Siftah Kültürü

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Siftah, genel anlamda bir işi ilk defa yapmayı, bir şeyi ilk defa tatmayı ifade eder. Ticari hayatta esnafın sabahleyin ilk satışının adıdır. Esnaf, ilk alışverişinde "siftah senden, bereket Allah'tan" der ve o parayı bereket parası olarak cüzdanının veya çekmecesinin özel bir yerine koyar.
Esnaf, genellikle siftaha çok değer verir. Müşterilerden bir kısmının alışverişini uğurlu, bir kısmınınkini de uğursuz sayar. Bu anlayış, günümüzde de kısmen görülür. Sırf bu nedenle ilk satışını veresiye vermeyen esnafa hâlâ tesadüf edilir.
Siftah kelimesi, istiftahtan galattır. İstiftah, bir şeyi açmaya çalışmak, açmaya başlamak manasınadır. Esnafın kısmetini, uğurunu açmaya vesile olan ilk alışverişin önemi ve değeri, tarih boyunca hep ön plana çıkmıştır.
Arasta, çarşı, bedesten denilen yerlerde genellikte belli iş kollarında çalışan esnaf bir arada bulunmaktadır. Buradaki esnaf, islam ahlakı, komşuluk hukuku ve dayanışma ruhunun gereğince birbirlerini kollamak durumundadır. Ahi geleneği de bu anlayışı hakim kılmayı kolaylaştırmıştır.
Tarihimizde toplum yapısını test edebilmek için zaman zaman padişahlar ve devlet adamları, tebdil-i kıyafet ederek yani tanınmaz kıyafetler giyerek halkın arasına girerler, onların yaşantılarını izler, şikayetleri ve dedikoduları dinlerlermiş. Devlet işlerinde halkı rahatsız eden konular varsa onları tespit edip tedbirler alırlarmış.
Fatih Sultan Mehmet de İstanbul'un fetih hazırlıklarını yürüttüğü sırada Edirne'de bir sabah tebdil-i kıyafet ederek çarşıya çıkar. Savaş halini bahane ederek esnafın ihtiyaç maddeleri saklama veya fiyatlarını artırma gibi hallerinin olup olmadığını kontrol etmek ister. Çarşının bir başındaki esnafın dükkanına girer.
 - Bir okka yağ, bir okka bal, bir okka pirinç ver, der.
Bakkal, bir okka yağı tartıp verir. Fatih:
 - Bal ve pirinç de istemiştim, der.
Bakkal:
 - Yanımdaki komşum daha siftah etmedi. Diğerlerini de ondan al, diyerek müşteriyi komşusuna gönderir.
Bunun üzerine Sultan, yandaki dükkana girer. Pirinç ve bal ister. Bakkal, pirinci tartıp verir. Sultan, diğerlerini de vermesini ister. Bakkal, yandaki komşusunun daha siftah yapmadığını ve diğer alacaklarını da oradan almasını söyler.
Bunun üzerine Sultan II. Mehmet Han, oradan da ayrılır. Çarşının içinde pek çok dükkana uğrar ama hiç birisinden ikinci malı alamaz. Hepsi   komşusunun da siftah etmesi için onu yandaki dükkana gönderir.
Bu durumdan çok mutlu olan Sultan, halkın fırsatçılık yapmayı bırakın, "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" hadis-i şerifinin ruhuna uygun yaşadıklarını görünce:
"Ya Rabbi, sana şükürler olsun. Bu asil milletle İstanbul'u değil, dünyayı bile fethederim" dediği nakledilir.
Bu olay, ahi teşkilatında yetişen esnafın birbirlerini kollamasının en iyi örneğidir. Sadece ben kazanayım, piyasaya tek başıla hakim olayım anlayışı, geleneğimize uymamaktadır. Öylesi bencil düşünceler, toplumsal dayanışmayı yok eder, kardeşlik duygularını törpüler. Komşusunun da siftah yapabilmesini düşünmek, çok asil bir duygudur. Dinimize, inancımıza ve töremize uygun olanı da böylesidir.