AK PARTİLİ OLMAYANLARI İLGİLENDİRMEYEN BİR YAZI

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

AK Parti'de yapılan temayül yoklaması sonrasında sandıklar açılmadan genel merkeze gönderildi. Önceki seçimlerde temayülden yüksek oy alan aday adaylarının sıralamaya girememesinin yol açtığı tartışmalardan dolayı olmalı ki, bu kez sıralama açıklanmadı. Ortalıkta bazı iddialar dolaşıyor ama dedikodudan öte bir değeri yok. 
İki gün önce de parti genel merkezinde mülakatlar yapıldı. Şimdi sıra adaylardan hangilerinin daha çok tercih edildiğinin tespit edileceği kamuoyu yoklamasında. Arkasından da bütün gözler Ankara'ya çevrilecek ve 39 aday adayı içinden kimlerin ilk dörde, daha doğrusu ilk üçe girdiğinin açıklanacağı gün beklenecek. 
Gerçi kimilerine göre adaylar çoktan belli, temayül, mülakat, kamuoyu yoklaması filan bunlar formaliteden ibaret. Maksat demokrasicilik olsun, vatandaş yöneticilerini kendisinin seçtiğini zannetmeye devam etsin. 
Gerçekten de öyle midir? Bence ne temayül, ne de mülakat tek başına belirleyici olmayacak elbette. Ama bu durum teşkilatlarda, kamuoyunda bilinir, sevilir olmanın hiç önemli olmadığı, genel merkezin bu hususları hiç kaale almadığı şeklinde de anlaşılamaz. 
Her şeyin genel merkez tarafından belirlendiği, diğer işlemlerin demokrat görünmek adına yapılan birer göstermelik iş olduğu şeklinde düşünenler daha çok Arif Ersoy'un adaylık açıklamasından sonra hesapları alt üst olanlar. Kendileri yıllardır gece gündüz bu parti için çalışırken son dakikada bir başka partiden gelen birinin önlerine geçirilmesi ihtimaline fena halde kızıyor ve "nerden çıktı bu amca" diye düşünüyorlar. Ama bu arkadaşların yanıldığı husus, AK Parti kurulalı henüz on beş yıl bile olmamışken, hareketin çok daha eskilere dayandığı ve Arif Ersoy'un da o hareketin temel taşlarından birisi olduğudur.        
Arif Hoca sıralamaya girebilir veya giremez o ayrı bir konudur ama kendisini dışarıdan gelmiş birisi olarak düşünmek yetmişli, seksenli yılları yaşamadığı için AK Parti'yi 2001 yılında gökten zembille inmiş bir hareket gibi görenlerin işi olabilir ancak. Geç kaldığı konusunda eleştirilebilir ama bunun ötesine geçerek kendisine harici bir unsur muamelesi yapılması fevkalade yanlıştır.
Evveliyatını çok daha gerilere götürmek mümkün ama bu kadronun bir dava hareketi olarak siyaset sahnesine çıkışı, Milli Nizam Partisi'nin kurulduğu 1969 yılıdır. Yani bugünkü güce neredeyse yarım yüzyıllık bir emek ve mücadele sonrasında ulaşılmıştır. Zaten başka türlüsü de tabiata aykırı olurdu. Tarihte hangi sosyal hareket bir yıl içinde insanların ilgi ve teveccühüne mazhar olabilmiştir ki? 
AK Parti kimilerine göre 28 Şubat tecrübesinden sonra sistemin ve onun küresel efendilerinin kendisini asla affetmeyeceğini bildiği için Erbakan Hoca'nın en çok güvendiği öğrencisi olan R.T. Erdoğan'a kurdurduğu bir partidir. Kimilerine göre ise dünyanın geldiği noktayı kavramakta zorluk çektikleri için anlayışla karşılanması ama emeklerinin de asla inkar edilmemesi gereken büyüklerle yolların ayrılmasının adıdır.  
Öyle ya da böyle, ilk günden beri başta R.T. Erdoğan olmak üzere tüm lider kadro, rahmetli Erbakan Hoca'nın hakarete varan onca ağır sözlerine karşı hep sessiz kalmış, bir kez dahi saygısızlık yapmamış, karşılık vermemişlerdir. 
