Muhacir Olmak -4-

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Nihayetinde Suşehri'ne vardık. Orada on beş gün kaldık.
Bir bahçede dut topluyorduk, dut çorbası yapmak için. Bu arada birisi; Tahir emmi, ‘Cafer geldi’ diye bağırdı.
Babam, ablam, ben, dut ağacından atlar atlamaz, sesin geldiği yana koşmaya başladık.
Büyük ağabeyim Abuzer ile küçük ağabeyim Cafer, Kop cephesinde Ruslar’la savaşıyorlardı. Hiçbirisinden bir haber alamıyorduk.
Bahçenin kenarındaki yolda elinde bir sopa olan çavuşun yanında yedi sekiz yaralı asker vardı.
Babam hemen yaralıların yanına koştu. Abuzer sen misin diye sordu. Ama karşısındaki asker, Cafer ağabeyimdi.
Bahçenin kenarına gelen yaralı asker kafilesi burada mola verirler. Cafer ağabeyim bahçede dut toplayan muhacirlere; burada Bayburtlu var mı? diye sormuş. Sorduğu kişi tesadüf, Çavuş emmi.
Çavuş emmi; "Var, kimi aradın asker ağa?" diye sormuş. 
Cafer ağabeyim; "Beni tanımadın mı? Çavuş emmi" 
Çavuş emmi bir müddet ağabeyime bakmış "sen misin Cafer", "Benim Çavuş emmi" diyerek, sarmaş-dolaş olurlar.
Cafer ağabeyimin geldiğini duyanlar; birer ikişer yanına geliyordu.
Elinde sopa olan asker; yaralı askerleri toplamaya başladı. Babam Çavuş’a; "Çavuşum bu asker yolda ölür, biz annesi babasıyız. Bizimle kalsın dediler. Çavuş "Olmaz, ben onları Ankara'ya götürüyorum, orada tedavi olacaklar." dedi. Cafer ağabeyim üç yerinden yaralanmış. Mermilerin biri midesinin altından yarmış çıkmış, iki mermi içerde kalmıştı. Merminin biri yürümesine sürekli engel oluyor. Eğilip doğruldukça batıyordu.
O’nun bu şekilde yürüyemeyeceğini anlayan çavuş; ağabeyimi bize teslim etti.
Cafer ağabeyim, insan kılığından çıkmıştı. Üstü başı yırtık, karnı sarılı, günlerdir aç-susuz yayan yolculuk ağabeyimi bitirmişti.
Babamgil hemen sargılarını açıp, ottan merhem yapıp tekrardan sardılar. Ama yürüyecek vaziyette değildi.
Etrafımız bayram yerine dönmüştü. Her gelen oğlunu, akrabasını, eşini dostunu veya bir tanıdığını soruyor, heyecanla ağabeyimin vereceği cevabı bekliyorlardı.
Kale ardından tanıdıklarımızdan hemen hemen hiç kimse kalmamıştı. Onu soruyorlar; kulak tozundan vurulmuş, berikini soruyorlar alnından vurulmuş. Ekseriyetle vurulanlar ya anlından ya kulak tozundan, başka bir tarafından vurulan yok. Komşularımızın çocukları, ağabeyimin çocukluk arkadaşları hep şehit olmuşlardı. Büyük ağabeyim Abuzer’den ise hiçbir haber yoktu.
Az sonra bayram havası, mateme dönmüştü. Ağabeyimin çevresini saranlar birer ikişer kenara köşeye çekiliyor iç çekerek ağlıyordu.
Suşehri'nde kaldığımız bu onbeş gün zarfında; ağabeyim biraz olsun toparlanmaya başladı. Onbeşinci günün sonunda Sivas'a gitmek için tekrar yola koyulduk.
Yolda sürekli ağabeyim rahatsızlanıyor, iki de bir mola veriyoruz, içerdeki mermi eğiliyor batıyor, doğruluyor batıyordu.
Baktı ki bu böyle olmayacak, tekrar mola verdik. Ağabeyim: çavuş emmiye dedi ki "Çavuş emmi; usturayı kaynat yarayı yar. Ben kurşunu çıkarırım.
Çavuş emi usturayı kaynatıp yarayı midenin altından boydan boya yardı. Ağabeyim iki başparmağını yaraya sokup kurşunu ileri doğru sürmeye başladı. Nihayetinde kurşun fırlayıp çıktı. Yuvarlak misket mermisi. Bu arada ağabeyimde bayılmıştı. Nuriye'yle ben uzun müddet bu misket tanesiyle oynayacaktık.
Babam ermeni karısından öğrenmiş olduğu kara merhemi yapıp, yarayı bağladı. Ağabeyimi de öküz arabasının bir köşesine yatırdılar. Tekrar yola koyulduk.
Tokat'ın Çamlıbel'inden geçtik. Babamgil Köroğlu'nun konaklarının temellerini, atının ahırının yerini gidip gördüler. Sivas'a ulaştık.
Sivas Kaymakamı bizleri toplayıp dedi ki: "Burası pahalı bir şehirdir. Gelin Yozgat'a gidin. Orası ucuzdur. Hükümet size ev bark verir." Babamgil beş on gün müsaade istediler.
Bir caminin havlusunda toplandık, göçlerimizi caminin havlusuna yıktık, beş-on gün orada kaldık. Muhacir olarak; halk bizden korkuyor, kimse yanına yanaştırmıyordu. Muhacirlerse girdiği yerleri harabe edip çıkıyorlardı. Çoğu zaman köylerin içine sokmazlardı. Köyün alt başında konaklatır, sabah yol verirlerdi.
Beş-on gün Sivas'ta kalıp tekrar yola düştük, Yozgat'a gitmek için. Bu arada muhacirlerden her biri bir yerlere dağılmıştı. KİMİ YOLLARDA ÖLMÜŞ, KİMİ ÇOCUĞUNU KAYBETMİŞ, KİMİ HASTASINI BİR YERLERE BIRAKMIŞ, KİMİ SAHİPSİZ KALMIŞ, KİMİ İSE AKLINI KAYBETMİŞTİ.  
SÜRECEK