Eşek yüke yaklaşmıyorsa...

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

 
Eşek yüke yaklaşmıyorsa yükü eşeğe yaklaştıracaksın…
 
Bir hanım şarkıcımız var, tek bir şarkıyla tanındı… 
Hani "O şimdi asker, canı neler ister" şarkısı var ya... 
İşte o hanımdan söz ediyorum...
O hanım şarkıcımız nereye gitse, hangi programa çıksa, senelerdir 'pleybek'ten aynı şarkıyı söyler…
Poposunu kıvıra kıvıra, "Uykuda mevlam, beni ona göster..."
Hep aynı şarkı...
Herhalde tek bir şarkıdan bu kadar sene, bu kadar ekmek yenmemiştir bu memlekette…
Belediye çağırır, halk konseri diye, popo kıvrılır, "Canı neleeer ister!", televizyon programına çıkar: "O şimdi asker..." 
Yine aynı popo kıvrılır...
Zamanında Türkiye Jokey Kulübü bile bu hanımı çağırdı, Veliefendi Hipodromu'nda kurulan platformun üzerinde aynı şarkı çalındı, aynı popo kıvrıldı... 
Atlar bir tuhaf koşmuş o gün, bütün koşular sürpriz bitmişti…
Bu bayan şarkıcımız en iyi böyle hatırlanır…
Hatta bi keresinde fazladan kıvırmak için uğraşırken sahnede düşerek amele sümüğü gibi yere yapışmıştı…
Neyse…
Cahilsin; okur, öğrenirsin… Gerisin; ilerlersin… Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir… Paran yok; kazanırsın… Her şeyin bir çaresi vardır… Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur" der Ahmet Hamdi Tanpınar…
Yıllar önce Alamancı bir arkadaşım şunu söylemişti; "Almanya'da bir hayvanat bahçesinde; dünyanın en tehlikeli türü diye yazan bir bölüm var… İçeriye girdiğinizde sadece 'ayna' var…"
… 
Yeryüzünün en tehlikeli türü, insan tüm yoksulluğun para azlığı olduğunu sanır…
Asıl  yoksulluk ahlaki yoksulluktur… Yoksulluğun en kötüsü en dehşeti, en berbatı…
Bu yoksullar karabataklara benzer…
Karabataklar avlarını yakalayabilmek için şekil değiştirip onlar gibi görünür ve onlar gibi davranırlar… 
Zavallı balıklar kılık değiştirmiş bu katil kuşların kendi türlerinden olduğunu sanarak onlara yaklaşmakta bir sakınca görmezler… 
Bu tedbirsizlikleri onların feci sonu olur, tehlikenin farkına vardıklarında artık çok geçtir, kendilerini bir anda bu canavarların karanlık midesinde bulurlar…
Değişmeyen kural; bir şey lezzetliyse sağlığa zararlı, eğlenceliyse yasak, zevkliyse günahtır…
Bize bir hayat değil bir süre vermişler… Biz bunu anlayana kadar o süre çoktan bitmiş oluyor…
Belki de hayat; alâkasız insanlardan alâkadar bir durum yaratma çabasıdır… Primitif insanların çokluğu belki de bundandır…
 …
Yıllardır  duvarlara şu soruyu soruyorum…
Yeri gelmişken size de sorayım…
Cennet olmasaydı dünya nasıl bir yer olurdu?
Ve her sabah birgün eksik uyanıyoruz ömrümüzden…
Bazen kendimi 'yumuşak g' yalnızlığında hissediyorum… 'Yumuşak g' 29 harf içinde yalnız tek harftir… Hiçbir kelime onunla başlamaz ve  bitmez…
Bir şeyi itiraf edeyimmi; Bugün bende, 'ben ne söylüyorum tamburam ne söylüyor havası var…'
Kalabalığı sevmiyorum, bazen kendim bile kendime kalabalık geliyorum…
Ömrümü tekzip ediyorum!!!
Yazı bitti…
İsyankar ruhlarınız huzur bulsun…