Cumhuriyet Bayramı

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

29 Ekim 1935
Salı
(Cumhuriyet Bayramı)    
Bu sabah kalktım. Semahat'i, Binhan'ı ve Hakkı'yı alıp evden çıktım. 
Mektepler, çocukları (öğrencilerini) alıp bayram yerine gitmeye başladılar. Herkes Cumhuriyet meydanına çekiliyor. 
Cami Kebirin müezzini Asım Efendi ile biz de yola düştük. Sonra Hacı Mehmet Efendi ile Kubbeli Cami imamı Hafız Mehmet Efendi de bize arkadaş oldular. 
Doğumhanenin (Doğumevi) önündeki küçük havuzun başına kadar gelip oturduk. Yarım saat kadar oradan seyrettik. "Hava güzel, yukarı gidelim" dediler. Gittik.
Cumhuriyet meydanındaki tribünler dolmuş. Çocuklar da ortalığı göremiyorlar. Güney tarafa biraz tepe üzerine doğru çıktık. Her yere nazır, çocukların her yeri görebilecekleri bir yer seçtik. Bekledik.
Kışlada ki askerler, jandarmalar, polisler, erkan-ı hükümet, mektepler ve her çeşit esnaf ve ahali gelip saf saf dizildiler. 
Merasim başlıyor, dediler.
Tesadüf bizim önümüzden bir yer açtılar. "Merasime buradan çıkılacak" dediler.
Alay Komutanı, Vali ve Belediye Başkanı ve sair erkânın oldukları yerin önünden sıra ile geçilmeye başlandı. 
İlk önce zabitan (subaylar) sonra Alay askeri tabur tabur, bölük bölük, topçular, mitralyözler, sonra jandarmalar, polisler, orman kolcuları, sonra köylerden davetli bulunan atlı kâhyalar, onların ardından mektepler, daha sonra esnaf geçmeye başladı.
Her esnaf grubu, bir araba (at arabası) süslemiş. Arabalara yeşil çalılar, bayraklar, çiçekler takmışlar. Kunduracı ve yemeniciler tezgâhlarını arabanın üstüne koymuş, büyük camekân içine sahtiyan ve meşinleri açmışlar. Birkaç usta oturmuş. Kimi yemeni dikiyor, kimi kunduraya çivi çakıyor olduğu halde geçtiler. 
Boyacıların arabası göründü. Takmış, takıştırmışlar geçtiler. Sonra Mutaflar arabanın üstüne tezgâhı kurmuşlar. Çul-çuval dokuyorlar, geçtiler.
Ekmekçi esnafı, arabanın üstüne fırın taklidi yapmışlar. Kürek ve tahtaları ve birkaç somun ve ekmek hamuru koymuşlar, gittiler. Arabaların arkası kesilmiyor.
Tenekeci, Sobacı, çilingir esnafı herkes kendi sınıfının işini işleyerek geçtiler. Arkasından berberler masa ve ayna tamam. Bir müşteri sandalyede tıraş ediliyor.
Kahvecilerin arabalarında masaları sandalyeleriyle büyük bir semaver görülüyor. Semaver yanıyor. Sıcak çay doldurup arabada ki müşterilere veriyorlar. Nargile ve tütün içenler, gazete okuyanlar da var. 
Lokantacılar, masa donatıyorlar. Müşteriye yemek veriyorlar.
Dülger ve Marangozlar, çok ihtiyar olan Tatar oğlu Ahmet ustayı arabanın içine oturtmuşlar. Küsteresini çekiyor. Arabada her alet tekmil, geldi, geçti.
Sonra çömlekçi düzeneği kurmuş. Bir taraftan çamur yoğuruyor, bir taraftan testi-çömlek yapıyor. 
Çömlekçinin arkasından bir takırtı çıktı. Bakırcı esnafı kazan ve kelle yapıyor. Usta ve şakirtler (kalfa ve çıraklar) körük çekiyorlar. Ellerinde birer bakır, dövüyorlar. Onları takiben demirciler körüğü kurmuşlar, örsü yerleştirmişler. Ateşler çıngılanıyor. Demir kızarmış. Usta ve kalfalar devamlı bir şekilde çekiçliyorlar ve de makam yaparak demir dövüyorlar.
