Eşref Ertekin’in Günlüklerinden Seçmeler 6

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Kürt Hafız Mehmet Arif Efendinin Vefatı
Ulu Camii İmam ve Hatibi
Çorum'da (Kürt Hafız) olarak anılan Hafız Mehmet Arif Efendi 5 Mart 1934 tarihinde vefat etmiştir. 
İşte bu ölüm haberini ve o gün yaşananları rahmetli Eşref Ertekin (Günlük Defterine) şöyle yazmıştır.
5 Mart 934 Pazartesi
….
Öğle yemeğine eve gittim, kütüphaneye dönüyordum. Dellal bağırmaya başladı:
"Cami-i kebir Hatibi Kürt Hacı Hafız Mehmet Arif Efendi vefat etmiştir. İkindi namazından sonra Ulu mezara defn edilecektir Allah rahmet eylesin…" 
On bir gündür yatıyordu. Zaten ölür diyorlardı. Nefes darlığı ile el ve ayaklarında şiş varmış… Çok yandık.
İkindiye çeyrek saat kala camiye gittim. Cami cemaatle dolmuş. Çardak'ta bir yer bulup oturdum. Bilumum Hafız ve Hocalar birleşip cüz okuyup bitirmişler. Dua edildi. Herkes mahzun. Herkes içten içten of çekip ağlıyor. Namaz kılındı. Cemaat dışarıya hücum etti.
İmam kalkıp; " Ey ahali telaş etmeyiniz, cenaze namazını içerde kılınız. Cenaze namazından sonra cami içindeki cemaat tamamen dışarı çıkmayınca cenaze musalladan kaldırılmayacak" dedi.
Ne ise cemaatin çoğu oturdu. Çok insan da yine dışarı çıktı. Ben de içeride kaldım. Cenaze namazı kıldık. Sıkışa sıkışa dışarı çıktık. Her taraf insanla dolmuş, Ayak basacak yer yok. Tellallar; " Cemaat ileri gidin!" diye bağırıyorlar. Cami-i kebirden Hükümet Konağı önüne kadar iki geçeli halk dolmuş. Cenaze gelecek diye bakışıyorlardı. Polis memurları ahalinin itişip kakışmalarını men için uğraşıyorlar. 
Halkın çoğu çarşının diğer arastalarından seğirdip cenazenin önüne çıkacağım diye yoruluyordu. Cenaze ise eller üzerinden parmakların ucunda gidiyor, adeta bir fil üzerindeki taht… gibi sallanıyordu. Boyu kısa adamlar, "eyvah biz tutamayacağız!"  diye yanıyorlar, dövünüyorlardı. Ben ancak cenazeden iki kurşun atımı ileride yer buldum, oradan gidiyorum. 
Kadınların, ihtiyar erkeklerin ağlamalarına insanın kalbi dayanamıyor. Hepimiz gözyaşı döküyorduk. Bu hal ile tamam yarım saatte mezara vardık. Bir de ne görelim, kabristan adamla dolmuş.
Garp tarafı nihayetlerinde Hıdırlık yolundaki harmanlara yakın duvarın iki metre açığında açılan mezara gömüldü. Yarım saat kadar da mezarda dua vesair için bekledik. Cenaze kabre konulur iken yağmur tiseliyor ve güneş de doğuyordu. Bir de şark tarafında alaimsema belirmişdi. Bu da imanı kâmil ve mü'min-i tam olarak gittiğine işarettir, diyorlardı. 
…..
Akşam evde biraderlerle hep merhumdan bahsettik. 
Ahlaklı, saf, temiz hiçbir kimsenin gönlünü kırmamış bir zat olduğunda bil-umum halk müttefikdir. Allah Rahmet etsin. Amin.   
