Çorum’a hasret

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Prof. Dr. Ahmet Lütfi Kazancı ile dostluğumuz babalarımızın dostluğundan feyz almış ve zaman içinde sürekli artan bir muhabbetle yaşamaktadır.
Kazancı ile 1953 yılında ilimizde yeni açılan bir okul olan İmam-Hatip Okulu’nun ilk öğrencileri olarak orta tahsile aynı sınıfta başladık. İmam Hatip Okulu yeni açıldığı için daha önceki yıllarda ilkokulu bitirip tahsile devam etmeyen- edemeyen- yaşı 14’den18’e kadar ulaşmış, sakal tıraşı olarak okula gelen arkadaşlarımız da bir hayli çoktu. Kazancı da ilkokulu bitirdikten sonra Kur’an Kursu’na devam edip Hafız olmuş, babası yanında çarıkçılığı öğrenmiş, devam ettiği kunduracı ustası yanında da baştan sona bir kundura ayakkabı dikecek kadar mahir bir kalfa da olmuştu. Yeni açılan okulumuzda 12-13 yaşında olanlarımız daha yaşlı olan sınıf arkadaşlarımıza ağabey diyerek hitap ediyorduk.
Rahmetli okul müdürümüz Necmi Şamlı Bey, bir okul kuralı getirerek sınıf arkadaşlarının birbirlerine sadece soyadlarıyla hitap etmeleri gerektiğini duyurduğu günden beri Kazancı bana Ozulu diye hitap eder.
Ben de o’na Kazancı demeyip ağabey dersem, hemen uyarır. “Biz arkadaşız” der. Ben de “Kazancı” derim ama benim için O, her zaman saygı duyduğum bir dostum ve ağabeyimdir.
Kazancı, 1978 yılında Çorum’dan ayrılarak Bursa Yüksek İslam Enstitüsü’nde hocalık görevine gitti. Orada ilmi kariyer sahipliğinin son basamağı olan profesörlüğe kadar yükseldi. Okudu, okuttu ve yazdı. Bursa’da 35 eser kaleme aldı. Milli ve manevi değerlerimize sahip çıkarak, inanç dünyamıza ve İslam tarihine ait araştırmalarını milletimizin ve insanlığın istifadesine sunmaya çalışarak günler geceler, aylar yıllar geçirdi. Bu yıllar içinde de Çorum özlemini hep yaşadı ve her Çorum’a gelişinde eski Çorum’u sokak sokak, çarşı çarşı bir daha dolaşıp dostlarını bir bir ziyaret etti.
Çorum’da yazdığı bir eseri imzalayıp bana hediye edince, inşallah 50. eserini de imzalayıp bana hediye edersin, diye dilekte bulunmuştum. Her bir eseri çıktıkça imzalayıp hediye ederken “kaç oldu” diye ilk sözümüzü hatırlarız. Şimdi ise 50’ye ulaşmaya 12 eser kaldı. İnşallah Rabbim O’na yazmayı bana da okumayı nasip eder. Geçen günler içinde bir telefon görüşmemizde yine Çorum hasretiyle memleketten haberler soruyordu. Baktım, yine gurbet duyguları içinde
Çorum dedikçe sesi titriyor. Sonunda şurada bir şiirim var, onu da okuyayım da dedi ve aşağıdaki şiiri okudu. Şiiri yazıp bana göndermesini istedim. Bir haftaya kalmadı şiir geldi. Kazancı bu şiiri 2005 yılında yazmış, şimdi 2015 yılındayız. Kazancı 37 yıldır Bursa’da. Saygıdeğer Kazancı ağabeyime sağlık ve afiyetler dileyerek şiirini okuyucularımızla paylaşıyorum.
 
- Bursa’da 27.yılı doldururken-
 
Hasretin eşliğinde giderken doludizgin
Bakıyorum etrafa gözyaşlı, gönül ezgin
Bastırıyor dişlerim moraran dudağımı
Diyorum, behey şaşkın, Bursa’ya neden geldin?
 
Ya bir dereye indin ya bir yokuş tırmandın
Memleket hasretiyle hep kavruldun, hep yandın
Aşina yüz mü gördün etrafında bunca yıl
Yalnızlığın, gurbetin boyasıyla boyandın.
 
Ne yurdunu unuttun, ne de Bursalı oldun
Ağzım burnum demeden kendini burda buldun
Kadere isyan etmek kimsenin hakkı değil
Lakin gurbet ilinde bir öksüz gibi kaldın
 
Zaman zaman oturup anlatsam da derdimi
Silemedim içimden Çorum’un hasretini
Üzülme gelir geçer demesi kolay amma
Buyur, sök at, içimden gariplik illetini.
 
“Şu karşıki yüce dağlar aceb bizim dağlarmola?”
Diyen âşık gibi oldum hasret ile yana yana
Aylak gezmedim hiç, lakin ah-vah ile dolaştım hep
Bilmem ecel nerde bulur, nerde yapışır yakama…
                             Ahmet Lütfi Kazancı
11 Haziran 2005- Emirsultan- Bursa