Seyredilmesi Gereken İnsan…

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Zamanlar ve asırlar birçok önemli şahıs ve büyük insanları üzerinde taşıdı…
Bunların en mükemmelleri peygamberler, daha sonra onun tabileri…
Sonra iki cihan serveri geldi (asm)….
Ondan sonra başka bir peygamber gelmeyecek idi…
Her yüz senede bir müceddidler geldi geçti…
Onları ehli iman nasıl tanıdı?
Onlar her halleri ile kendilerini tanıttılar…
Kıymetlerini hemen anladılar…
Onu sevdiler, onu saydılar…
Çünkü onlar peygamberlerin varisleri idi…
Kimse isteyerek o makama gelmedi…
Bu bir ihsani ilahi idi…
Bu silsilenin sonuncusu olmuştu Bediüzzaman…
Daha küçük yaşlardan itibaren tanındı…
On dört yaşında icazetini almıştı…
Bu gün ki anlamda profesör olmuştu…
Tanınan ve bilinen bir aileden gelmiyordu…
Doğduğu köye dahi öyle gidip-gelmek kolay değildi…
Nereye gitse etrafı ehli iman ile sarılıyordu…
Ülkemizin birçok belde ve illerini gezdi…
Bu bazen kendi isteği ile, bazen de zorunlu olarak…
Ne evi vardı ne barkı…
Ne çocuğu vardı nede hanımı…
Bütün eşyasını kendi gücü ile taşıyordu…
İdealleri vardı…
Maksadı vardı…
Hayatını üç bölüme kendisi ayırmıştı…
Eski Said,
Yeni Said,
Üçüncü Said…
Bu sıralama biri birini takzeden şeyler değildi…
Biri birini tamamlayan hayat halleri idi…
Şöhreti ülke sınırlarını aşıp dünya ansiklopedilerine girmişti…
Rusya, Suriye, Avusturya, Almanya gibi ülkelere de yolu düştü…
1908 yılından sonra yolu İnebolu'ya düşmüştü…
İstanbul'dan hareket eden yolcu vapuru İnebolu Limanı'na uğradı…
Bediüzzaman'ın yanında, ona eşlik eden bir heyette vardı…
İçlerinde kendisini hemen fark ettiren birisi vardı…
Bediüzzaman Said Nursi…
Otuz küsür yaşlarında idi…
Başında güzel sarılmış sarığı,
Şarkın mahalli kıyafeti…
Belinde kaması…
Orta boylu…
Siması tebessümlü,
İntizam ile kesilmiş bıyıkları,
Ve şimşek çakan yeşil ile maviye çalan gözleri…
Gemi demir attıktan sonra, gemide bulunanlar bir bir limana indiler…
Bu gelen heyetin rastgele bir topluluk olmadığını bilen İnebolulular, hemen meşhur alim Ziya Efendi'ye haber verdiler…
Ziya Efendi Bediüzzaman'nı gıyaben duymuştu…
Hemen Bediüzzaman ve yanında bulunan heyete "hoş geldiniz" de bulundu..
Kulaktan kulağa İnebolulular gelen misafirleri görmek için toplandılar…
Aralarında çocuklardan esnaflara, ihtiyarlardan yaşlılara varıncaya kadar…
Daha sonra kendisine talebe olacak olan Nazif Çelebi'de…
Kendisini İstanbul'da bulunduğu zaman yazdığı makalelerinden tanıyordu…
Heyet nereye gitse ahali peşlerini takip ediyordu…
Bütün camileri gezdiler…
Daha sonra bir camide abdest alıyordu…
Bu alınan abdesti bütün halk izliyordu…
Sonra Ziya Efendi:
"Ayıptır artık dağılın" dedi.
Heyetten birisi yüksek tonlu bir ses ile bırakın efendi hazretleri, bu zat bakılacak ve seyredilecek bir zattır" dedi…
Gerçekte bu öyle bir zat idi…
Ona gönüllerini ve her şeylerini feda eden nice talebeleri vardı…
O yüz yılda bir gelen mübarek zatlardan biri idi…
Endamı çok güzeldi…
Kilosu yoktu. ayağında çizmesi…
Bir tığ gibi delikanlı idi…
Etrafa sevgi ve muhabbet ile bakıyordu…
Sonra Yahya Paşa Camii'nde namazlar kılındı…
Namazdan sonra ahali hala dağılmamıştı…
Artık vapurun kalkma vakti gelmişti…
Halk daha da kalabalıklaşmıştı…
Koridor halinde kalabalığın arasından geçerken, elini kalbinin üzerine koyarak tebessüm ile halkı selamlıyordu…
Sonra vapura bindiler…
Vapur hareket edip, Batum istikametine giderken halkın hüznü ve sevinci biri birine karışmıştı…
Kaderin garip bir cilvesi ki, daha sonra Kastamonu'ya mecburi ikamete tabi tutulan Bediüzzaman'ın en has ve faal talebeleri buradan çıkacaktı…
Başta Merhum Nazif ve Selahattin Çebiler, Fakazlılar, İbrahimler, İzzetler, Ziyalar, Osmanlar, Saliher ve Ömerlerin kalemleri cihadı manevinin yorulmaz ve şaşmaz talebeleri olacaktı.
İkinci bir Sav hükmüne geçen İnebolu, Selahattin Çelebi'nin İstanbul'dan aldığı teksir makinesi ile "Bin kalemli Nurcu" iltifatına sahip olacaktı…
İnebolu hala böyle bir güzel beldedir…
O zamanda başlayan bu nur kervanının yolcuları günden güne artmaktadır.
Kaç defa çorbalarını içtik…
Dört-beş katlı hizmet binalarında dersler dinledik…
Nice, merhum Seyfettinler gibi masum ve güzel yüzlü talebeler yetişti…
Halada yetişmektedir…
Ve yetişecektir…
Denizli ve Afyon zindanların da hicranlı günler geçiren kahraman nur talebeleri üzülmeyiniz…
Nurlar aleme kendini ilan etmektedir…
Kin ve düşmanlıklar kendine başka kılıflar geçirse de…
Ruhun şad olsun üstadım…