Yunus Emre

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Bu hafta Yunus konuşulacak.
Yunus’u Yunus eden İslam’ın güzel mesajı idi.
İnsanı coşturan,
insanı huzurlu alemlere götüren mesajı...
Nice böyle hak ve hakikat aşıkları bu dünyayı şereflendirmişlerdi.
Anadolu onlar ile hayat buldu, hayat buluyor.
Sadece kendilerini düşünmediler.
Bütün ehli imanı, hatta tüm insanlığı.
İşte Yunus bu idi.
Öğrendiği hakikatlerin hayata yansımasından başka bir şey değildi.
Hazreti Ebubekir (ra) Efendimizin :
"Ya Rab! vücudumu o kadar genişlet ki ehli imana cehennemde yer kalmasın."  niyazı gibi.
Bu da ilahi aşkın bir tecellisi gibi.
İslam dünyasında asırlarca emsali maneviyat kahramanları yetişmiştir.
Yunus’un söylediklerini onlar da söylemiş ve dillendirmişlerdir.
Ama Yunus’un üslubu hoş gelmiştir bizlere.
Mesajını asırlara, hatta kıtalara ulaştırmıştır.
"Sövene dilsiz gerek,
Dövene elsiz gerek,
Daima gönülsüz gerek"
diyerek hayattaki insanlara nizam dersleri vermiştir.
"Cennet dedikleri birkaç huri birkaç kasır, sen onu onlara ver, bana seni gerek seni."
diyerek evci alaya ulaşmıştır.
Yunus’tur o...
Zor yetişilir bir aşk ve heyecan içindedir.
"Gel gör beni aşk neyledi"
derken tarifi imkansız duygulara götürmüştür insanlığı.
Dünya ziynetinden bıkmış, vücudundan bıkmış, insanlara şevk ve heyecan vermiştir.
Tıpkı Mehmet Akif Ersoy'un:
"Ağlarım ağlatamam, 
Hissederim, söyleyemem,
Dili yok kalbimin,
Ondan ne kadar bizarım" dediği gibi.
Nice hak ve hakikat aşıkları gönülden koşup gelen duygularını dile getirememişler, halleri ile hislerini aleme anlatmışlardır.
Tıpkı Necip Fazıl merhumun:
"Durun kalabalıklar bura çıkmaz sokak" dediği gibi.
Ve Bediüzzaman bu duyguları en yüksek tonda seslendiren asrın sultanı idi.
"Ben kendi elemelerime tahammül ettim, fakat ehli imana indirilen darbelerin en önce kalbime indirildiğini hissettim" niyazı ile mesleğinin şefkat ve merhamet mesleği olduğunu ilan ediyordu.
Ve şöyle haykırıyordu:
"Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor, o yangını söndürmeye koşuyorum." diye şefkat ve merhametinin ne derece üstün olduğunu gösteriyor.
En küçük bir canlının dahi şefkat cihetiyle hayatına son vermeyen insanlardı.
"Bir sineğin kanadını kırk kağnıya yükledim götüremedi" demişti Yunus.
Bu anlamda yaratılan her bir canlının ne kadar sanat ve hikmet tahtında ehemmiyeti olduğunu dile getiriyordu.
Yunus’tu o...
Dağlara ve ovalara sığmayan bir aşkın ve heyecanın sesli çağlayanı idi.
"İlim, ilim bilmektir.
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsin,
Bu nice okunmaktır?"
Diyerek,ilmin ve tahsilin ne maksatla yapılması gerektiğini dile getiriyordu.
Semeresiz meşakkatler ile yuvarlanan asrın ve asırların insanlarına ders veriyordu.
O, Yunus’tu...
Zaptedilemeyen duyguların, sel gibi akan hakikatlerin seyrine bırakmıştı kendisini...
Söyledikleri ve dillendirdikleri sözler sazlara ve nağmelere konu oldu.
Şiir oldu, gazel oldu.
İlahi oldu.
Türkü oldu.
Nefes oldu.
Bugün dünyanın klasikleri arasına girdi.
Her insan kendinden bir şeyler buldu onda.
Göz yaşlarına ilaç oldu.
Ve giderken şöyle seslendi:
"Biz dünyadan gider olduk,
Kalanlara selam olsun."
Aleykümselam gönüller sultanı.
Selamını ve mesajını aldık.
Sana da binler muhabbet ve selamlar olsun.
Senden sonra nice gönül sultanları yetişti.
Ehli iman ve insanlık için kendilerini feda ettiler.
Hiçbir asrı boş bırakmadılar.