Şekerle kaplanmış siyanür hapları!

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

 "Salı" benim için televizyondan nefret etme günüdür, asla seyretmeme günüdür. 
O gün partilerin grup toplantıları var. Yani kâğıt üstünde partili milletvekilleri bir araya gelip Meclis'te yapıp ettiklerini gözden geçirecekler; yapıp edeceklerini tartışacaklar, eleştirecekler falan filan. 
Ama biliyorsunuz öyle değil. Salı, parti başkanlarının  amigo milletvekilleri ve takviye güç olarak getirtilmiş amigo seyirciler eşliğinde kürsüye çıkıp "salla sallayabildiğince günüdür."
Benim içinse ruh ve akıl sağlığımı korumak için zaten aram pekiyi olmayan televizyon seyirciliğinden uzak durma günü…
Heyecan verici, umut aşılayıcı en ufak bir şey yok… Ekranda bu halet-i ruhiye gayet sarih… Lafa bakılırsa, inşallah, maşallah… 
Ülkemizde siyasetçilerin konuşmadıkları gün sayısı resmi tatillerden daha az.
Lafları don lastiğine benziyor… Nereye çekersen oraya sünüyor… Netlik kati suretle yoktur. Parayla ve palavrayla yapılmaktadır siyaset.
Birde rakiplerine / karşı tarafa; Tuvaletin kapısının arkasına yazılamayacak ifadelerle hitap edip saldırıyorlar… Buda ayrı bir konu.
"Cin şeytanı bir Euzü besmele ile def olur; İnsan şeytanı bin Euzü besmele ile gitmez" derler. Gitmiyorlar.
Ağaca çaput bağladıktan sonra ev, araba sahibi olacağına, iş bulanacağına, çoluk çocuk sahibi olacağına, sınavda yüz alacağına, hatta koca bulacağına inanan bir milletin bu yalanlara palavralara rahatlıkla inanabileceğine inanmak normaldir…
Yalanın icat edilmesi belki de siyasetçilere dayanır… 
Siyasetçiler insanı sağar, etinden sütünden faydalanır.
Yoksulluktan bahsederler, firavun gibi yaşarlar.
İsterler ki, "Deh'de gidelim, Çüş'de duralım"…
Politikacı / siyasetçi demek, kazığı atarken söylediği nutukları, kazığı yiyenlere alkışlatmak demektir.
Politikacılar ruh mafyalarıdır. Geriye genelde enkaz bırakırlar…
Şimdi Demokrasi şehitliğinde yatan geçmişteki siyasetçilerimizden biri; "İstersem odunu bile vekil seçtiririm" demişti. Tabi bunu peşinde el etek öperek gezenlere güvenerek demişti… 
Eğer Hıristiyan Katolik olsalar, günah çıkarma kabinini kimselere kaptırmazlar…
Roma Tanrılarından birisidir Janus. Roma sikkeleri üzerinde kabartma resimleri yer alır. İki yüzü vardır, biri öne biri arkaya dönüktür. Yüzlerden biri kentin giriş kapısına ve kente girenlere, öteki ise kentin çıkış kapısına yani kentten çıkanlara bakar. 
Bizde siyasette / siyasetçiler de Tanrı Janus gibi ikiyüzlüdür…
Batmayan denizaltı gibiler…
Politika akvaryumumuz kirli, hangi balığı atarsanız atın kirlenecektir.
Ve ülkemizde aktüel politik tartışmaların geldiği nokta: "Hangimizin çamuru daha pis."
Siyasette tek yenilmeyenler; cebi için değil, halkın refahı için çalışan politikacılardır.
Gerisini şeytan ısırsın!
İnsanlarımızda siyasetçilere karşı, korkuya dayalı saygı var. Hiçbir şey korkuya dayanan saygı kadar acınası değildir… O nedenle politikacı siyasetten elini eteğini çektiğinde, birçoğu sokakta küfür yemektedir.
Donları siyasetlerinden daha temizdir…
Adamlar yapay beyin üretirken bizler hâlâ muratgilin damından hoplayamadık sayelerinde…
Siyasetleri Nasrettin hocanın göle maya çalması gibi 'ya yutarsa'. 
Sayın siyasilerimiz, bir yol tutturun artık, ibre tutturun. Arkanızdan yılan gitse takip edemeyecek, beli kırılacak kıvırmaktan. 
Dün öyle söylüyorsunuz, bugün böyle söylüyorsunuz. Hangisi doğru?"
Sevgili yurttaşlar,  politikacıların sizlere yüklediği yükü sırtınızdan atın.
Yoksa bunlar mutlu olacak diye bizler "esfel-i safilin"de yaşayıp, helak olup gideceğiz…