 
 13 Haziran 1936  Cumartesi 
(Mazlum Kenan Köstekçi'nin Vefatı)
Bu sabah arkadaş uyandırdı. Köstekçi zade Süleyman efendinin büyük oğlu Mazlum ölmüş dedi. Kalktım. Elbisemi giyinip, çıktım. Cami Kebir yanında Meroğlu Eşref'in küçük kardeşi Behçet'e rastladım. Hastaneden geldiğini ve cenaze tahtası istediklerini söyledi. Kayyumlara seslendim. Bir araba tutup tahtayı gönderdik. Kütüphaneye geldim. Mustafa Ağa ile beraber bir araba tuttuk. Mustafa Ağanın oğlu Mehmed'i Kütüphaneye bırakıp hastaneye gittik. Yolda Fazlı ve Safi Hocalara tesadüf ettik. Onları da arabaya alıp gittik. Hastaneye vardık. Cenaze de yola çıkarılmış. Oraya giden halk ile beraber cenazeyi alıp şehre geldik. Cami-i Kebirde mahalli mahsusuna bıraktık. Öğle namazına kaldırmak üzere Kütüphaneye geldim. Biraz yemek yedim. Öğleye kadar oturup vazife ile meşgul oldum. Yine kütüphaneyi çocuğa bırakıp Mustafa Ağa ile camiye gittik. Öğle namazını kıldık. Cenaze namazını da kılıp cenazeyi Ulu Mezara götürdük. Kendi ecdatlarının mezarları yanına defn edildi. Geldik. İnsan pek kalabalık olduğu için başsağlığı dilemeye sonra gidelim diye Kütüphaneye geldik.  Öğle yemeğini de kütüphanede yiyip Mustafa Ağa ile Sabuncuoğlu Noter İhsan Beyin hanesine gittik. Akrabası olduğu için Süleyman Bey ziyaretçileri orada kabul ediyormuş. Vardık. İhsan Bey daha birkaç ziyaretçi varmış. Süleyman Beyi gezmeye götürmüşler, görüşemedik. Kütüphaneye geldik. Vazife ile meşgul oldum. Akşam tatilinde İsmail Ağa ile Batumlu Hafız Yusuf'u alıp parka gittim. Bir saat oturup geldik. Akşam yemek yedik. Birader Fehmi ahbaplarıyla Elemin Bağlarına gitmiş… 
12 Mart 1937 Cuma
(Hafız Bahri Kayış'ın verdiği ziyafet) 
Mustafa Ağaya pancarlı yaptırttık. Yine Hakkı Hafız, Arkadaş Sabit Efendi ile yedik. Hakkı Hafızın diğer evinde duran Amcasının torunu evi yıkıyormuş, diye istida vereceğim diye gitti, geldi, oturduk. Sicilden Canfeda oğluna ait vakaları istinsaha uğraştım. Vali Bey çağırmış. Gittim. Evliya Çelebi'yi istedi. "Hala buradadır, almadım" dedim. 
Öğleyin eve geldim. Kimse yok. Cuma namazını Tahtalı'da kıldım. Kütüphaneye gittim.
Enişte Sungurlulu Hacı Emin Efendi geldi, görüştük, gitti. Mevlevi Hüsameddin Efendi Tahrirat-ı arazi Komisyon Reisi Yusuf Efendi ile geldiler. Hakkı Hafıza meselesini anlattırarak gittiler. Saat dört buçuğu vurdu. Kütüphaneyi kapatıp çıktık. 
Doğru Bahri Hafız Efendinin evin yolunda Batumlu Hafıza, Halid Hocaya uğrayarak odaya vardık. Abdest alıp ikindiyi kıldım. Arkadaşlar hep toplanmaya başladı. Sabit,  Leblebici Hacı Hafız, Azrail Mustafa Köstekçi, Halit Altay, Şevket İsa Halife Camii İmamı, Şevket Çorbacı. Hacı Ahmed Bilal, Mustafa Oltulu, Emrullah Kayış, Hüsameddin Mevlevi, Haşim Güllü, Eşref Ertekin, Bahri Kayış on üç kişi olduk. Camiden sonra Batumlu Yusuf hafız da geldi. Olduk on dört. Yemeğe oturduk. 
Çorba geldi. Şehriye etli ve terbiyeli çok güzel. Sonra börek geldi, daha güzel. Sonra culuk geldi. Mükemmel pişmiş, sadeyağdan geçmiş, nefis. Turşu, komposto yanında masaf ile has baklava geldi. Selâvat getirdik, ayağa kalktık, enfes. Sonra yaprak dolması, pilav ve muhallebi geldi. Hepsinden de iştahımız kaçana kadar yedik. Cenabı Hakka hazım ver diye dua ediyoruz. Kahveler içildi, konuştuk. Batumlu yatsıya camiye gidip geldi. Çaylar içildi. Mevlidi şerife başlandı. Haşim Hafızla Batumlu Osmancıklı Abdulkadri'nin yaptığı hilye nefesini okudular. Cemaat çok beğendiler. Mevlidi şerif okundu. Yine çaylar- kahveler içildi. 
