Yol Ayrımı

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Hep yol ayrımındayız…
İki yol…
Üçüncüsü yoktur…
Hidayet ve dalalet yolları…
Üniversiteyi  yeni kazanmıştı Hüseyin…
Gitti, babası ile okula kaydını yaptırdı…
Sıra kalacak yere gelmişti…
 Nur talebesi olan baba, ısrar ile dershanede kalmasını arzu ediyordu…
Fakat oğlu buna kesinlik ile yanaşmıyordu…
Annesi ağlıyor, kız kardeşleri yalvarıyordu…
Ve sonun da Hüseyin son sözünü söylemişti…
"Bak Baba!"
"Eğer bu konuda ısrar ederseniz ben bu okulda okumam, ona göre!"
O zaman her şeyin bittiği zamandır.
Anne ve baba çaresizdir…
Onların arzu ettiği şey, düzenli bir hayatı olsun,
Namazlarını düzenli kılsın,
Nur derslerine iştirak etsin,
Elden geldiği kadar hizmetlere iştirak etsin,
Risaleleri okusun…
Hüseyin ise serbest olmasını istiyor, hiçbir kayıt altında kalmak istemiyordu…
Sonra çaresiz bir apart dairede birkaç arkadaşı ile kalmağa başladı…
İstediği gibi yaşıyor,
İstediği zaman okula gidiyor,
İstemediği zaman gitmiyordu…
Memleketten ona gelen telefonlar bile onu rahatsız ediyordu…
Anne ve babası karın sancıları çekiyordu…
Memur olan babası aldığı maaşın nerede ise yarısını Hüseyin'e gönderdiği halde, harcamalarına kafi gelmiyordu…
Yemeklerini çoğu zaman dışarıda yiyor, fuzuli masraflarına parası kafi gelmediği zaman, kredi  kartı ile yaptığı harcamalar can sıkıcı hale gelmişti…
Düzensiz kız ve erkek arkadaşlıkları…
Ödenemeyen elektrik ve doğalgaz su faturaları…
Hüseyin tam bir başıboşluk içine girmişti…
Devamsızlıkları çoğalmış,
Giyim ve kuşamı değişmiş,
İlk kayıt olduğu zamanki nurani siması abuk-subuk bir hal almıştı…
Tatillerde bile memleketine gitmeyi istemiyordu…
Büyük şehir atmosferine alışan  Hüseyin, küçük şehir onu sıkmağa başladığı için memleketinde birkaç gün  kalıp hemen okuduğu şehre gidiyordu..
Böyle bir hayat seyri içinde, otomobilsiz bir hayatın olmayacağı anlayışına giren Hüseyin, babasına:
"Bak babacığım!
Böyle hayat yaşanmaz hale geldi.
Ya bana senin arabanı gönder veya bana bir otomobil al!"
Bu haber, zaten tedirgin olan ailede şok tesiri bırakıyor.
Araba meselesi bir şey değil, ama hızlı araç kullanan Hüseyin, bu hali ile kaza yapmasından korkuyorlar.
Fakat Hüseyin bir taraftan anne ve babayı sıkıştırıyor, diğer taraftan harcamalar çoğalıyordu..
"Eğer bu isteğimi yerine getirmezseniz ben okulu bırakıyorum ve burada bir iş bulup çalışırım, sizin paranızı istemem!"
Anne ağlıyor, baba dişlerini gıcırdatıyor…
Ama, çaresiz kalan baba kendi otomobilini getirip Hüseyin'e teslim etti ve:
"Bak oğlum!
Sen bizim her şeyimizsin.
Sana her şeyimiz feda olsun, fakat artık biraz kendine bir çeki düzen ver.
Bütün imkanlarımızı sana akıtır olduk.
Bizler kıt kanaat geçindiğimiz halde, imkanlarımızın çoğunu sana aktarıyoruz…
Artık aklını lütfen başına al!"
