Milli dili 'ağıt' olan ülke…

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

1960'lı yıllar! 
Elazığ Akıl hastanesinden personelin bir ihmali sonucu bütün deliler kaçar, Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılırlar… 
Tabi Elazığ o vakitler küçüktür…
Toplam 423 deli kaçmıştır… 
Mülki makamlar panikler, Başhekime koşup "Doktor bey ne yapalım?" diye sorarlar…
O zamanın ünlü doktoru Mutemet Bey hastanenin başhekimidir… 
Mutemet Bey : "Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin" der... 
Doktor önde birkaç personeli arkasında trencilik oynayarak bütün Elazığ'ı "çuf çuf" nidalarıyla dolaşırlar… 
Başhekimin tahmini tutmuştur, bütün deliler bu kuyruğa girer vagon olurlar…
 Lokomotif, yani başhekim Mutemet Bey yönünü hastane'ye çevirince tüm kaçan deliler hastaneye geri dönmüş olurlar… 
Sorun çözüldüğü için Mülki makamlar ve doktorlar, trencilik oynayıp hastaneye döndükleri için de deliler hallerinden çok memnundur…
Ancak esas sorun akşam yoklama yapıldığı zaman ortaya çıkar; Hastaneye trencilik oynayarak gelenlerin sayısı 612 kişidir…
Ayıkla şimdi delinin iyisini…
E ne yaparlar, hastane kayıtlarında ismi olanları tutarlar diğer akıllı delileri tımarhaneden kovarlar…
Dışarıdaki delilerden kurtulurlar…
Neye inanıyorsa onu söyleyebileni tartışıyoruz, ama söyleyemeyeni tartışmamız gerekiyor… Söyleyemeyenler yüzünden başkaları konuşuyor zaten… Susarak mutlu olmaya çalışmak insanın kendisine yaptığı en büyük kötülüktür…
Biz konuşamadığımız için onlar konuşuyor… Bizim konuşmamız lazım…
O devrin Elazığ Akıl hastanesinin Başhekimi Mutemet Bey gibiler konuşursa bu işin hiç kıymeti kalmaz… 
 …
Ülkemizde "Yok daha neler" diye bir cümle kurmak mümkün değil… Artık hiçbir şeyi yadırgamıyoruz… Şaşırmıyoruz… Tımarhane kıvamında yaşayıp gidiyoruz…
Türkiye'nin batısı / doğusu koca bir taziye evine döndü…
Şimdi sokakta, okulda… Kahvehanede, kafede… İki kişinin bir araya geldiği her yerde… Sosyal medyada…  Hatta belediye otobüslerinde… Aynı sorular soruluyor… 
Bu beladan nasıl kurtulacağız? Nereye gidiyoruz? 
Söyleyeyim…
Tarihin birinde bir ormanda çok büyük bir yangın çıkmış… Üstelik hava lodos… Rüzgâr vurdukça ateş bir sonraki ağacın bedenini sarıyor.
Orman da yaşayan hayvanlar panik içinde, korku içinde…
Hayvanlar şaşkın ve endişeli… Bir kısmı yangını söndürmek için dere yatağını mesken tutmuş… 
Fil, hortumuna suyu çekip çekip üflüyor cehenneme dönmüş yuvasına…
Maymunlar geniş ağızlı yapraklara su doldurup döküveriyor ateşin üstüne…
Tekmil mahlûkat çırpınıyor… Kolay değil evleri yanıyor işte…
Çakal ve kurt ise bir köşede izliyor olan biteni… Biri yanmış cesetlerden akşam yemeği yapacak, diğeri yuvası yananlar gidince mekânlarına çökecek bedavadan…
Ateş böceği ise çırpınıyor… Küçücük avuçlarına taşacak kadar suyu topluyor, can havliyle uçuyor, yangının üzerine serpiyor sermayesini…
Üstelik ateşe en dayanıklısı olduğundan yangına en çok yaklaşanı olmuş…
Fil: "Yahu arkadaş, sen neyin peşindesin? Senin taşıdığın su zerresi ne eder bu koca yangına? Nafiledir uğraşın… Yanıp gideceksin birazdan" diye söylenmiş…
Ateş böceği işini hiç yavaşlatmadan cevaplamış: "Fil kardeş, fil kardeş! Yangın söner veya sönmez bilemem… En azından tarafımız belli olsun… Tarih yazacak çünkü…"
Tarafımız belli olsun arkadaş… Razı değiliz… Ölen her insanımızın DNA ile kimlikleri tespit edilen parçalanmış vücutlarının,  her canın vebali üzerimizdedir…
 …
Pireye kızıp yorgan yakanlardan olmayacağız…
Savaş istemiyoruz, ölüm istemiyoruz, şiddet istemiyoruz…
Bu topraklardaki bir arada bizleri yaşatmama kültürlerine inat yaşama kültürümüz asla yok olmayacak… Yok etmeyeceğiz…
Akla ihtiyacımız var, sağduyuya, kardeşliğe, huzur ve sükûna… Birazcık nefes alabilmek için…
Etrafınıza bakın… Caddelere bakın… Sokaklara bakın… Sadece ürkek bakışlı, çaresiz insanlar göreceksiniz… Bunun adı"Korku İmparatorluğu" dur… 
Ne zaman başımıza kötü bir şey gelse, bizleri daha kötüsüyle korkutup o başımıza gelene şükretmemizi istediler / istiyorlar… 
Şükretmeyeceğiz… Bu musibetleri / musibetsizliği üzerimizden silkeleyip atacağız…
"Aşağılık bir yöntem kullanılarak, şerefli bir hedefe varılamaz" demiş Seyyid Kutub…
Karşı karşıya olduğumuz karanlığın azami zekâ düzeyi budur… İşimiz çok zor…
Şehit güvenlik kuvvetlerimiz ve masum sivil şehitlerimizin ruhu tüm aymazlardan hesap soracak…
Not: Tam yükselişe geçiyormuşuz, birileri bir yerden düğmeye basıyormuş… Yok, dış güçler, yok efendim faiz lobisi… Kabak tadı vermedi mi artık bu safsatalar?
Yenmiyor da sorayım dedim…