İç kanama…

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Mizah dergilerinin kapakları her hafta o ülkeyi özetler…
Aylardır bu dergilerin kapaklarına kan ve ölümlerden başka bir şey çizil(e)mez oldu... Uzun süredir çizgiler dahi gülmüyor…
'Kırmızı' renk hiç bu kadar kullanılmamıştı, karikatüristler tarafından…
Voltaire, "Ben neredeysem cennet oradadır," demişti - yaşadığı her yeri cennete çevirebildiği için… Bize uyansa "Biz neredeysek cehennem oradadır"…
Kudüs'e atanan bir Amerikalı gazeteci, ağlama duvarının önünden gelip geçerken, bir Musevi'nin her gün duvarın önünde diz çöküp dua ettiğini fark etmiş…
Haftalarca aynı manzarayı görünce dayanamamış gazeteci… Adamla konuşmayı denemiş:
- " Sizi her gün dua ederken görüyorum..." Adam cevaplamış:
- " Evet, sabahları gelir, dünya barışı ve kardeşlik için dua ederim...
 Öğleden sonraları gelir, yeryüzündeki acıların ortadan kalkması ve bütün insanların refaha kavuşması için dilekte bulunurum..."
- "Ne kadardır sürüyor bu?"
- "Tam 25 yıldır..."
- "Bunca yıl sonra nasıl bir duygu var içinizde ?"
- "Duvara konuşuyormuşum gibi bir duygu!.."
Biz ne yaparsak yapalım bu topraklara barışı kardeşliği getiremeyeceğiz galiba…
Yıllardır barıştan kardeşlikten söz etmemize rağmen, hepimiz sanki duvara konuşuyor(muş)uz…
Vicdan meselesi büyük bir sorunmuş vesselam…   
Dilek tutmak Şamanizm kökenli bir davranış şeklidir… Tabiat ruhlarının dileklerin gerçekleşmesine aracılık ettiğine inanılır… Sanırız Anadolu'da dilek tutmayan insan ender bulunur…
Şamanizm inancında dilek dileme şekilleri; türbelere, ağaçlara, çalılara bez ve çaput bağlanır… 
Küçük kumaş parçaları genel olarak ağaçlara çok önem verildiğinden ve yaşamın sembolü kabul edildiğinden ve yaşam üzerinde muazzam etkileri olduğu düşünüldüğünden, bunların dallarına bağlanır ve dileğin gerçekleşmesi beklenir…
Günümüzde Anadolu'da bu eski gelenek halen devam ediyor… Bu ritüelin temelinde ise doğadaki her varlığın bir ruhu olduğu inancı yatıyor…
Doğadaki her varlığın bir ruhu var ise bizim ruh nerede,  neremizden kaçtı?
 …
Birkaç hafta önceydi…
İşe gitmek için hazırlanıyorum…
Dışarıda berbat sisli, puslu pis bir hava var… Çorum kaybolmuş sanki…
Böyle havaları hiç sevmem…
Kendi kendime, "Keşke kışları altı ay uyuma fikrini ayılara kaptırmamış olsaydık…
Bu sene bahar da yaz da zor gelecek" diye düşünürken…
İçimden bir ses…
"Sen bahar olsan, yaz olsan gelir miydin bu memlekete?" dedi…
"Hata şahsa, hakikat münhasıran zamana aittir" demiş Goethe… Hakikati görmek mi daha uzun sürüyor, kabullenmek mi sizce?
Gelecek; bahar da, yaz da, güneşli günler de gelecek…
"Auschwitz'ten sonra şiir yazmak barbarlıktır demişti bir keresinde Adorno…
Şairler sussun değildi demek istediği…
Onun haykırışı, kötülüğün hüküm sürdüğü bir çukurdan geliyordu…
İnsanlıktan çıkmış, ruhunu satmış, acıma duygusundan yoksun ölüm makinelerinin ve propaganda araçlarının diyarını tarif ediyordu…
Adorno'yu bilmem ama bizim yazılmayı bekleyen daha çok şiirimiz var…