Saat dörde kadar oturuldu, dağıldık. 
Eve geldim. Binhan yine yukarda annesinin yanında yatmış. Arkadaşgil de amcamgilden  yeni gelmişler. Yattım.                 
  5 Mayıs 937 Çarşamba
Bu sabah dışardan pencereye vurdular. Uyandım. Birader Rafet, "Hacı Ahmet Efendi'nin kızı Hayriye'nin öldüğünü" haber verdi. Kalktım. Abdest aldım, giyindim, çıktım. 
Ölçek Halil Efendi evini açmış. Orada oturuyorlarmış. Ben de oturdum. İki saat kadar oturduk. Cenaze hazırlanmış. Alıp Camiye getirdik. Musallaya koyduk. 
Kütüphaneye gittim. (Şifreli bir satır)
Öğleye kadar kitap kaydıyla meşgul oldum. Erzincanlı Hoca gelmiş. Kitap çıkarttırıyormuş Abdest aldım. Ezan yakın camiye gittim. Öğle namazını ve cenaze namazını kıldık. Cenazeyi Hıdırlık'a götürdük. Yusuf Bahri dedemin türbesinin kapısındaki kendi mezarlıklarının olduğu yere gömdüler. 
Yusuf Bahri Dedemin türbesine kilit vurmuşlar. 
Hıdırlıklı Kerep Baba yanıma geldi. Sordum, bu kilit ne?
"Jandarmalar geldiler, kadınlar gelip türbelerin içinde zikir çekip oturuyorlarmış, diye birkaç gün beklediler. Sonra türbelerin hepsine birer kilit takıp gittiler" dedi.   
Türbenin önünde oturdum. Okudum. Sonra defin merasimi bitti. Şehre geldik.
Ahmet Efendinin hanesine gittik. Batumlu Hafız bir aşr-ı şerif okudu, kalktık. 
Eve uğradım. Kütüphaneye gittim. Arkadaş Sabit Efendi et közletmiş. Kızı Şukufe ile üçümüz yedik. Kahvelerimizi içtik. Ben kendi odamda kitap kaydıyla uğraştım.                                                 
11 Temmuz 1937 Pazar
Bu sabah uyandım. Arkadaş da uyandı. Lakin öfkeli uyandı. Yine kırdan bayırdan dırdıra başladı. Ben de daha uykuyu açamadım, yatıyorum.
…..
Evden çıktım. Kütüphaneye gittim. Yemek yedim. Mustafa Ağaya 75 kuruş verip eve gönderdim. Ellisini Hicabilerin sünnet düğününe saçı götürsünler, 25 kuruşa da eve gelecek misafirlere peynirli yaptırsınlar diye söyledim.
Sobacı geldi. Yine Nazmi Efendi bağa davete adam gönderdi. " Sende mi gitmedin?" diye sordu. Ben zaten gidemezdim. Halkevi Tarih Şubesi arkadaşlarıyla bile Gerdekkaya'ya gidemedim. Arkadaş Sabit Efendi gelmedi, dedim. Sobacı gitti.
Oltulu Mustafa Efendi geldi. Düğüne başlamış. Yemek çanağı noksan imiş, "siz de var ise" dedi.  
Hayır yok, dedim. Haşim Hafıza haber gönderdik. Evde yok imiş. Bilal Hacı Ahmet Efendi geldi. "Hıdırlığa gidiyoruz " diye Oltulu Mustafa Efendiyi aldı, gitti. Ben de öğleye kadar Sicil tetkikatıyla meşgul oldum.
Öğleye yakın Gerdekkaya'ya tetkikata ve fotoğraf aldırmaya giden Halkevi Dil-Tarih-Edebiyat Şubesi Komisyonu azalarından Halil Fehmi ve Reis Noter İhsan geldiler. Diğerleri evlerine dağılıp yalnız Halil Bey Gerdekkaya mevkiinden topladığı birkaç küp kırığı ve kiremit parçalarını getirdi. Ve yanı sıra götürdüğü İngilizce-Türkçe Çorum haritalarını açarak Gerdekkaya'nın nerede olduğunu haritalarda tespit ettiklerini gösterdi. Ve kendisinin dahi yaptığı ufacık ve mevkie mahsus bir harita planı ile bir de kayanın vaziyeti ve metre genişliği ve araziyi tespit eden kayaların üzerinde bulunan resim ve kabartma suretlerini gösterdi. Bir de plan gösterip bu dördünü de bana, "sakla" diye bıraktı.
