Hediye vaar, hediye var

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

 Dilimize armağan olarak geçen hediye kelimesi, daha çok aslı itibarıyla kullanılır.
Belirli gün ve haftaların arka planına bakıldığında hediyeleşme kültürünün yattığı söylenebilir.
En son yılbaşı denilen miladi yeni yıla girme ithal âdetini yaşadık. Müslüman kimliğiyle bağdaşmayan ancak miladi takvime geçişle birlikte zorunlu olarak âdetlerimiz arasına girmiştir yılbaşı. İstesek de, istemesek de, sevsek de, sevmesek de bu bir vakıa. Çok şükür örf ve kültür seviyesine hâlâ çıkamamıştır.
Batı kültür ve medeniyetini benimsemiş tüm dünyada yılbaşı, yeni yıla giriş ve yeni yıldan beklentiler ritüelleşen törenlerle dile getirilmekte, kutlanmaktadır. Hediyeleşme de bu arada ritüelin bir parçası olarak sunulmaktadır diyebiliriz.
**
Hediyeleşme tüketim kültürünün yaygın olduğu toplumlarda ekonomik-harcama aracı olsa da bizim medeniyetimizde iki insan arasında kaynaşma aracıdır. Bu sebeple teşvik ve tavsiye edilir.
Necip Fazıl bu durumu bir beytinde şöyle formüle eder:
 “Hediyeleşin” sakın kaş çatmayın, gülünüz!
Sevişin, el sıkışın, aydınlansın gönlünüz..
“Yarım elma, gönül alma” diye atalarımızın özetlediği “hediye”, toplumumuzda yaygın olarak neşvü nema bulmaktadır.
Hediyenin büyüğü küçüğü olmaz. Ama gönül karşı tarafta ya işe yaramasını ya da bir ihtiyacı karşılamasını ister.
1984’lü yıllar, Erzurum’da kamu görevi ve Üniversite eğitimi dolaysıyla bulunuyorum. Oturduğum mahallede neredeyse akşam-sabah görüştüğümüz ve iyiliğini gördüğüm bir dostum hastalanmış ve hastaneye yatmıştı. Ziyaretine mutlaka gitmem, giderken de hediye götürmem gerekiyordu. Hediye ne olmalıydı diye saatlerce düşündüm. Derdim hem hastanede hem de hastane dışında işine yarayan bir şey olsundu. En sonunda o zaman yaygın olmayan yeni çıkan elektrikli su ısıtıcılardan bir tanesini aldım götürdüm.
Dostumun diğer bir ziyaretimde hastane odasında diğer arkadaşlarıyla çay vs. için kullandığını ve arkamızdan dua ettiğini anlatan olumlu tepkisiyle hediyemin işe yaramışlığından duyduğum sevincimi unutamam.
**
Yılbaşı vesilesiyle hediyeleşme Batı Kültürü’nde olmazsa olmaz bir âdet. Kültürde olanlar  öykülerine elbette yansıyacaktır.
Hediyenin içtenliğini gösterme bakımından sözün burasında böyle bir öyküye yer vereceğim. (Derdimin yılbaşında hediyeleşmeyi asla teşvik olmadığının bilinmesi kaydıyla.)
Genç kızın parası bir avuç bozukluktan ibaretti... Parasını bir kere daha saydı, bir kere daha, bir kere daha. Ertesi gün yılbaşı idi.
Elindeki bu azıcık parayla nişanlısı için ne gibi bir hediye alabilirdi ki. Halbu ki ona kıymetli hediye almak hayaliyle ne mutlu saatler geçirmişti.
Uzun saçları vardı. Bir süre aynanın karşısında saçlarını seyreden genç kız, gözleri pırıl pırıl yanarak kapıyı açtı ve koşa koşa merdivenlerden inerek sokağa fırladı. Takma saç yapan bayan kuaförün önünde durdu. Birdenbire kendini içeride buldu.
Kadına:
 -“Saçlarımı satın almak ister misiniz” diye sordu.
-“Şapkanızı bir çıkarında göreyim.”
 Kuaför saçları elleriyle yokladıktan sonra,
 -“Yirmi dolar eder.” dedi.
 -“Çabuk parayı verin, kabul ediyorum.” 
Genç kız, nişanlısına uygun, aynı zamanda hesaplı bir hediye buluncaya kadar birçok mağaza dolaştı. Sonunda dükkânın birinde ona layık hediyeyi bulabildi. Bu, gayet zarif şekilde işlenmiş gümüş bir saat zinciri idi. 
Genç kızın nişanlısı da fakir biriydi. Fakir gencin yaşamda sahip olduğu tek kıymetli şey dedesinden kalma eski bir saatti. Ama onun da zinciri uzun zaman önce koptuğu için, saat her zaman cebinde dururdu. 
Genç kız eve döndüğünde bir an için aptallık yaptığını düşündü. Ya sevdiği yaptığını beğenmez, onu bu haliyle çirkin buluşa? 
 Saat yedide her şey hazırdı. Yemek de ocağın üstünde ısınmaktaydı. Nişanlısı hiç geç kalmazdı. Nitekim uzaktan ayak sesleri duyuldu.
 Kapı açıldı. Nişanlısı içeri girdi. Zayıf fakat gösterişli bir erkekti. Zavallı çocuk henüz yirmi iki yaşında olmasına rağmen geçinme derdi bütün ağırlığıyla omuzlarına çökmüştü.
Yeni bir paltoya ihtiyacı vardı, eldivenleri de yoktu.. Eşikte durmuş, hayretten fal taşı gibi açılmış gözlerle nişanlısına bakıyordu. 
Genç kız endişe ile;
-“Bana öyle kötü bakma, saçlarımı kestirdim, sattım, çünkü yılbaşı için sana bir hediye almak istiyordum. Fakat üzülme, saçlarım o kadar çabuk uzuyor ki. Hem bir görsen, sana ne güzel bir hediye aldım.” 
Delikanlı yutkunarak: -“Saçlarını mı kestirdin?” diye tekrarladı.
-“Evet, kestirdim ve sattım. Sana hediye almak için.” Gözleri buğulanan delikanlı, cebinden bir paket çıkardı.
-“Saçını kestirmenin ya da başka bir şeyin sana olan sevgimi azaltacağını düşünme”
Ama şu paketi açınca niye bu kadar şaşkına döndüğümü anlayacaksın.” 
Beyaz parmaklar heyecanla paketin ipini çözdü. Paket açıldığı zaman ilk sevinç  feryadı az sonra ümitsiz gözyaşlarına döndü. Çünkü pakette, harikulade bir fildişi saç tarağı vardı. 
-“Merak etme, saçlarım o kadar çabuk uzar ki…”
Genç kız birden sıçradı. Aldığı hediyeyi masanın üzerinden alıp heyecanla nişanlısına uzattı. 
-“Ne güzel değil mi? Saatini çıkar da bak. Bu zincir ona ne güzel yakışacak.”  
Delikanlı ümitsizlikle cevap verdi.
-“Üzgünüm, şimdilik bunu bir kenara bırakalım. Çünkü sana bu tarağı alabilmek için saatimi satmak zorunda kaldım.”
**
Hediye vaar, hediye var.