Hüseyin başı yerde bu tavsiyeleri öylesine dinledi…
Onun derdi babası bir an önce gitsin, kendisi araba ile istediği gibi gezsin…
Terminalden babasını yolcu ettiği an derin bir nefes aldı…
" Of beee…"  dedi.
Zaten arkadaşları bu otomobili bekliyorlardı…
Hemen arabayı alıp onların bulunduğu yere gitti…
Hüseyin'in geldiğini görenler hem arabayı hem de Hüseyin'i alkışladılar…
Kızlı -erkekli grup ile şehrin dışında lüks bir lokantaya gittiler…
Masraflar Hüseyin'dendir…
Arkadaşlarından birisi:
"Yaşa be Hüseyin!
Babanı da yola getirdin ya, helal sana…"
"Olacak hacım o kadar, biz kimin kurasıyız"
Babam çok kullandı birazda bu arabayı biz kullanalım."
Günler böylece devam ediyordu…
Masraflar daha da artmış, Hüseyin'in arkadaşları da daha fazlalaşmıştı.
Babası artık kendi maaşının tamamını oğluna gönderiyor, kendisi oradan buradan aldığı borçlar ile hayatını devam ettiriyordu…
Okuduğu fakülte tıp fakültesi olduğun için dersleri zor ve takip isteyen derslerde aksayınca okulun düzeni tamamen bozulmuştu…
Derken Hüseyin'i yaşadığı şehir tatmin etmemeğe başlamıştı…
Sonra kafa dengi arkadaşlardan bir ekip yapıp yakın büyük bir şehre gittiler…
Her arkadaşı haline gıpta ediyordu…
Gittikleri şehirde  bol bol eğlendiler…
Artık neşe içinde  dönüyorlardı…
Otomobili arkadaşına vermiş,o kullanıyordu..
Arka koltuğun ortasına oturan Hüseyin neşe içinde arkadaşlarına hava atıyordu…
Gecenin karanlığı ve direksiyonu dikkatsiz kullandığı, arkadaşının usulsüz halleri ile kaza yapacaklarının farkında bile değillerdi…
Araç yolda iken  arkasına müdahale ediyor, arka koltuktaki neşeye iştirak etmek istiyordu…
Derken şiddetli bir çarpışma ile ortalık allak-pullak olmuştu…
Kaza yerinde  üç arkadaşı can vermişti…
Hüseyin ağır yaralı, diğer arkadaşı ise orta yaralı olarak kalmıştı…
Bu acı haber bir anda memleketlerine ulaşmıştı…
Yaşanan olay hicran verici idi…
Babası Hüseyin'in tedavisini yaptırdıktan sonra memleketine getirdi…
Araba tamamen pert olmuştu…
Hüseyin'in her iki ayağı da kırılmıştı…
Bu olay kendi hayatında şok tesir yapmıştı…
Ayakta gezemiyor, devamlı risale ve diğer kitaplardan okuyarak kendine gelmeğe çalışıyordu…
Hüseyin meseleyi ve Risale-i Nuru artık anlamıştı…
Ama ona bu çok pahalıya mal olmuştu…
O yıl bir kayıp olarak hayatının hicranlı bir yılı olmuştu.
Artık namazlarını aksatmıyor oturduğu ve yattığı yerde namazlarını kılıyordu…
Ertesi yıl okula tekrar başladı…
Koltuk değnekleri ile okula gidip geliyordu…
O heyecanlı ve hareketli Hüseyin gitmiş, yerine itidalli, masum ve anne ve babasına saygılı hizmete dört elle sarılan ve dershanenin ve hizmetin en faal bir ferdi haline gelmişti…
Yol ayrımı böylece istikametli bir yolda devam ediyordu…
Anne ve babası ise bu hale binler şükür ve hamd ediyorlardı…
Okulunu bitiren ve doktor olan Hüseyin çevresinde takdir edilen bir mümtaz insan olarak  hayatını devam ettiriyordu…