Statükonun sahibi beyaz azınlık da böyle düşünüyor olmalı ki, T. Erdoğan'ın geçmişte söylediği bir sözünden yola çıkarak, "demokrasiyi araç olarak görüyor, değiştim diyor ama değiştiği filan yok, kafasının arkasında başka planlar var" diyerek ilk iktidar yıllarında rahmetli Erbakan Hoca'ya davrandığından hiç farklı davranmadı. Zaten Milli Görüş gömleğini çıkarttığı sözüne, geleceği öngörmekte yanıldıkları için yanında yer almayan bir avuç eski arkadaşından başka kimsecikler de inanmadı. Gerçekte onlar da inanmadılar ama hasetçiliklerinden işlerine öylesi geldi.
Hasılı elli yılda, namaz kılan, oruç tutan siyasetçinin dini siyasete alet ediyor diye halka şikayet edildiği ve bunun da prim yaptığı günlerden bugünlere gelindi. Şimdi cumhurbaşkanının müezzinlik yapması dahi haber değeri taşımıyor. Yakında geçip cemaatin önüne namaz kıldırsa bazılarının yüreği yanacak ama seslerini çıkartamayacaklar. Türkiye değişti, millet değişti, artık din siyasete alet ediliyor saçmalıklarının halkta bir karşılığı yok.       
Ama bu kolay olmadı. Elli yıl bedel ödendi bu günlere gelebilmek uğruna. Bu hareketin öncüleri rahmetli Erbakan Hoca'nın rehberliğinde dağ taş, köy kasaba gezerken ikbal hesabı yapmadılar. Takunyalı, yobaz, gerici, din istimrarcısı gibi ne hakaretlere, ne aşağılanmalara maruz kaldılar. Kaç defa partileri kapatıldı, kaç defa emekleri çalındı; kadınların kızların küpeleriyle, yüzükleriyle sahip olunan parti, dernek mallarına kaç kez el konuldu, sayısını bile unuttuk. 
Yetmişleri seksenleri hatırlamakta zorluk çekenler hiç değilse doksanların sonunda 28 Şubat'ta maruz kalınan haksızlıkları bari hatırlasınlar. Milletin boğazından kısarak yaptırdığı İmam Hatip Liseleri, Kuran Kursları kaç defa kapatıldı, kaç defa açıldı. Şairin "velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim" dediği gibi her darbede biraz daha güçlenerek bugünlere gelindi.
İşte gelinen bu noktadaki bütün başarının sadece AK Parti'nin kurulması sonrasında verilen mücadele ile sağlandığını düşünen kardeşler kesinlikle yanılıyorlar. Sabah namazından çıktığında doğruca gazete bayisine yönelerek, ikinci bir ibadet yapar gibi cebindeki ekmek parasının bir kısmıyla gazetesini aldıktan sonra adı üste gelecek şekilde ceketinin yan cebine yerleştiren Rıza (Göbütoğlu) Amca'yı,  Erbakan Hoca'nın video kasetlerini dinletmek için hem de gündüz vakti, iş güç zamanı sanayi esnafını posta posta evine taşıyan Kasım (Ahıskalı) Abi'yi tanımayan nesil, bugünlere paraşütle indiğimizi zannediyor.
Onların haklı oldukları tek bir nokta varsa o da, dava dava diyerek davanın rantını yiyenlerle, teşkilatlarda zerre miskal emekleri olmadığı halde hangi özelliklerinden olduğu bilinmez, tepeden inme tiplerin saflarımızdan hiç eksik olmamasıdır. Bu kötü örneklere bakanlar biraz da biz ölelim diye düşünüyor olabilirler.  
Ama ne yapalım ki her kutlu mücadelenin kaderidir bu. Bütün hesaplarını dünyalık üzerine kuranlar için bu durum tahammül edilmez bir şey olsa da, gerçek dava erleri için çok da üzerinde durulacak bir kıymette değildir. En nihayetinde hayat bir imtihandır ve hesap görücü olarak da Allah yeter.  Omerkilic91@Hotmail.com   
Not: (Rıza Amca ve Kasım Abi sadece birer semboldür. Bu vesileyle her ikisine de Rabbimden rahmet ve mağfiret diliyorum.)