Muhacir Olmak -2-

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Muhacirliğin esintileri, daha yolun başında hissedilmeye başlamıştı. Büyük harp çıktıktan bir sene sonra Ermeniler arasında huzursuzluk çıkmaya başlamış, ağır ağır göç ediyorlardı. Hatta bir keresinde annemle, iki komşu kadın, Bent mahallesindeki manifatura satan Ermeni evlerinden birine gittik. Annemgil elbiselik kumaş alacaklardı. Ermeni kadınlar "Hatunlar kumaş topları çok ağır içeri gelin de bakın" dediler. Bizlerse evin çevirmesinde oturduk, ev dehliz gibi içerden içeri gidiyordu. Şüphelenip korkmaya başladık. Annemler içeri girmeyeceklerini söylediler. Bu arada Ermeni kadınlar kendi aralarında telaşlı telaşlı konuşmaya başladılar. Kumaşları, tekrar getiremeyeceklerini söylediler. O zaman annemgil eve giremeyeceklerini söyleyerek çevirmeden dışarı çıktılar. Bent yolundan evimize giderken Of tarafından toplu olarak getirilen Ermeni kafilesine rastladık. Başlarında askerler vardı. Ermeni kadınlardan biri bize bakıp şöyle dedi. "KAA DACIKLAR; YAĞMUR YAĞAR ÇİSE ÇİSE, BUGÜN BİZE YARIN SİZE,"BOZ OĞLAN" (RUS) GELİYOR, GELDİ Mİ GÖRÜN NE YAPACAK SİZE, BAKIP TA GÜLMEYİN BİZE" dedi.
Bundan altı ay sonra da biz muhacir olmuştuk.
Arada bir Kale ardında, Taşın başına çıkar (Kale ardın da yüksekçe bir yerdir) Ordumuzun top ateşlerini seyrederdik. Top seslerini duymazdık ama namluların ağzından çıkan ışıkları görürdük. Işıklar bir açılır bir kapanırlardı.
Bayburt'ta genel bir huzursuzluk başlamış, her şeyin pahası düşmüştü. Kimse bir şey almıyordu. Herkes muhacirliğin hesabını yapıyordu. Ve nihayette muhacir olmuştuk.
O yıl ekinler öyle bir oldu ki; "yılan yaramazdı". Öyle bir ekin! Hepsi Rus'a kalmıştı. Bizden sonra Ruslar makineleri getirmiş, buğdayları toplayıp hepsini kendi memleketine götürmüş. Birde Çitenos Köyü’nün Lıklıklar diye bir mevkisi vardı. Oraya yaklaştın mı ortalığı keskin bir kükürt kokusu sarar, sular, yeraltında lık lık sesleri çıkararak yeryüzüne çıkardı. Oranın suyu şifalıydı. Rus buraya öyle bir teneke yığmış ki, bu suyu tenekelere doldurmuş ağzını lehimleyip arabalarla Rusya ya götürmüş. Bayburt'tan gidene kadar da taşımışlar. Rus bizim Çoruh nehrini gördüğü zaman derin bir ah çekip şöyle demiş. "Aaah Türk! Bu su ortadan akar, Türklerde suyun yüzüne bakar."
Muhacirlik, düşmandan kaçmak için evini barkını, vatanını terk etmektir.
Yaşadığımız Anadolu coğrafyası, muhacirlerle dolu bir coğrafyadır. Aile kökleri araştırıldığında, muhacirlik yaşamayan aile sayısı nadirdir. En büyük muhacirlik hadisesi 93 Harbi, Balkan Harbi, 1. Cihan harbi yıllarında olmuştur. 
Mustafa Kemal Atatürk'ün Muhacirler için söylediği şu sözler çok manidardır:
"Muhacir diye küçümsenenler, tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar, yani düşmanla sonuna kadar dövüşenler, çekilen ordunun ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak, çekilmek nedir bilmeyenlerdir. Muhacirler, kaybedilmiş topraklarımızın milli hatıralarıdır." 
Muhacirliğin ne demek olduğunu ancak muhacirliği yaşayanlar, yaşayanları anlayanlar bilir. Afete maruz kalma, harp sırasın 'da veya muhacirlikte insanlar, zenginken fakir hale gelirler. Sağlıklı iken hasta olur, yakınlarını sevdiklerini kaybederler. 
Gittikleri yerin insanlarınca hor görülürler. Yabancı gözü ile bakılırlar. Çocuklarına kız vermek istemezler. Kuru yere ocak yaktıkları için çalışkan olurlar. Yaşamak için taşın suyunu çıkarırlar. Bir süre sonra ev ve mülkleri olur. Kendi yemek, tarım, zanaat kültürlerini bulundukları ortama yayarlar.  Bu sebeple ülkemiz, çeşitli kültürün izlerini bıraktığı alan olmuştur.    SÜRECEK...