Dünyanın En Büyük Devleti

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Cihan tarihi incelendiğinde dünyaya yön veren pek çok devlet gelmiş geçmiştir. Bunlardan bazen bir kaçı ön plana çıkmıştır. Ama hiçbir devirde tek devlet, dünyanın hükümdarı durumuna gelememiştir.
Günümüzde de tek devlet, dünyanın jandarması gibi görünüyor. Ama ya yeraltı kaynakları ya da politik dengeler bakımından o da başkalarına muhtaç durumdadır.
Birinci dünya Savaşı'ndan önce şüphesiz ki dünya siyasetinde ağırlığı hissedilen büyük devletlerden biri de Osmanlı Devleti idi. Ondan sonra İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya geliyordu. Bunlar da kendi aralarında ittifaklar yaparak zaman zaman Osmanlı Devleti'ne karşı güç birliğinde bulunuyordu.
Bunun farkında olan II. Abdülhamit, dış politikada önemli kararlar alacağı zaman Rus sefirini ve İngiliz sefirini sarayında ağırlayıp onlarla konuyu ayrı ayrı müzakere edermiş. Ama onların öneri ve telkinlerinin tak aksini yaparmış. Zira onların Devlet-i Âl-i Osman lehine bir görüş bildirmeyeceklerinin farkındadır. Onların dostluğuna güvenilemeyeceğinin bilincindedir. Kur'an-ı Kerim'deki  "Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dost olarak benimsemeyin. Onlar, birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onlarla dost olursa o da onlardandır." (Maide:51) ayet-i kerimesinin hükmüne iman etmiştir.
Osmanlı Devleti'ni hasta adam ilan ederek yıkmaya karar veren haçlılar ve Siyonistler, birlikte hareket ediyorlardı. Ama doğrudan cephe savaşlarıyla Osmanlı'nın karşısına çıkmak yerine devlet içinden işbirlikçiler tedarik etmeyi tercih etmişlerdi. En uygun olanı da ittihatçılar idi. İngilizler, Fransızlar, Ruslar kadar II. Abdülhamit düşmanıydılar. Dış ülkelerden aldıkları yemle devlet aleyhine örgütlenmeyi ve bütün kurumlara sızmayı sürdürüyorlardı. Bunun böyle olduğuna tarih şahittir. 
İşte böyle bir ortamda devlet adamlarımız büyük devletlerin sefirleri/elçileri ile zaman zaman sohbet ediyorlardı. Bir sohbette Keçecizade Fuat Paşa, İngiliz sefirine sorar:
-Sizce dünyanın en büyük devleti hangisidir?
İngiliz sefiri, büyük bir özgüvenle cevap verir:
-Elbette Büyük Britanya Krallığıdır.
Keçecizade Fuat Paşa itiraz eder:
-Hayır, Osmanlı Devleti'dir.
-Şaka ediyorsunuz galiba.
-Hayır… zira yıllardır siz dışarıdan, biz de içeriden bu devleti yıkmak için elimizden geleni yaptık. Hâlâ yıkılmadı. Demek ki Osmanlı çok güçlüymüş.
Tarihe mal olmuş bu anekdotu bir fıkra gibi görüp geçmemek gerek. Dün Osmanlı'nın karşısına saf tutan Haçlı ve Yahudi ittifakı, günümüzde de konumlarını korumaktadır. Yerli işbirlikçiler tedarik etme alışkınlıklarını da sürdürmektedir. Her  olumlu gelişmenin, her iktisadi hamlenin önüne aynı mihraklar dikilmekteler. Bir yerlerden emir aldıkları besbellidir. Onlar bir şey söyledikleri zaman onu kulaklarına fısıldayan dış odaklar, hep birden destek mesajları yayınlıyorlar.
Düne kadar ASALA'nın yerine faaliyet gösterdiğini gizleyen bölücü örgüt, artık açık güreşmeye başladı. Onlarla birlikte hareket ettiklerini açığa vurdu. O da yetmedi, altı tane terör örgütüyle ittifakını da ilan etti. Amerika'daki bir gösteride onlara düşman olduklarını her fırsatta dile getirenerin de aynı safta yer aldıkları görülünce planları deşifre oldu.
II. Abdülhamit dönemindeki ittihatçılar ne ise günümüzdeki şer ittifakı da aynısıdır. Ancak bir fark var. Türkiye Cumhuriyeti, yüzyıl önce Osmanlı'ya oynanan oyunun farkındadır. Tarihten ders almıştır. Dostunu dost, düşmanını düşman bilmektedir. Resmi siyasette bazılarıyla dost görünse de kime, ne kadar güvenebileceğinin farkındadır. Dış düşmanların hainliği, onların fıtratı icabıdır. Ama iç düşmanların hainliğini anlamak ve affetmek mümkün olmayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'ni dar bir coğrafyaya sıkışmış küçük bir devlet gibi görenler, aslında onun tarihi geçmişi ve dünyaya yayılan nüfuzuyla ne kadar büyük olduğunu zamanla kavrayacaklardır. Umarım bazı gafiller, oyunun farkına varıp da uyanırlar.