Goethe'den Bir Naat "Hz. Muhammed'in Nağmesi"

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Johann Wolfgang Von Goethe'nin şiirlerinin toplandığı "Doğu Batı Divanı" adlı eseri, hayli ilginçtir. Onu Senail Özkan Türkçe'ye çevirmiş ve adeta şerhetmiştir. Bu divanda "Kaside-i Muhammediye", diğer adıyla "Hz. Muhammed'in Nağmesi" adlı şiiri, bir naat niteliğindedir. Hz. Muhammed (sav) hakkında batı dillerinde yazılmış en güzel kasidelerdendir. Pakistanlı düşünür ve şair Muhammed İkbal, Hz. Muhammed (sav)in dinamik gücünün bu kadar güzel yorumlandığı başka bir şiir olmadığını vurgulamaktadır.
Şiir, mısraları farklı 10 kıtadan oluşmaktadır. İlk kıta, altı mısradır:
"Kayalıklardan fışkıran,
Şu neşe pınarına bakın,
Bir yıldız çakışı sanki;
Bulutlar üzerinde 
Yüce ruhlar beslemiş gençliğini,
Derununda koruluktaki kayalıkların."
Şair, burada yeşil bir dağ yamacındaki kayalar arasından "Fışkıran pınar"a bakmamızı istiyor. Bununla Hz. Peygamber (sav)i sembolize etmektedir. 
İkinci kıtada bu pınarın membaının bulutlarda olduğuna işaret ederek bakışlarımızı ilahi kaynağa çevirmemizi istiyor. Sonra bulutlardan yağmur, rahmet, sevgi ve nur indiğini söylüyor.
Üçüncü kıtada yine bakışlarımızı pınara çevirmemizi istiyor. Zira pınar, kayaların arasında çağlayarak akıyor, dereler ve çaylarla birleşerek daha da güçlenerek yoluna devam ediyor.
Dördüncü kıtada ırmak, geçtiği yerlere hayat veriyor, çayırları çimenleri yeşillendiriyor, çiçekleri dillendiriyor.
Buraya kadar İslam doğuşundan yayılışına kadarki dönem özetlenmiştir.
Beşinci kıtada ırmak, güçlü bir şekilde yoluna devam ediyor. Hiçbir şey onu yolundan alıkoyamıyor. Burada İslam dünyasının genişlemesinin batı tarafından önlenemediğine işaret vardır.
Altıncı kıta, en uzun bölümdür. Burada ırmağın taşması anlatılıyor. Ovayı baştan başa suluyor ve tekrar yoluna koyuluyor. Küçük sular, ona katılmak ve kendilerini ummana ulaştırmak için yalvarıp yakarıyor. Burada insanlığın kurtuluşu İslam'da arayışı ve ona yönelişi sembolize ediliyor.
Yedinci kıtadan dokuzuncu kıtaya kadar ırmak, alabildiğine büyüyor, genişliyor, diğer küçük küçük nehirleri de kollarına alarak akışına devam ediyor. Zaferden zafere koşan kudretli bir fatih gibi geçtiği yerleri kendisine râm ediyor. Oralarda mamur beldeler, şehirler kuruyor, medeniyetler inşa ediyor.
Onuncu ve son kıtada bu büyük ırmak, tüm kardeş nehirleri kucaklamış olarak güç ve ihtişamının zirvesinde coşku ve sevinç çığlıklarıyla okyanusa dökülüyor. Bu, bir vuslat halidir. Aslında bu bir başlangıçtır. Çünkü okyanusun bağrında eriyip kaybolmuş gibi görünen pınar suyu, buradan tekrar yükselecek ve bulutları gebe bırakacaktır. Oradan inecek olan rahmet damlaları dünyayı canlandıracaktır. Böylece süreç devam edecektir.
Goethe, Kaside-i Muhammediyyesi'ni şöyle bitiriyor:
Sanki atlas; sedir ağacından gemileri,
Taşıyor devasa omuzlarında;
Ve bir uğultu ki rüzgarda,
Sırtında binlerce yelkenli,
Hep onun ihtişamına şahit.
 
Ve böylece bütün kardeşlerini,
Evlatlarını, hazinelerini,
Neşe saçan kalbiyle
Götürür bekleyen Yaradan'a.
 
Tarihin ve insanlığın akışını şair, başka bir şiirinde şöyle dile getirecektir:
İnsanoğlunun ruhu
Bir damla suya benzer;
Düşer göklerden yere,
Yine yükselir göğe,
Tekrar toprağa iner,
Değişerek durmadan
Mahkum, yere inmeye.
 
Ey ruh, ey insan ruhu!
Akan suya benzersin.
Ey baht, insan bahtı!
Esen yele benzersin.
 
Muhammed İkbal, İslam inkılabının dinamik gücüne inanmaktadır. Onun içindir ki batıdan bir şairin Goethe'nin Hz. Muhammed (sav)in dinamik gücünü bu kadar güzel yorumlayışını takdirle zikretmektedir. Ardından gelen Prens Bismark'ın da Hz. Muhammed (sav) hayranlığı, aslında bir halkanın zincirleri gibidir. Batıdaki İslam'a yönelişin temel taşlarıdır.
Goethe'nin Hz. Peygamber'e bakışında kararlılık ve net bir olumlu tavır göze çarpmaktadır. Doğu-Batı Divanı'nın çeşitli yerlerinde O'ndan büyük bir muhabbetle bahseden Goethe'nin Hz. Peygamber (sav)i anlatan bir dram üzerinde çalıştığını ancak bitiremediğini sayın Senail Özkan, özellikle vurgulamaktadır.
Goethe'nin bu düşünceleri, yaşadığı devir göz önünde bulundurulduğunda oldukça önemlidir. Zira o dönemde de Hz. Peygamber aşırı derecede olumsuz anılıyordu. Bu ortamda Goethe'nin bu olumlu yaklaşımı, ayrıca önem arz etmektedir.