KÜLTÜREL VESAYET KIRILMADAN ASLA !

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Henüz 2008 yılında "Biz asılız, bu ülkede bizim istemediğimiz bir şeyin olması mümkün değildir" (T.Saylan) diyerek hükümete meydan okuyabilen oligarşik zihniyet, sonraki kısacık süre içinde yaşananlardan öylesine bir korku ve umutsuzluğa kapıldı ki, muhalif her kesim ile işbirliğine hazır hale geldi. O kadar ki, kurdukları baskıcı rejimle yol açtıkları birçok sorun gibi Kürt sorununun asıl müsebbibi olan bu ulusalcı, faşist zihniyet, çareyi son seçimde HDP'ye barajı geçirterek tek parti iktidarını bitirmekte buldu.             
On üç yıllık Ak Parti iktidarı, laik, batıcı, azgın azınlığın millet üzerinde kurdukları siyasi vesayeti sona erdirmede başarılı olsa da, sol, sosyalist-liberal çevrelerin kültürel vesayetini kırma konusunda ne yazık ki aynı başarıyı gösteremedi. Sermaye sınıfının desteğini de arkalarına alarak kültürel iktidarı ellerinde tutmaya devam eden bu çevreler, bu süreçte ellerindeki devasa medya gücü ile bir taraftan HDP'yi cilalayıp patlatırlarken, diğer taraftan da PKK'nın dağdaki silahlı adamlarına kadar gidip savaşı yeniden başlatmaları konusunda adeta yalvardılar. 
Türkiye'nin son yıllardaki bağımsızlaşan dış politikasından rahatsız olan emperyalist güçlerin de desteği ile bu planlarında başarılı olan Tayyip Erdoğan düşmanı bu koalisyon, 7 Haziran seçimlerinde Ak Parti'nin iktidar çoğunluğunu kaybetmesiyle derin bir oh çektiler. Cumhuriyet elitlerinin kendilerine yüklediği misyon ile (Malcom X'e rahmet olsun) tarla zenciliğinden ev zenciliğine terfi ettirilen HDP yöneticileri ise, seçimden sonra ilk iş olarak, "AKP ile asla koalisyon kurmayacağım patron" diyerek, efendilerine minnettarlıklarını dile getirdiler. 
Son seçimlerde kendilerini Ak Parti iktidarını devirmek için manivela olarak kullandıran HDP'nin artık bugün Kürtlerin hakları için mücadele ettiğini hiç kimse söyleyemez. Bütün seçim stratejisini, "seni başkan yaptırmayacağız" diyerek, otuz yıldır devam eden bir savaşı bitirmek için siyasi hayatını ortaya koyan bir adama düşmanlık üzerine kuran bir parti, farkında olsun ya da olmasın artık sadece bir maşadır. 
Türkiye bugün hiçbir şekilde artık doksanların Türkiye'si değildir ve o günlere geri dönmeyecektir ama HDP, otuz yıldır ülkenin beşeri ve ekonomik kaynaklarını tüketen, kazananı olmayan ve olmayacak olan bu kardeş savaşını sona erdirmek için başlatılan çözüm sürecini bitirerek, yüz yıllık bölgesel statükonun devam etmesi için çabalayan küresel emperyalizmin taşeronu bir parti haline gelmiştir.  
Galiplerin çizdiği sınırların içine kapanarak batının uydusu bir devlet olmak yerine,  bölgesinde onurlu bir şekilde yaşayabilmenin ancak bir İslam kardeşliği temelinde Türk, Kürt ve Arap birliğini sağlamaktan geçtiğine inancıyla ve bunun ilk adımı olarak da kendi iç sorunu olan Kürt meselesini halletmek için başlatılan çözüm süreci, ne yazık ki bugün HDP'nin ihaneti veya ahmaklığı yüzünden artık sürdürülemez olmuş ve askıya alınmıştır. HDP'li yöneticiler ezilen halkın çocukları Hasan Cemal, Tarık Akan, Mine G. Kırıkkanat ve Can Dündargiller ile birlikte Kandil'e çıkıp kına yakabilirler. 
HDPKK'nın 7 Haziran seçimlerinden sonraki açıklamaları, yol kesmeler, asker ve polislere saldırmalar vs. her şey apaçık ortada iken, bir hafta on gündür başta İngiliz BBC olmak üzere yabancı yerli birçok yayın kuruluşu, iki yıldır devam eden çatışmasızlık ortamını sona erdirenin Tayyip Erdoğan olduğu yönünde küresel çapta kahpe bir propaganda yürütüyorlar. Neymiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Haziran seçimlerinden istediği sonuç çıkmadığı ve başkanlık yolu kapandığı için buna sebep olan HDP'den ve Kürtlerden intikam alıyormuş.  
En iyi bildikleri şey öldürmek, yakmak, yıkmak olduğu halde, savaştan, kandan, ölümden beslenirken barış ve ezilen halklar sakızını çiğneyebiliyorlar. Ezilen bir zümre varsa tam da onlardır diyebileceğimiz kamyoncuların ekmek teknelerinden on günde yüzlercesini yakan bu neronları kınamak anlamına gelecek bir çift laf edemiyorlar ama hala barıştan kardeşlikten bahsedebiliyorlar. Tarihte barış ve kardeşlik sözcüklerinin bu kadar anlamını yitirdiği bir dönem olmuş mudur?
Tayyip Erdoğan'a duydukları kızgınlıkla tüm sol, sosyalist ve ateistler, sermaye çevreleri, paralel çete, ellerindeki o devasa medya gücünü adeta HDPKK'nın emrine tahsis etmiş gibiler. 7 Haziran seçimlerindeki başarısıyla nefes almalarını sağlayan HDP'nin askeri operasyonlarla sarsılması ve Ak Parti'nin bir erken seçimle yeniden toparlanma ihtimaliyle kabus görüyorlar ve şimdi var güçleriyle yüklenerek, ateşkesi bozan tarafın hükümet olduğu yönünde algı oluşturmaya çalışıyorlar. Ne kadar da çoklar, Birgün'ü Bugün'ü, Evrensel'i Ulusal'ı, Sözcü'sü Gözcü'sü ile Yecüc Mecüc gibiler, her taraftan saldırıyor ve hiçbir sınır tanımıyorlar. 
Suruç'taki katliamın, peş peşe gelen asker ve polis cenazelerinin, uykuda enselerine sıkılan gariban Anadolu çocuklarının, yakılan kamyonların, ambülansların, kurşunlanan hastanelerin, hasılı tüm kötülüklerin yegane sorumlusu, 7 Şubat 2012'de MİT müsteşarı üzerinden kendisine yapılan operasyon son anda boşa çıkarılmış olmasa, PKK ile görüşme talimatı verdiği için kelepçelenerek hapse tıkılacak olan Tayyip Erdoğan öyle mi? 
6-8 Ekim'de halkı sokağa çağırarak Yasin Börü ve arkadaşları dahil 52 kişiyi vahşi bir şekilde katlettirdiği halde en küçük bir üzüntü ya da pişmanlık belirtisi göstermeyen Selahattin Demirtaş barış sever bir halk kahramanı, akan kanı durdurabilmek için siyasi hayatını riske eden Tayyip Erdoğan, kendi saltanatı için ülkesini yakan bir diktatör öyle mi?    
Ey adına medya denilen kahpe büyücü, sen en az, Musa'yı asi, Firavun'u adil hükümdar gösteren eski Mısır'ın büyücüleri kadar alçaksın.