Isparta'dan Barla'ya…

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Zaman seyli akıp gidiyordu.
Ülkenin karanlık günleri birbirini takip ediyordu.
İşte tam o zamandı.
Darağaçları kurulmuş, zindanlar da masumlara yer kalmamıştı.
O zaman geldi asrın sultanı Isparta'ya.
Nereye gitse orası şerefleniyordu.
"Müsbet hareketi" rehber etmişti.
Bu hareket korktuğundan değildi.
Gözünü hakikatten, sözünü dudaktan esirgeyen biri değildi.
Güneşi tarife gerek yok.
İşte o kainatın sultanından böyle emir almıştı.
Nice kumandanlara ve zalimlere baş eğmemişti.
Bundan sonrada hep öyle olacaktı.
Sürgünler, tarassutlar, hapisler, mahkemeler ve zehirlemeler beş para etmedi.
Sonra Barla'ya sürdüler.
Onlar sürüyor, kader adalet ediyordu.
Barla…
Asude bir diyardı…
Misafirini bekliyordu yıllarca, asırlarca.
O ayak bastığı an bu bekleyiş sona ermişti.
Önce kuşku ile baktılar ahali kendisine.
Öyle tembihlemişlerdi.
Sonra meselenin öyle olmadığı anlaşıldı.
Aslında o Ispartalı idi.
Yani öz vatanına gelmişti.
Ecdadı asırlar öncesinden Bitlis'e taşınmışlardı.
İşte o zaman başladı nurların telifi.
Kara bulutları ülkenin üzerinden atacak risaleler yazılmağa başladı.
Şamlı hafız Tevfik'in yıllarca beklediği ve basının Şam da hutbe irad ederken" oğlum bu zata iyi bak, gün gelecek bu zata hizmet edeceksin" dediği mübarek zat bu idi.
"Yaz kardeşim!" dedi.
O da yazmağa başladı.
"Bismillah her hayrın başıdır"
Sayfalar ve ciltler kadar risaleler yazıldı.
Bir istikamete bakar ve yazdırırdı.
Sonra talebelerinin birinin içinden şöyle söylendi:
"Hocaefendi  bize yazdırıp duru bunları kimle okuyacak?"
Sonra asrın sultanı:
"Keçeli be bunları Dünyaya okutturacağım" dedi.
Ve Dünya okuyor bu gün.
İşte her yıl icra edilen mevlid okunacak adına.
Böyle bir davete icabet şarttır.
Çok zaruri bir işiniz yoksa bu birlikteliğe katılmak lazım.
"Siz ne zaman lillah için üç-beşiniz bir araya gelseniz benim ruhaniyetim orada olur" müjdesine uyarak.
Isparta demek Barla'dır.
Barla demek Isparta'dır.
Buluşalım inşallah.