlığını anlatan.

Vakitlerden bir vakit, ülkelerden bir ülke, sözüm ona bir çiftçiyle bir yılan arasında kadim bir anlaşma var.

Neyse, çiftçi, her gün bir kase sütü yılanın yuvasına götürüp bırakacak, yılan da karşılığında ona bir altın verecek.

Yıllarca iki tarafta anlaşmaya sadık kalır. Gelgelelim çiftçi bir gün hastalanır. Ne yapsın? Sırrını oğluna açar ve bir süreliğine görevi ona devreder.

Ama oğlan babasından farklı, biraz para hırsı var. Bir süre babasının istediğini yapar. Bir gün, iki gün neyse ama sonra der ki; “Ben niye her gün bu yılanla uğraşıyorum ki? Yılanı öldürsem bütün hazine benim…”

Alır baltayı eline, sütü bırakır, yılan altını verip giderken vurur. Ama öldüremez.
Yılan kopan kuyruğunun acısıyla döner ve çiftçinin oğlunu ısırıp öldürür. Çiftçi perişan, yılan perişan…

Aradan zaman geçer, çiftçi hafif mahcup, yılana der ki; “Bir hatadır oldu. Gel barışalım. Eski günlerimize geri dönelim…”
Yılan bir çiftçiye, bir kuyruğuna bakar ve der ki; “Sen de bu evlat, bende bu kuyruk acısı oldukça biz dost olamayız…”

 

*

Kavramların, yaşamların, tercihlerin, inançların yıllardır sistemli olarak içinin boşaltıldığı günlerin son demindeyiz artık.

Sanıyoruz ki, bu günler geçecek.
Bekliyoruz ki, bu devran dönecek ve yerinden oynamış taşlar teker teker yerine oturacak.
Olmayacak!

Ve bazı şeyler asla geri alınamayacak, yitirdiklerimiz gelmeyecek.

Hikâyenin dediği gibi toplumun her unsuru bir biriyle kan davalı artık.
Ülke artık ortak yaşama alanından uzaklaşıyor.

Ölen öldüğü, şiddete uğrayan uğradığı, tacizin, tecavüzün mağduru olanlar acıları ve travmalarıyla kalacak.

Can yorulunca ter gözden akarmış. Ağıt can yorgunluğu yılgınlığıdır. Birçok insanımızın canı yoruldu, gözlerden yaş akıyor.

 

Öyle ağır yara aldı ki toplum, bugün bir mucize olsa, yeniden nefes alabilir hale gelmemiz için çok nesil harcanacak!

Türkiye hiçbir zaman güllük gülistanlık olmadı ama son yıllardaki çaresizliği, karanlığı, akan kanları olumsuz izleri yaşayan bilir.

Normal olmaya hiçbir şey elverişli değil.
İnsanın akıl sağlığını koruyabilmesi için kör olmayı tercih etmesi şart.

Neşesini çoktan kaybetmiş, korku ve intikam içinde bir toplum…
 

Hayat taş.  Katiller olmuş heykeltıraş.

*

Arabanın farına kilitli kalmış sincap gibi kala kaldık.
Suyun dibine ağır ağır çöken taşlar gibiyiz.

Bize ne oldu?
Ben bilemedim...

 

NOT: Bir televizyon programına katılan Kadir Mısıroğlu ünlü yazar William Shakespeare'in İngiliz olmadığını ve gerçek adının 'Şeyh Pir' olduğunu iddia etti.

Mısıroğlu, "Shakespeare İngiliz değildi. Shakespeare'in aslı Şeyh Pir'dir. Shakespeare gizli bir Müslüman'dı" dedi.

Birde bizden âlim çıkmaz derler. Çıkmaz mı bak mısır-unu gibi adam çıktı.
Çok kirlenmiş Mısıroğlu, kendisine büyük çaplı 'ruh ve kozmik beden temizliği' lazım…

Herkesin geçmiş Ramazan bayramı kutlu olsun, Kadir Mısıroğlu hariç.

Ona her gün bayram.