Çocuklarımız

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Son günlerde yaşanan çocuk ölümleri halkımızı infiale sevk etti.
Ve idam suçlarını da gündeme getirdi.
Bir zamanlar hepimiz çocuk idik.
Saf ve berrak duyguların kol gezdiği zamanlardır.
Arzuları vardır,
İstekleri nihayetsizdir.
Sonra kendi çocuklarımızı yetiştirdik.
Onlarda kırkına merdiven dayadılar.
Ve altı adet nur topu torunlarım var.
Şimdi düşünüyorum!
Onlardan birinin başına bir felaket ve acı bir vefat haberi bana gelse ne olur?
Çok acı ve dayanılmayacak bir durumdur.
Bu gibi hadiseler iman noksaniyetinden veya zafiyetinden ileri gelir.
İnsanların karınlarını doyurmanız yetmiyor. Modernize etmeniz de yetmiyor.
Çocuklar küçüklüğünde kuvvetli bir terbiye-i İslamiye almazsa sonra edeta bir yabancının İslamiyeti yeni tanınması gibi zorlaşıyor.
Temel mesele budur.
"Kalbi insaniden şefkat ve merhamet çıksa, o insanı gayet vahşi bir canavar insan hükmüne getirir."
Bu hakikati dile getiren Bediüzzaman,"Risale-i Nurlara ekmek ilaç ve su gibi bir ihtiyaç olduğunu" dile getirmektedir.
Siyaset ve diplomatlık bu vazifeyi göremez.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arıç'ın "Halkımızı maddeten tatmin ettik ama maalesef manen tatmin edemedik" sözleri hayata yansıyan gerçeklerdir.
Çocukları seviyoruz.
Sevmek yetmiyor.
Hayatta iken onlara gereken ilgi ve eğitimi vermeliyiz.
O çocuklar cennetin bir kuşu oldular
On beş yaşından önce vefat eden çocuklar hangi dinden olursa olsunlar cennetliktirler.
Ama hayatta bulunan yavrularımızı diri diri öldürmek demek, terbiye-i İslamiye’den mahrum bırakmak demektir.
Onlara anne karnından hayatının sonuna kadar verilecek dini terbiye önemlidir.
"Din hayatın hayatı, hem ruhu hem esası, ihyayı din ile olur şu milletin ihyası" sözü her zaman geçerlidir.
Şerli insanları durduracak yegane şey kalplerine manevi yasakçı bırakmaktır.
Gerisi angaryadır.