Adalet Deyince

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Adaletin ne olduğunu söylemeye gerek olmadığı kanısındayım. Zira adalet, hayatımızın her alanında uyulması gereken bir fazilettir. Anne baba evlatlarına, öğretmen öğrencilerine karşı, vali veya belediye başkanı sorumlu olduğu vatandaşlara, devlet reisi veya hükümetler tüm vatandaşlara karşı adil olmak zorundadır. Şefkatini, ilgisini, elinin altındaki nimetleri eşit ve dengeli dağıtmalıdır. Özellikle yönetici kadrolar adaletli davranmalıdır ki emrinde çalışanlar da farklı bir yol izlemeye kalkışmamalı ve aksi davranışta bulunanları cezalandırma hakkını elinde bulundurabilmelidir.
Hz. Ömer, ilk defa "Adalet mülkün temelidir" diyerek devlet idaresinin temelinin adalete dayanması gerektiğini vurgulamıştır. Vatandaşlar, yaşadıkları ülkenin hukuk sistemine güvendikleri oranda orada huzur duyarlar. Devletin vatandaşlarına adil davranmadığını hissettikleri andan itibaren huzursuzluk ve mutsuzluk başlar. Hak aradığı makamlarda haksızlığa uğrayanların sayısının artışı, ülkede kavda ve kargaşalara yol açar.
Kargaşa ortamının giderilmesi için çok kez devlet yöneticileri, caydırıcı tedbirlere ve baskıcı yöntemlere başvurur. Güvenliği sağlamak ve asayişi temin etmek için daha sert kanunlar çıkartmaya çalışır. O ortamda akla gelen ilk tedbir bunlar olsa gerektir.
Ancak bunların geçici tedbirler olduğu unutulmamalıdır. Vatandaşın huzur ve güvenliğinin temeli, herkesi eşit görüp adil davranmaktan geçer. Yatırımlar konusu da böyledir. Hemşehricilik, bölgecilik veya başka faktörlerle yapılması gereken yatırımı hiç de uygun olmayan bir yere yapmak, adil bir davranış değildir. Bu, devlet imkanlarını yerinde kullanmamaktır.
Şehirde huzur ve asayişi sağlayabilmek için kenti duvarlarla kale içine almayı düşünen bir vali, Halife Ömer b. Abdülaziz'e bir mektup yazarak niyet ve kararını bildirmiş ve bu konuda izin istemişti. Ömer b. Abdülaziz, sorunun kaynağını bildiği için çözümün de şehri surlarla çevirmekten geçmediğinin farkındaydı. Surları, sınır bölgesinde düşman saldırılarından korunabilmek için istemiyordu vali. Dışarısını surlarla çevirse de asıl sorun içerideydi. Onun için Ömer b. Abdülaziz'in cevabı, tarihe geçecek kadar ilginç ve değerliydi:
"Bulunduğun şehri adaletle kuşat. Sokakları zulümden, haksızlıktan temizle. Şehir, ancak o zaman imar edilmiş olur."
Ömer b. Abdülaziz, valiye verdiği cevapta sadece adaletli davran deyip bırakmıyor. Eğer şehiri imar etmek istiyorsan önce adil davranmayı belle. Kimseye haksızlık yapma. Sorumluluğun altındaki insanlara zulmetme. Onlara güven ve imkan ver ki elbirliğiyle şehri imar edesin demek istiyor.
Her hafta Cuma hutbesinin sonunda okunan ayeti ve mealini duymayan, bilmeyen yoktur sanırım. 
Yüce Allah buyuruyor ki: "Hiç şüphe yok ki Allah; adaleti, iyiliği ve akrabaya yardımcı olmayı emreder. Her türlü çirkin ve kötü halleri, taşkınlığı yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size böyle öğüt verir." (Nahl Suresi:90)
Kulağımıza küpe olsun diye her Cuma günü bu ayeti okurlar. Okurlar ki öğüt alalım, gereğince yaşayalım diye.
Şunu da unutmayalım ki adalet, hayatın her safhasında gereklidir. Adaleti, sadece mahkemede aramak, konuyu tam kavrayamamaktadır.