7/24 Tekbir, Tehlil, Naz, Niyaz... 1

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

 Bir mübarek Ramazan’ı ve Bayram’ı daha geride bıraktık. Yüce Allah yenilerine sağlıcakla kavuşmayı nasip etsin.
Geride bıraktığımız Ramazan-ı Şerifi, Mevla nasip etti Kutsal topraklarda geçirdik.
En son yazımızda siz okuyucularımızla vedalaşmıştık ve Yunus Emre’nin diliyle “Kalanlara Selam Olsun” demiştik.
Cidde’ye varış
Ankara Esenboğa Havaalanından kalkan uçağımız, Cidde Havaalanına indiği zaman, işin ciddiye bindiğini fark ettik. Çünkü mukaddes yolculuğun havasına girmeye başlamıştık. Aslında Çorum’dan Ankara’ya varıp havaalanında ihramları giymeye başlayınca havaya çoktan girmiştik.
Ramazan’dan bir gün önce Sabah namazı Cidde Hava Limanı’ndayız. Sabah Namazını Müteakip Mekke’ye doğru hareket ediyoruz. Saat 08:30 civarında Otele vardık. Küçük bir kahvaltının ardından ilk umremizi tamamlamak üzere Kabe’ye koşuyoruz. Tavaf ve sa’y’in ardından ihramdan çıkacağız ama öğle namazı yaklaşıyor. Namazı da eda edip otele giderek traş olup ihramdan çıkmayı planlıyoruz.
Kâbe'yle ilk karşılaşma
Grubumuzla birlikte Kâbe'nin avlusundan içeriye girdik. Kâbe'yi henüz görebilmiş değiliz. Herkes heyecan içinde...
Kâbe, eskiden etrafı açık olduğu için, çok uzaktan rahatlıkla görülebiliyormuş. Osmanlının son döneminde çekilen fotoğraflardan bunu anlıyoruz. Şu anda Kâbe'nin etrafı, Kâbe'den daha yüksek binalarla çevrili. Bu sebeple Kâbe, avludan içeri girilmedikçe, en yakından bile görülemiyor.
Avludan içeri girince, merdivenlerin başında, grup hocası bize: “Az sonra Kâbe'yi göreceksiniz. Kâbe'yi görünce yapılan dua kabul olur. Şimdi herkes gözünü kapasın..Bir kaç metre sonra gözünüzü açtığınızda, karşınızda Kâbe'yi göreceksiniz. O anda nasıl dua etmek istiyorsanız, şimdiden buna hazırlanın” dedi.
Daha önce benim gibi gelenler vardı ama kayınvalide gibi ilk gelen ve bu heyacanı taşıyanlar da vardı. “Nasıl ve ne için” dua edeceğimizi düşüne düşüne birkaç metre yürüdük... Ve karşımızda tüm ihtişamıyla Kâbe!..
Heyacanın tavana vurduğu an...
 Mevla isteyen her müslümana bu heyacanı yaşatsın..
  **
İlk günün tedirginliği
İlk günün acemiliğini atabilmek için Tavaf, sa’y ve otele dönüşün grup halinde olması lazım. Eğer birlikte hareket edinebilinirse..
Bizim grup topu topuna 12 kişi.
Şirketin 30 günlük Ramazan Umresi için yazılan çok sayıda müşterisi var. Ancak bu sene vize sıkıntısı önceki yıllara göre daha fazla imiş. İlk vizesi çıkan 12 şanslı arasında idik ben, eşim ve kayınvalide. Dolaysıyla Şirketin Ramazan Umresine giden ilk grubuyuz.
 İlk gün ne yazık ki grup hassasiyeti içerisinde hareket edemedik. Hasta ve yaşlılarımız var dememize rağmen grup koptu.
Kayınvalide yürüme sıkıntısı çekiyor; 15 adımda bir dinlenmesi gerek.
 Tavaf alanı sakindi ve doya doya tavaf yaptık, Kâbe’nin duvarlarına el-yüz sürdük, Hatim bölgesi’nde namaz kıldık. Yürüme sıkıntısı olan kayınvalide göz kızgınlığına bunları yaptı. Sa’y’e geçince mesafe uzun olduğu için tekerlekli araba kiraladık. Öğle namazını eda ettikten sonra güç-bela otele ulaşabildik.
 **
 Bir eleştiri
 Hac ya da umre için yola çıkarken din görevlilerinin ilk ikazı bu yolculuğun ve görevlerin ifasının zor olacağı; Peygamberimizin niyetinde “Allahım, hac/umre yapmak istiyorum, bana kolay kıl ve onu benden kabul eyle” buyurduğu yönünde oluyor. İlk günü gerek şirket/diyanet gerekse din görevlileri iyi organize ederlerse zorluk morluk yok. Tavaf ve sa’y’da kopma ve kaybolma kimden kaynaklanan sıkıntı; din görevlisinden. Otelde odanızı bir türlü bulamıyorsunuz, buldunuz eksiklikleri var, size söz verilen evsafta değil, kimin hatası; şirket/diyanetin. İlk gün bunlar olunca yorgunluğun da verdiği stresle durum çileye dönüşüyor. Zira ziyaretin/seyahatin doğasından kaynaklanan zorluklara kimsenin itiraz ettiği yok. İzdiham/kalabalık, servisin trafiğe takılması, sıcak, klimalar, para/eşya kaybolmaları, kuyruklar...Bunların her biri birer sıkıntı ama görevliler ne yapsın; sadece tavsiyede bulunabilirler.Tedbirini kişi kendi alacak, alıyor da…  
**
Umre mesaimiz tam gaz
 Kabe’de genişletme çalışmalarından dolayı servis otobüslerinin yeri Kabe’ye bihayli uzak. Sıcak, çıplak ayak ve terlik, adımbaşı insan; insan seli, Ramazan; açlık ve susuzluk, ter, klimalar, sa’y alanının aşırı soğukluğu; ikinci ve üçüncü kat adeta buzhane... Bunların hiçbiri oraya özlemle gidenler için sorun değil. Hastalanma, ayakların taban ve parmak uçlarının çatlaması-patlaması umurumuzda bile değil..
İlk günün acemiliğinin ardından diğer günler Ramazan ayının da başlaması ile hareketlendi; koşuşturma başladı.
Oruç tutma süremiz Türkiye’den yaklaşık 2,5 saat daha kısa idi. Günün ne zaman başlayıp bittiğinin çoğu kere farkına varamazdık. Çünkü yapmamız gerekenleri sıraya koyduğunuzda boş vaktiniz kalmıyor. Vakit namazları Kabe’de kılmak, namaz öncesi veya sonrası tavaf yapmak, tesbihat, ezkar, başladığınız hatmin cüzlerini okumak durumundasınız. Yorgunluk yakanızda olası boş vakitte uyumak zorunda kalıyorsunuz. Böyle bir günlük programda namaz vakitleri adeta peşpeşe diziliyor... Belki sabah ile öğle arası biraz uzunca gibi, o kısmen uzun arada uyuma ve dinlenme zamanı.
Tekbir, tehlil…
Kutsal topraklara kısa veya uzun süreli gidenlerin belki tamamı aynı şeyi söyleyeceklerdir. İlk günler dünya ile, memleketle bağınızı kesiyorsunuz, unutup gidiyorsunuz. Zira dünya meşgalesini geride bırakıp oradasınız. Tek göreviniz var: Tekbir, tehlil, namaz, naz, niyaz…
Hem de 7/24 tekbir, tehlil, namaz…
(Devam edecek)