Rençberler bir kağnıya camızları donatıp koşmuşlar. Kağnının üstüne çift demirleri, yaba, tırmık, dirgen gibi ne alet varsa hepsini yüklemişler, geçtiler.
Bir gürültü koptu. Baktık "Efe geliyor, efe geliyor!" sesleniyorlar. Gelen "bakkal alayı ve manavlar" dediler. Bakkalların yiğitbaşısı 'Topal Efe' eski efeler gibi başına kırmızı fes vurunmuş, üstüne ipek Trablus kefiyesi sarmış, eski zıvga ve cepkeni giyinmiş, kamayı çekmiş vaziyette bir merkebin üstüne binmiş. Merkebi alıç yemişlerini ipliğe dizmek suretiyle hayvanın boğazını ve sair yerlerine takarak süslemişler. Yedi sekiz adam tahtalardan bir takı gayet süslemişler. Efenin başına beraber takı kaldırmışlar, yürüyorlar. Arkada arabanın üstüne ipleri germişler, manavlığa ait elma, armut, lahana, pırasa, domates, soğan ve sair her ne var ise doldurmuşlar. Arabada satıcı ve müşteri şeklinde dört adam vardı. Birisi bir şey tartıp müşteriye vermekle meşgul. Geçtiler.
Bunlar manavlığı çok iyi gösterdikleri için Vali ve Belediye Reisi tarafından ve bütün halk tarafından takdir edildiler ve çok alkışlandılar.
Velhasıl bütün çarşı esnafı herkes kendine göre sanatını temsil ederek geçtiler.
Fırkanın ve Alay'ın bando ve mızıkası çalıyor, sesleri âleme yankılanıyordu.
Bu merasim öğleye kadar gücile bitti. Bütün bu törenciler parka gidip Gazi Atatürk'ün abidesine çelenk koydular sonra şehre döndüler. Biz de şehre döndük.(O yıllarda Atatürk anıtı Parkın ortasında iç kısımda idi. Sonradan bugünkü bulunduğu yere nakledildi. A.O)
Çocukları eve bıraktım. Bizim arkadaş ve baldızlar bugün çarşaflar kalkıyor diye bir yere çıkamadılar. Lakin Belediye'nin kararı ve tellal da bağırdığı çarşafların giyilmemesi yasağı bugün başlamış ise de bayram yerine epeyce çarşaflı kadın gelmişti. Polisler bayram yerinde bu kadınlara bir şey demediler.
Öğle sonu başım ağrıyor. Birader Ahmet'in dükkânına gittim, oturdum. Pazar yerinde davullar çalıyor. Bando da geldi. Kürsüye bir kadın çıktı. Davullar durdu. Belediye doktorunun karısı imiş. Nutuk söyledi. Sonra Orta Mektep Muallimi Hüseyin Avni ve Matbaa Müdürü Şükrü Bey, Belediye Doktoru, Müddeiumumi ve Muallim Mümtaz hitapta bulundular. Bir de Sungurlu'dan gelmiş halk şairiyim diye bir destan yapmış genç bir çocuk yaptığı destanı okudu, dinledik. Destanın son beyitleri:
(Dua eyleyin yaşasın cumhuriyet) diye bitiyordu.
Akşam oldu. Camiye gittim sonra eve geldim. Yemek yedik. Zamah seyretmeye bin lando tutup çocuklarla bindik, gittik. 
Meşaleler yanmış, herkes pazar yerine (saat hane meydanına) dolmuş. Fişek atıyorlar.  Mektep çocukları ve kışladaki askerler fener alayı yapmışlar. Şarkı söyleyerek şehri dolaşıyorlar. Saat üçe kadar gezip eve geldik. Amcamgile gittik. Gelin Seher Hanım'ın babası bugün çocuğa beşik göndermiş. Karı-koca getirmişler. İlahi okuyarak çocuğu beşiğe koyuyorlar. Çocukları oraya bırakıp eve geldim.