Bütün kusurlarına rağmen neden AK PARTİ?

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

İngilizin başını çektiği işgalci batı, 1923'te bağımsız bir Türkiye'nin kurulmasına razı olmayı birçok şarta bağladı. Bunlardan bir de yeni kurulacak devlet, Ortadoğu'ya, Balkanlara ve Kafkaslara zinhar dönüp bakmayacaktı. Yurtta sulh cihanda sulh, bu zillet halini millete yutturmak için uydurulmuş içi boş bir slogandır. 
Seçim sonuçlarının bir partinin tek başına hükümet kuramayacak şekilde sonuçlanması ile birlikte zaten daha önceden de yürütülen Suriye sınırındaki kuşatma projesi hız kazandı. İçeride hükümeti kurmak için yürütülen koalisyon çalışmaları, muhalefet liderlerinin Tayyip Erdoğan ve Ak Partiden intikam alma hırslarına meze olurken, dışarıda ise havadan ABD, karadan PKK-PYD öncülüğünde bölgede yaşayan Türkmen ve Araplar Türkiye'ye kovalanarak Akdeniz'e doğru bir Kürt koridoru açılıyor.           
IŞİD'le mücadele maskesi altında yürütülen bu operasyonun yarattığı yeni mülteci dalgası ile hükümetin kıyıları dövülürken, Ak Parti'nin yeni hükümet konusundaki pazarlık gücü zayıflatılmak isteniyor. İşte 7 Haziran seçimlerinde bu partiye karşı yerel işbirlikçileri ile birlikte tüm küresel güçlerin topyekûn saldırıya geçmelerinin izahı burada aranmalıdır. 
BİRLİKTE İYİ SALLADINIZ, AFERİN
CHP-HDP, birlikte iyi salladılar gerçekten, ama adımız gibi eminiz ki bu "birlikte"nin içinde yukarıda sözünü ettiğim Türkiye'nin sınırları dışında hiçbir yere başını çevirip bakmasını istemeyen küresel emperyalizm belirleyici bir yer tutuyor. Her seçim zaferinden sonra Halep'i Antep'ten, Şam'ı, Urfa'dan, Bağdat'ı Diyarbakır'dan, Küdüs'ü, İstanbul'dan, Saraybosna'yı Erzurum'dan,  Priştine'yi Edirne'den, Mekke Medine'yi  Kars'tan Konya'dan farklı görmediğini dünyaya haykırmanın ne anlama geldiğini anlamayacaklar mıydı?
Herkes bizim gibi adına Milli Eğitim denilen, gerçekte kendi kendini sömürgeleştirme faaliyeti olan bir sistemle tarihsizleştirilmiş, hafızası silinmiş, mankurtlaştırılmış değil ki.  Bu yüzden 8 Haziran'da niçin zil takıp oynadıklarını bile tam olarak anladığımız söylenemez. Batı basınında, "Yeni bin yılın Selahaddin Eyyubi'si son metroda durduruldu" başlığının atılması milliyetçilerimizin dikkatini bile çekmedi. Mavi Marmara gemisi Kürt kayasına çarptı ve karaya oturdu diye ağızların kulaklara varmasından Kürt İslamcılar anladı mı bilmiyoruz ama Türk Kutsal İttifakçıları bir şey anlamadı. 
Seçimlerden önce her şeye rağmen Ak Parti dememiz işte bundandı.  Ak Parti içindeki bazı Allah'tan korkmaz, kuldan utanmazların doymak bilmeyen açgözlülüğüne, bazı sonradan görmüş, hazıra konmuş, millete tepeden bakan kibirli yöneticilerin isyan ettiren şımarık davranışlarına rağmen, ısrarla Ak Parti dememiz bundandı. 
Çünkü Türkiye son yıllarda bu Batılı efendilerin çizdiği sınırlar içinde kalmaya razı olmadığı, siyasetini onların belirlediği alanla sınırlı tutmadığı için artık dost ülke değildi ve cezalandırılmak isteniyordu. Seçimden önce Newyork Times'in Nato'ya çağrı yapması bundandı, durdurun Türkiye'yi diye. Ama bunu ne bizim milliyetçilerimiz gördü, ne de hırsları akıllarını örtmüş bazı İslamcılarımız. 
II. ABDÜLHAMİT NİÇİN KIZIL SULTAN, TAYYİP ERDOĞAN NEDEN DİKTATÖR
Tayyip Erdoğan'a düşman olmak için ne kadar haklı sebepleriniz olursa olsun, emin olun bu konudaki hiçbir argümanınız, Abdülhamit'i tahttan indirmek için Yahudi, Ermeni ve Rumlarla işbirliği yapan o günün milliyetçi ve İslamcılarından daha güçlü değildir. Zira ne peşinizde hafiyeler dolaşıyor, ne konuşup yazdıklarınızdan dolayı başınıza bir iş geliyor. Dilediğiniz gibi sövüp sayıyor, dilediğiniz gibi yazıp çiziyorsunuz.  
Ne olurdu tarihten birazcık ders alsak da, tekerrür ettirmesek. Darbe girişimlerini yolsuzluk, hırsızlık operasyonu altına gizleyenlerin derdinin gerçekten bu olduğuna nasıl inanabiliyoruz? Üstelik üniversite, KPSS dahil bir çok sınavda soruları çalanların, "hırsız var" diye en çok bağıranlar olduğu ortadayken. Dertlerinin yolsuzluk, hırsızlık, ağaç, çiçek, böcek olmadığını ne zaman anlayacağız. 
İĞNE BAŞKASINA İSE ÇUVALDIZ KENDİMİZE
Belini kırmayan her darbe insanı güçlendirir sözüne inanırım. Seçim sonuçları sarsıcı olmuştur ama bir yandan da hayırlı olmuştur. Allah, hem millete hem de kendilerini alternatifsiz gibi görerek şımaranlara uyarıda bulunmuştur. Ders alınırsa bu sonuç rahmettir, alınmazsa sonun başlangıcı. 
Yukarılarda neler konuşuluyor bilmiyoruz ama alt kademelerde şimdilik çok değişen bir şey yok. En fazla ders çıkartması gerekenler, siyah gözlüklerinin arkasına saklanıp, hala milletle göz teması kurmaktan kaçınıyorlar. İyi de millet, bakışlarını o siyah camların arkasına saklayanların nereye baktıklarını nasıl anlasın ki?  
Cumhuriyet tarihi boyunca hizmetin bu kadar tabana yayıldığı bir dönem olmadığını düşünen ( bence de kesinlikle öyledir) ve bunun her şey olduğunu zannedenler bilmeli ki, ne kadar hizmet getirmiş olursanız olun, arkasından başa kakma olarak anlaşılabilecek bir söz, bir davranış, "beni adam yerine saymadıktan sonra ne yapayım hizmetini" dedirtir ki, galiba söylenen de budur.