Korku ve Umut Dengesi

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Yaşantımızın bir hedefi olmalıdır. Dünyanın zevkini alarak bencil duygularla yaşamak mı yoksa bizden başkalarının da olduğunu bilip onlara da hayatımıza da yer vererek yaşamak mı gerek? Her bencil insan bile bir noktadan sonra çevresiyle de ilgilenme ihtiyacını duyacaktır.
İnsanın dünyada hayatiyetini sürdürebilmek için gerekli asgari imkanlarla yaşaması da mümkündür. Ama daha çok imkan, daha çok servet, daha yüksek makam ve daha bol kazanç peşinde koşması da mümkündür. Bunun bir sınırı yoktur. Daha çok, daha çok derken doyumsuzluk ve dünya hırsı kaplar benliğini.
Dünya için, dünyalık için yaşayan herkesin bir de sonrasını, hayat kadar ölüm ve ötesini de düşünmesi lazım. Mümin, ahiret hazırlığı olarak kulluk borcu olan namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetlerini ifa eder. Bunun yanı sıra Allah'ın emrettiği doğruluk, dürüstlük, anne-babaya saygı, akrabaya yardım, kul hakkına riayet gibi erdemlere uygun yaşamaya çalışır. Yalandan, hasetten, gıybetten, iftiradan, içki, kumar, zina gibi kötü hallerden uzak kalmaya gayret eder. Dünyanın bir gölgelik kadar süreceğini farkedip ebedi olan ahiret yurdu için sürekli azık biriktirir.
Mümin, her zaman en küçük bir iyilik veya en basit bir hatanın bile ahirette karşısına çıkacağının bilincindedir. Tabiin dönemi alimlerinden Salim es-Süddi'nin "Şunu aklından hiç çıkarma; babamız Adem, işlediği bir tek suçtan dolayı cennetten çıkarılmıştır." Uyarısını aklımızdan çıkartmamalıyız. Yasak meyveyi yemenin cezasının cennetten sürgün olduğunu düşünüp haramlardan sakınma konusunda çok titiz davranmamız gerekir.
Cennetten çıkarılmasına rağmen Hz. Adem, hiçbir zaman Allah'ın bir kulu olduğunu unutmamış ve ömrü boyunca ibadetten geri durmamıştır. Allah'ın rahmetinden, af ve merhametinden hiç ümidini kesmemiştir. Onun içindir ki peygamberlikle ödüllendirilmiştir. O zamandan beri hem iyilik hem de kötülük var olmuştur. İyilerle kötüler arasındaki mücadele hep süregelmiştir.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur: "Müminler Allah'ın cezasını bilselerdi hiçbiri cenneti ümit etmezlerdi. Kafirler de Allah'ın rahmetini bilselerdi, hiçbiri cennetten ümidini kesmezlerdi."
Allah'ın tövbekar olmayan kullarına azabının çokluğu kadar tövbe edenlere de affı çoktur. Bir kutsi hadiste Cenab-ı  Hak "Rahmetim gazabımı geçmiştir. Yani Rahmetim gazabıma galip gelir." Buyurmuştur.
Bunu bilen ve buna gerçekten iman eden hiçbir kimse, kendisini ebedi cehennemlik olarak görmemeli ve Cenab-ı Hakk'ın rahmetinden ümidini kesmemelidir. Zira “Allah'ın rahmetinden ancak kafirler ümit keserler." Yusuf-87
Konuyu Hz. Ebu Bekir'in şu sözü en iyi şekilde özetlemektedir: "Ümmetimiz içinden biri cehenneme gidecek denilse o ben olabilirim diye korkuyorum. Yine birisi cehennem azabından kurtulup cennete gidecek denilse o ben miyim diye umutlanıyorum?
İşte müminin hal ve davranışları böyle olmalıdır. Cehennem azabından korkarak, Allah'ın af ve merhametinden asla ümit kesmeyerek dünya hayatını yaşayıp ebedi hayata hazırlanmalıdır.
Bu, hem dünya ve ahiret dengesinin, hem de korku ve ümit dengesinin en güzel ölçüsüdür.