Didim’de Hayat Hikayesi

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Didim'de sabahleyin sahil yolunda yürüyüşe çıktığımda, arkamda birisinin başka birine selam verdiğini duydum. Nadiren rastlanılan bir durumdu bu. İnsanlar selamsız, sabahsız gidip geliyorlardı.
Yavaşladım ve selam veren kişinin, bana yaklaşmasını bekledim. Yanıma gelince selam verdim, oda selamımı aldı. 
Konuşmaya başlayınca "kulağının az duyduğunu, yüksek sesle konuşmamı" söyledi.
Memleketini sordum, Urfa- Ankara- Didim diye cevapladı.
Urfa'da doğmuş. Daha sonra Ankara'ya gelerek, Hacettepe Üniversitesi’nde iş hayatına başlamış. Hacettepe Üniversitesi’nden emekli olunca, Didime yerleşerek lokantacılık yapmaya başlamış. 
Benim memleketimi sorduğunda, Çorum diye cevap verdim. Çorum'un taş ustası, sıvacısı, leblebisi meşhurdur." dedi ve anlatmaya başladı:
 -"Lokantacılığa başladığımda, dükkanın ön cephesini taş duvar ile ördürüp, duvarın içinden devri daimli su akıtmak istedim. Buna teşebbüs edince, taş ustası aramaya başladım. Çorumlu bir taş ustasının olduğunu, pek çalışmadığını söylediler. Kaldığı evini öğrenerek, evine gittim. Kenar bir mahallede, yalnız başına tek katlı evde oturuyordu. Kapısını çaldım, kapıyı açıp dışarı çıkınca, selam verip meseleyi anlattım. Usta taş ustası olduğunu, çalışıp emek sarf ettiğini, iş yaptıranlardan alın terinin karşılığını alamadığını  söyleyerek, bu yüzden çalışmak istemediğini bildirdi.
 Bende kendisini her gün evinden alıp, iş yerine getireceğimi, karnını doyurup her gün yevmiyesini, peşin olarak ödeyeceğimi belirttim. Bana inandı ve işime başladı. 
Taşları tane tane kırarak, nefis bir duvar örüyor, 30 TL yevmiye ile çalışıyordu. Dükkanın önünden geçenler durup, yapılan işi seyrediyordu. Kendisine 40- 50 TL yevmiye vererek, başka işe götürmek istemişler. Bunu bana bildirdi ve “merak etme, bana yüz lira da verseler senin işini bitirmeden başka işe gitmem” dedi. Yapılan işi Didim Kaymakamı ve Belediye Başkanı da duymuş, onlar da görmeye geldiler.
Lokantanın inşaatı bittikten sonra, işletmeye açtım. İlk sene pek randıman alamadım. Sonraki sene, lokantam müşterilerle doldu taştı. Bunun üzerine iki ayrı lokanta daha açtım. İşlere yetişemiyordum.
 Üç kız çocuğum vardı. Kız kardeşim bir gün, içi altın ve döviz dolu el çantası ile evime gelerek, "kardeşim bunlar senin olsun" dedi. Ben de, “kardeşim ben  senin paranı ne yapayım, verirsen çocuklarıma ver” dedim. O da çantayı çocuklarıma verdi. Üç çocuk, altın ve dövizleri aralarında paylaştılar. 
Ben de bazı mallarımı, çocuklarım ve eşim arsında taksim ettim. Dünya hep böyle devam edecek sanıyordum. Kızımın birisi Ankara'da, zengin biriyle evlenmişti.
Eşim hastalanarak vefat etti. Benim de düzenim bozuldu. Borçlarımı ödeyemez hale geldim. Bunun üzerine lokantaları satarak, elime geçen para ile borçlarımı ödemeye çalıştım. Geriye Didim'de bir yazlık ev ile İzmir'de bir daire kalmıştı.
Yeniden evlilik yaptım. Bu evlilikten iki çocuğum oldu. Çocuklar şu anda üniversitede okuyorlar. Zengin olan ablasından, kardeşlerine yardımcı olmasını istedim. Bir kaç ay para göndermiş, ondan sonra göndermemiş.
Yeni eşim, İzmir'de bulunan daireyi  kendi üzerine tapulamamı istedi. Ben de onu kırmayıp, dairenin tapusunu eşimin üzerine devrettim. Önceden çok iyi olan eşim, bu sefer bana sert davranmaya başladı.
Çocuklarımın eğitimini devam ettirebilmek için, bir iş yerinde çalışmaya başladım. Elin işini görmek zoruma gitmesine rağmen, çocuklar için buna katlanıyorum.
Bir gün Didim'de, eşimle birlikte yürüyorduk. Çingene bir kadın önümüze çıkarak, eşime gül verdi. "Ben bu ağabeyimi tanıyorum, çok yemeğini yedim." dedi. Dükkanıma gelen fakirleri boş göndermez, karınlarını  doyururdum. Kimseye eski halimi anlatmıyorum. Ama nadiren de olsa, beni önceden tanıyanlar çıkıyor." dedi.
Bütün bunları anlatırken gözleri doldu. Yaşadıkları, onca fedakarlığa rağmen çocuklarının baba  kıymetini  bilmemeleri kendisini üzüyordu.
En son şunları söyledi.-" Sana tavsiyem, sağlığında malını kimseye verme. Kimseye güvenme. Tek güveneceğin Cenabı Allah olsun."
Kendisiyle vedalaşarak ayrıldım. Bir daha karşılaşırmıyız bilmiyorum. O bana hayat hikayesini böyle anlatmıştı.