Kanaatini sual ettim. "Burası muhakkak Etilere ait olup Boğazköy ve Alaca Höyük ile pek yakından münasebetleri olduğu anlaşıldığını, buranın saray veya mabet yahut bir büyük kral veya komutana ait bir mezar olduğu tahmininde olduğu" söyledi. 
Yolunu bilmediklerinden Eskiekin'e Ömer Paşa köşküne kadar lando ile gidip sonra Ak Eşme'ye ve oradan Kapılı yani Gerdekkaya'ya çıktıklarını ve çok zahmet çektiklerini anlatarak, "şimdi artık yolunu belledik. Çok ferah imiş. Hemen Elmalı köyü yolundan Gerdekkaya'nın üzerine inildiğini ve çok güzel manzaralı, sahralık bir yer olduğunu" anlatarak, "bu defa arkadaşlar acıktık diye acele ettirdiler. Bir defa daha bir gün gideriz. Orada bir sahra tertibi yaparız, hem de oraların güzel bir haritasını çizeriz" dedi.
Pekâlâ, olur, gidelim, dedim. Çay ısmarladım, içti. Öğleye kadar oturduk, gitti. 
   (Sürecek)
 
 
 
- EŞREF ERTEKİN'İN 
GÜNLÜKLERİNDEN SEÇMELER-
 
Çorum'da 1925'ten 1970 yılına kadar resmen kütüphane memurluğu yapmış hafız-ı kütüp 
Eşref Ertekin rahmetli büyüğümüz, yaşadığı her günün nasıl geçtiğini günlük defterine kaydetmiş. Bizlere günlük yazılarıyla dolu sayısı otuzu geçen defter bırakmıştır. Bu defterlerin sayfaları içinde kendi özel hayatına ait bilgiler yanında o günlerde Çorum'da yaşananları da kısa kısa bizlere anlatmaktadır. Eşref Ertekin'in günlükleri -bu yönüyle Çorum'dan-Çorumludan bahsettiği satırlarıyla- adeta bir "Çorum günlüğü" hüviyetini de göstermektedir.   
Eşref Ertekin'in özenle sakladığı bu defterleri, manevi oğlu Bülhan Ertekin Bey bana lütfettiler. Tamamen eski yazı ile (Osmanlıca) olan bu defterleri bugünkü Türk alfabesine çevirmeye çalışıyorum.     
(Eşref Ertekin'in Günlüklerinden Seçmeler) başlığı altında yayınlayacağım bu yazı dizisine 1927 yılına ait günlükleriyle başlayacağım. Sonra 1933-1938 yıllarına ait günlüklerinden seçmeler sunacağım.
Günlüklerin seçimi için değişik bir konuya vurgu olanlar ile Çorum'un herhangi bir hususiyetini bize öğreten veya aktaran günlükleri almaya çalıştım.  Eşref Ertekin'in defterinde ne yazılı ise aynen aldım. Dil yönünden oldukça sade bir dile sahip olan Ertekin, ilk günlüklerinde de ve ileriki yıllarda da Çorum ağzında var olan söyleyişleri yazılarında kullanmıştır. Türk Dili Cemiyeti üyesi olarak da haliyle Türkçe'ye özen göstermiştir. 
Pek çok okuyucumuz için doğal olarak Eşref Ertekin ve onun aile, arkadaş, işyeri çevresi içinde geçen isimleri tanımak mümkün değildir. Günlüklerin alt kısmında vereceğimiz açıklamalarla okuyuculara bir ölçüde de olsa daha iyi anlama imkânı sağlamış olacağız. Bizim eklemelerimiz sadece bu açıklamalar olacaktır.      
Özellikle 1938 yılında Halkevi Dil-Tarih ve Edebiyat Şubesinin Çorum çevresindeki köylere yaptıkları inceleme gezilerinin anlatıldığı sayfaları okuyucularımızla paylaşacağım.       
Okuyacağınız satırlarda, bundan 80-90 yıl öncesi yapılan çalışmaların heyecanını ve yine 80-90 yıl öncesinin Çorum'unu ve çevre köylerimizin durumunu bulacaksınız. 
Eşref Ertekin büyüğümüzü ve yazılar içinde adı geçen bütün hemşehrilerimizi rahmetle anıyorum. 
 
 
A. Ozulu