ÇAR ve SULTAN

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Alman Focus dergisi Rusya lideri V. Putin'in Türkiye ziyaretini Çar'la Sultan'ın buluşması şeklinde haber yapmış ve ikisini de Batı'ya karşı olan rambo politikacılar olarak nitelendirerek batıda endişe ile izlendiklerini belirtmiş. Haberin Putin ile ilgili olan yanı bir tarafa, Tayyip Erdoğan'ı diktatör ilan ederek meşruiyetini tartışılır duruma getirmek için çabalayan içerideki iflah olmaz Tayyip düşmanlarına verilen bir destek olduğuna kuşku yok. CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun başını çektiği muhalif koalisyonun oluşturmaya çalıştığı otoriter, diktatör algısını güçlendirme çabalarına dışarıdan sağlanan lojistik. 
Yeni Cumhurbaşkanlığı sarayının da ısrarla gündemde tutulmaya çalışılması bu senaryonun bir parçası. Türkiye'nin son yıllarda izlediği bağımsız politikalardan rahatsız olan dünyanın egemen güçleri ile onların içerideki işbirlikçileri, dahası eski Türkiye'nin vesayet düzeni özlemcileri, darbe hevesleri kursaklarında kalan paralel yapı ve daha birçok farklı nedenle muhalif kanatta yer alan çevreler bu destekten hayli memnun görünüyorlar. 
Onların bu ziyareti böyle haberleştirmekle amaçları ne olursa olsun, doğrusu millet çoğunluğunun bu Sultanlık yakıştırmasından çok da rahatsız olduğunu hiç sanmıyorum. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı oydan çok daha fazla bir ekseriyet, Osmanlı geçmişinden gocunmadığı gibi başka konularda kendisine kızsalar da, özellikle yabancı devlet adamları ile yaptığı görüşmelerdeki o olağanüstü özgüvenli ve cesur duruşunda iki yüz yıldır hasretlik çektikleri lideri görüyor ve seviyor. 
Canlı yayında Putin'in Esed ile ilgili sarfettiği "seçimlerden halkın desteğini alarak çıktığı" şeklindeki sözlerine diplomaside hiç rastlanmayan (monşerlere göre çok kaba) şekilde verdiği cevapta olduğu gibi hakikatleri diplomatik nezakete kurban etmeyişi, teamül adı verilen tabuları elinin tersiyle itmesi, bilimsel gerçeklikmiş gibi dünyaya dayatılan ezerleri bozması ve benzeri tavırları milletin yıllardır ezilen, yaralanan gururuna ilaç gibi geliyor.  
Birleşmiş Milletler toplantısında ABD başkanı Obama başta olmak üzere batılı, doğulu tüm liderlerin gözlerinin içine baka baka bu zulüm düzeninin böyle devam edemeyeceği yönündeki haykırışı, Suriye'de dört yıldır devam eden katliama gözlerini kapayan, Mısır'daki darbeye darbe diyemeyen ve Sisi'yi ağırlayarak meşrulaştıran tüm batılı liderlere her fırsatta sarf ettiği ağır sözler, Alev Alatlı'nın deyişiyle ancak bir devrimcinin söyleyebileceği sözlerdir. 
Tayyip Erdoğan, dünyanın egemenleri tarafından tam da bunun için, demokrasi kisvesi altına gizlenmiş zalimlerin maskesini düşürdüğü için sevilmiyor, hatta küresel statüko için dünyanın en tehlikeli adamı kabul ediliyor.  Bunun bizim açımızdan anlaşılmayacak hiç bir tarafı yok da anlamakta zorluk çektiğimiz nokta, kendilerine aydın payesini vermekten çok hoşlanan ülkemiz okumuşlarının, yazar çizer takımının müesses nizamın patronları ile ağız birliği, iş birliği yapmaları ve batıda çıkan bu tür haberlere dört elle sarılmaları.  
Erdoğan'ı çeşitli nedenlerle sevmeyebilirsiniz, her fırsatta dindar kimliğini ön plana çıkartması sinirlerinizi bozuyor olabilir tamam, anladık ta nerde kaldı sizin emperyalizm, sömürü düşmanlığınız. Yıllarca "Amerika katil katil" türküsüyle kafamızı şişirdiniz. Haydi buyurun, en küçük bir samimiyet kırıntısı taşıyorsanız sömürgeci düzene başkaldıran adamın yanında yer alın, sonra yine kozlarınızı paylaşırsınız. 
Ama hayır yapamazlar. Türkiye'nin çok partili hayata geçtiği 1950'den beri devlet iktidarına sırtını dayayarak milletin seçtiklerine muhalefet etmeyi marifet zanneden bu asalak zihniyet, şimdi içeride sırtını dayayacak devlet iktidarı kalmadığını gördüğü için bu defa da küresel iktidara sırtını dayıyor ve Birleşmiş Milletlerin beşli çete düzenine başkaldırarak, sadece Müslüman halklarda değil, Afrika'dan Güney Amerika'ya kadar dünyanın tüm mazlumlarına umut olan adama muhalefet ediyor, sonra da neden bizim sözümüze kulak verilmiyor diye dövünüyorlar.
Haksızlığa, adaletsizliğe, zulme ilk karşı çıkması gerekenler aydınlar olmalı değil miydi? Lafa gelince "aydın muhalif adamdır, kimsenin söylemediğini söyleyebilen yalnız adamdır" diyerek kendilerine ayrıcalıklı bir mevki biçen bu muhteremler, dünyanın bu firavun düzeninin karizmasını çizen adama sırf dindar kimliği yüzünden düşmanlık etmekte hiçbir beis görmüyor, bunu da "diktatöre karşı çıkan aydın tavrı" olarak yutturmaya çalışıyorlar. 
Başta Türkiye'nin ayağına vurulmuş yüz yıllık pranga olan Kürt meselesinin çözüm çabaları olmak üzere, Alevi sorunu gibi yılların biriktirdiği birçok problemi çözmek için yürütülen iyi niyetli çalışmalardaki takındıkları tutum ile bu zümre, artık şükürler olsun ki tüm itibarını yitirmiş, millete akıl verme pozisyonunu ebediyen kaybetmişlerdir. 
İstedikleri kadar yırtınsınlar, gece gündüz saray inşa ediliyor, diktatörlük kuruluyor, dışlanıyoruz, yalnızlaşıyoruz diye bağırsınlar, eski Türkiye ile birlikte saltanatları sona eren bir mutlu azınlık ile Mekke'den çıkıp gelen peygamber yüzünden Medine'ye kral olma hayalleri suya düştüğü için bir ömür boyu münafıklık yapan İbni Selül gibi dünya devleti hayalleri bir gecede yok olduğu için düşmanlıkta sınır tanımayan şebekeden başka kendilerine kulak veren yok.   Omerkilic91@Hotmail.com