Yazı tura hayat

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Aklımdan hiç çıkarmadığım bir söz vardır…
"Gülersen, bütün dünya seninle birlikte güler, ağlarsan tek başına ağlarsın" diye.
Bu sözü muska gibi yanımda taşırım…
*
Suriye'deki iç savaştan hayatını kurtarmak için kaçan mültecilerin başına gelenler insanlık trajedisine dönüştü. Gün geçmiyor Ege Denizi'nde batan bot, çocuk, genç, yaşlı onlarca insanın boğulduğu haberleri ulaşıyor.
Ege Denizi denizlikten çıktı mezarlık oldu. Yaşananlar kimilerimizin vicdanını sızlatıyor, kimilerimizin ise hiç gündeminde değil. 
Zaman zaman Halkların Köprüsü Derneği'nin yaptığı etkinliklerle İzmir'in gündemine giriyor. 
Aylan Kürdi'nin Bodrum sahiline vuran cansız bedeni bir süreliğine ulusal ve uluslararası kamuoyunu meşgul etti. O kadar.
Suriye'de iç savaş başladığından bu yana 4.6 milyon Suriyeli, doğdukları, büyüdükleri, vatan bildikleri toprakları terk etmek zorunda kaldı. 
Akdeniz'i aşıp Avrupa ülkelerine iltica etme fikri ise her ne kadar zorlu bir yolculuğu gerektirse de bu insanlar tarafından umuda ulaşmak için son seçeneklerden biri olarak değerlendirildi. 
Bu yolculuklar sırasında Akdeniz, 21. yüzyılın bilinen en ölümcül rotalarından biri haline geldi. 
Çünkü birçoğu henüz çocuk yaşta olan 4 bin'den fazla Suriyeli, umuda yolculuk sırasında Akdeniz'in derin sularında hayatını kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. 
Yaşamını yitiren insanların pek çoğunun kimliği belirlenemedi, hatta bir kısmının cansız bedenlerine bile ulaşılamadı ve Akdeniz, Suriyeli mültecilerin ebedi istirahat yerlerinden birine dönüştü.
Ölümlerine o kadar alışıldı ki; Artık haberlerde altyazı bile değiller…
Kalanlarıysa, bu insanlık âlemi, 'iğneli beşiğe' koyup tıngır mıngır sallıyor. Acı çektiriyor.
*
TBWA\İstanbul, yeni bir başlangıç için kendilerine sığınacak güvenli bir yaşam yeri ararken ne yazık ki denizde yaşamını yitiren mültecilerin anısını yaşatmak adına duygusal bir kampanya hazırladı. 
Afetzedelerin temel ihtiyaçlarını yerine getirebilmek ve haklarını savunmak üzere kurulan Support to Life'le (Hayata Destek Uluslararası İnsani Yardım Derneği) bir araya gelen TBWA\İstanbul, "The Sea Cemetery" (Mezardeniz) kampanyasını oluşturdu. 
Verilen kayıpları durdurmak ve mültecilerin hayal ettikleri hayatlarda onurlarıyla yaşamalarını sağlamak için harekete geçmeye davet etti.
Kampanya Kampanya filminde, hayatını kaybeden Suriyeliler için temsili mezar taşları oluşturulduğunu ve denize bırakıldığını görüyoruz. 
Sevdiği insanları kaybeden aile bireyleri, Ege ve Akdeniz'i aşma hikâyelerini paylaşıyor ve yaşadıkları kayıplardan dolayı duydukları üzüntüyü dile getiriyor. Bazıları, sevdikleri anısına denize kırmızı karanfiller bırakıyor.
*
Yurtlarından binlerce kilometre uzakta denizde ölen bu insanların mezar taşları dahi boyunlarını büktü.
*
Emperyalist ülkelerse olaya kataraktlı gözle bakıp yangını daha fazla körüklemektedir.
Merd-i Kıpti Şecaat arz ederken sirkatin söylermiş. Bunlarınki de aynı hava. Övünülmeyecek utanılacak şeyleriyle övünüyorlar. 
Maymunlar korosunu oluşturdular, korkmuş maymun hareketleri yapıyorlar.
*
1983 yılında Saddam'ın askerlerinin yaptığı Barzan katliamında 10 yaş üstü tüm erkekler toplanır. Kuveyt sınırında çöle getirilirler ve diri diri gömülürler. 
8 bin erkek aynı gün toplanarak öldürülürler. 2005 yılında Kuveyt sınırında yapılan kazıda bulunan toplu mezarın  Barzan erkeklerine ait olduğu anlaşılır. 
Kemikler Barzan köylerine getirilir. Çoğu elbisesi, cebinde kimliğiyle çöle diri diri gömülmüştür. 510 kişinin kemikleri Barzan'a getirilir. Herkesin kemikleri getirilemediği için,  getirilen kemiklerin kimin olduğu söylenmez. 
O günden beri Barzanlılar kendi çocukları ve babaları yerine rastgele mezar seçip bir mezarda ağlarlar. Artık tüm isimsiz mezarlar Barzanlıların kendi çocuklarıdır. Nitekim tüm mezar taşları isimsizdir Barzan'da. 
*
Bugünde bizim Ege sahilleri kimsesizler mezarlığına dönüştü. Deniz isimsiz cesetler kusuyor. Burada hayatını kaybeden tüm mülteciler bundan böyle bizlerin çocuklarıdır / evlatlarıdır. 
Barzanlıların yaptığı gibi artık onlar içinde ağlayacağız…
İnsanlar öldükçe, insanlık ölüyor(!) bizlerin ağlaması çok mudur?
Borchert'in, "Gerçek, kasabanın fahişesine benzer. Onu herkes tanır, ama yine de sokakta karşılaşmaktan utanç duyar" diye bir sözü var.
İnsanlık o gerçeği yaşıyor.